en az sımsıkı kapattığı gözleri kadar gergin olan bedeni yatağın ortasında oturmaktan başka bir şey yapamazken, kulaklarının şiddetli uğultusunun da ona yardımcı olduğu söylenemezdi. ellerini yüzüne götürüp sertçe ovuşturdu kendine gelebilmek için.
şekilli parmaklarına sahiplik yapan ellerini yüzünden çekip, gözlerini ona verilen otel odasında gezdirdi birkaç saniye boyunca. a milli takıma seçildiğini ve ülkesi için ter dökeceğini öğrendiğinden beri içinde bir mutluluk vardı lâkin gerçeklerle yüzleşince işler hiç tahmin ettiği gibi gitmemişti.
ilk başta sarışınlığının hakkını verip, her şeyin yolunda olacağını düşünmüştü, genç çocuk. hesaba katmadığı şey ise kamp için geldikleri almanya'da karşılaşmış olduğu tavırlardı.
semih, yaşça büyüklerinden çoğu zaman konuşulan şeyleri duymuştu ancak birinci elden tüm bunlara şahit olabilmek, bambaşkaydı. menajerlerin ve hatta antrenör oyunlarının bir kurbanı hâline gelebileceğini hiçbir zaman düşünmemişti genç çocuk. nerede yanlış yaptığını bilmiyordu, ancak geldiğinden beri hiçbir teknik idmana alınmamış, haber dâhi verilmemişti sarışına.
tam da forvet eksikliği çeken a milli takım'a göre olduğunu düşünmüştü aslında. eksik olduğunu düşünmüyordu, fiziğinin onun yaşındaki bir çocuk için oldukça yeterli ve hatta fazlasıyla iyi olduğunun farkındaydı. çok güzel bir sezon geçirmişti, semih.
beşiktaş'ın ona ihtiyacı olduğu anda ortaya çıkmış, oldukça zor gollere imza atarak çarşı grubunun gözbebeği hâline gelmişti. biliyordu, onlar herkesi kolay kolay sevmez ancak sevdikleri zaman da bırakmazlardı.
odasında öylece otururken, milli takım'ın instagram hesabından yapılan paylaşım ile birlikte, kendisi hariç herkesin antrenmanda olduğunu fark etmişti semih. ve dakikalardır bu yüzden asık olan suratı, beşiktaş taraftarını düşününce biraz olsun gülmüştü. a milli takım'a ikinci kez çağırılıyordu. ilk gelişi o kadar kısa sürmüştü ki, semih göz açıp kapayıncaya dek bir anda kendisini ümit milli takımda buluvermişti.
ikinci çağırılışında böyle olmasından korksa da, olmamıştı. çünkü çocuk hiç yokmuş gibi davranıyorlardı.
derin bir nefes almak için ciğerlerini zorladı ve yanan gözlerine ellerini götürerek ovuşturdu. bu hareketi zaten taşmak üzere olan gözyaşlarının birer birer dökülmesine neden olurken, sarışın çocuk omuzlarının sarsılmasını önemsemeden hıçkırarak ağlamaya başladı. geldiği ilk günden beri o kadar dolmuştu ki, ne yapması gerektiğini bilmiyordu. birkaç kez psikolojik yardım almayı denemişti ancak çok yardımının dokunduğu söylenemezdi.
birkaç dakikalık ağlama krizinin sonrasında, semih kızardığını tahmin ettiği yanaklarında elinin tersini gezdirdi ve gözyaşlarını temizledi hızla. derin bir nefes alıp lavaboya doğru ilerledi, aynanın karşısında gördüğü yüz tam da tahmin ettiği gibiydi.
birbirine girmiş sarı saçlar, ağladığı için kızarmış mavileri, ağlamamak için dakikalardır dişlediği için hafifçe şişmiş olan dudakları.
suyu açtıktan sonra birkaç sert hamleyle yüzünü yıkadı ve kenardaki havluyla kuruladıktan sonra tekrar yatağına adımlamaya başladı. oldukça yıkık hissediyordu. ağlamaktan mayışmış olan bedenini yatağa fırlatıp ona istediği uykuyu verecekken tıklatılan kapı ile hareketlerine bir son verdi.
