Taehyung masasının başında oturmuş, bilgisayarındaki işlere dalmıştı. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen karakol neredeyse dolmuştu. Her zamanki gibi yoğun bir gün olacağı belliydi. Ancak kafasında sürekli dönen bir düşünce vardı: yanlışlıkla Jungkook'a gönderdiği o fotoğraf. Kalbi her seferinde bu hatayı hatırladığında biraz daha hızlı atıyordu. Utanıyordu. Hem de çok.
Jungkook masasında sessizce oturuyor, gözleri bilgisayar ekranına odaklanmış gibi görünse de zihni bambaşka yerlerdeydi. Taehyung'un gönderdiği o fotoğrafı düşündükçe yüzünde beliren hafif bir gülümsemeyi engelleyemiyordu. Fotoğraf uygunsuz değildi, ama Taehyung'un ona gönderirken ne kadar utandığını tahmin edebiliyordu.
Taehyung'un masası Jungkook'un masasının tam karşısındaydı ve bu durumu daha da zorlaştırıyordu. Taehyung gözlerini Jungkook'tan kaçırmaya çalışsa da, sürekli ona bakma isteğiyle savaşıyordu. Nihayet dayanamayarak yerinden kalktı ve kahve makinesine doğru yöneldi. Belki de biraz kahve iyi gelir ve kafasını toplamasına yardımcı olurdu.
Tam bu sırada Jungkookda masadan kalktı ve Taehyung'un ardından kahve makinesine doğru yürüdü. İkisi de birbirinden habersizdi. Kahve makinesine ulaştıklarında aniden karşılaştılar ve Taehyung, Jungkook'un gözlerinin içine bakarken kalbi hızla çarpmaya başladı.
"Günaydın, Taehyung," dedi Jungkook, sakin ve kendinden emin bir ses tonuyla. "Kahve almaya mı geldin?"
Taehyung başını salladı, kelimeler ağzından çıkmakta zorlanıyordu. "Evet, biraz kahve iyi gelir diye düşündüm."
Jungkook hafifçe gülümsedi ve kahve makinesine doğru uzanarak bir fincan aldı. "Bana da bir tane yapar mısın?" diye sordu. "Bugün biraz yoğun bir gün olacak gibi."
Taehyung hızlıca başını salladı ve iki fincan kahve hazırlamaya başladı. Elleri hafifçe titriyor, kafasındaki düşünceleri dağıtmak için çabalıyordu. Kahveleri hazırladıktan sonra, fincanlardan birini Jungkook'a uzattı.
"Teşekkürler," dedi Jungkook, fincanı alırken Taehyung'un gözlerinin içine bakarak. "Bu arada, dün geceki fotoğraf için endişelenmene gerek yok. Herkesin başına gelebilir."
Taehyung'un yüzü anında kızardı ve gözlerini kaçırdı. "Gerçekten özür dilerim. O kadar utanıyorum ki..."
Jungkook gülümsedi ve Taehyung'un omzuna hafifçe dokundu. "Ciddi olma, Taehyung. Herkes bazen hata yapabilir."
Taehyung derin bir nefes aldı ve Jungkook'un gülümsemesiyle biraz rahatladı. "Evet," dedi, sesi hala biraz titrek olsa da. "Teşekkürler, Jungkook."
O sırada ofisteki diğer çalışanlar yavaş yavaş dikkatlerini bu ikiliye vermeye başlamıştı. Kimileri meraklı gözlerle bakıyor, kimileri ise kendi işlerine dönmeye çalışıyordu. Ancak Taehyung ve Jungkook için bu an, tüm dünyanın durmuş gibi hissettirdiği bir an olmuştu.
Bir süre sonra, ikisi de kahvelerini alarak masalarına geri döndüler. Ancak Taehyung'un kafası hala karışıktı. Jungkook'un rahat tavırları biraz olsun içini rahatlatmış olsa da, hala bu yanlış mesajın sonuçlarını düşünmeden edemiyordu. Jungkook'un bu durumu bu kadar olgun karşılaması, ona karşı olan hislerini daha da güçlendirmişti.
İşler yavaş yavaş yoğunlaşırken, Taehyung kendini tamamen işine vermeye çalıştı. Ancak göz ucuyla sürekli Jungkook'a bakmaktan kendini alamıyordu. Jungkook ise her zamanki gibi ciddi bir şekilde çalışıyordu, ama arada bir Taehyung'a baktığını Taehyung fark ediyordu.
Odasının kapısı çalındı ve içeri Başkomiser girdi. "Taehyung, Emily'nin sözde babası olan herifin kardeşi varmış. Şansımıza o burda. Bu gece büyük bir parti düzenliyorlar. Onunla birlikte bir sürü ele başı adamları da orda olacak ,yakalayabiliriz."