ilk başta açmamayı düşündü, semih.
en kötü ihtimalle odasını temizlemek için gelen otel görevlisiydi.
ancak, kulaklarına dolan ve son derece endişe kokan, "semih, benim. açar mısın lütfen!" cümlesi oldukça beklenmedikti. sarışın çocuk derin bir nefes aldıktan sonra yavaş adımlarla kapıya yürümeye başladı.
başka birisi gelmiş olsaydı açmayacaktı belki de bu kapıyı.
ancak, barış alper...
semih oldukça zor zamanlardan ve hatta sınavlardan geçiyordu. ve barış, şaşırtıcı bir şekilde çocuğa sürekli yardımcı oluyordu. semih, kendisini kötü hissettiği her an yanıbaşında çakma sarışın olan bu oğlanı buluyordu ve bu durumdan zerre kadar şikayetçi değildi. herkesin sana karşı çıkmaya çalıştığı ve hatanı aradıkları bu yerde sana sahip çıkmaya ve en önemlisi seni dinlemeye hazır olan birilerinin olması hiçte fena bir fikir değildi.
sarışın çocuk, kapıyı araladığı an barış'ın bedeni semih'in iznini beklemeden içeriye sızdı ve ayağının basit bir hareketiyle kapıyı kapattı. kapattığı kapıya sırtını yasladıktan sonra bakışlarını hızla semih'te gezdirdi. tahmin ettiği gibi, çocuk ağlamıştı. boğazını temizledi ve gözlerini çocuğun kızarmış mavilerine diktikten sonra derin bir nefes almaya çalışırken, "umarım rahatsız etmemişimdir." diye konuştu.
semih, duyduğu cümleyle alayla gülmeden edemedi. "sanki başka bir işim varmış gibi." diyerek bozuk bir tonda konuştuğunda, alper bir elini ensesine attı ve ovuşturdu sertçe. semih'in pozisyonunda hocanın kendisini oynatmasından ötürü her ne kadar kabul etmek istemese de suçlu hissediyordu ve kendisinden yaşça küçük olan bu çocuğu üzgün görmek, üzüntüsüne neden olan dış faktörlerden birisi olmak onu kahrediyordu.
semih, geldiği ilk günden beri kendisine oldukça iyi davranan barış alper'i terslediğini fark ettiğinde sertçe dilini ısırdı ve konuştu telaşla. "üzgünüm, sinirim sana değil. biliyorsun." dedi ve barış'a doğru birkaç küçük adım atarak bir elini onun koluna koydu, parmakları bulunduğu yeri okşadı yavaşça.
oldukça dostane bir hareket olan bu dokunuş, barış'ın içinde tuhaf hislere neden olmuştu. barış, düşündüğü şeyi fark ettiğinde kaşlarını çatmasına engel olamadı.
"hayır, hayır. sorun değil, biliyorum. ben sadece iyi olup olmadığını görmek istedim." dedi kendisini konuşmaya zorlarken. zorlamıştı çünkü ona birkaç santim aşağıdan meraklı mavileriyle çipil çipil bakan bu çocuk, ona farklı şeyler hissettiriyordu.
semih kılıçsoy, barış'ın kurduğu cümleye cevap olarak hiçbir şey söylemeden barış'ın kolundaki elini omzuna götürmüş ve orayı da hafifçe okşadıktan sonra, mavilerini, barış'ın elalarına sabitleyerek konuşmaya başlamıştı, ''geldiğim günden beri kendimi bir tek senin yanında iyi hissediyorum, gittiğim her yerde boğuluyormuş gibi olurken, senin yanında nefes alabildiğimi biliyorum. '' demişti şefkatle ve elini barış'ın omzundan çekerek kalbine götürmüştü. "sen iyi birisin, barış." demişti parmakları çocuğun göğsündeyken.
barış alper'in kalp atışları, semih elini koyar koymaz anında hızlanırken çocuğun mavileri yavaşça eli ve barış'ın gözleri arasında mekik dokudu. barış ise kalp atışlarının hızının farkında olmuş olacak ki birkaç saniyelik direnişten sonra ancak bakabilmişti çocuğun mavilerine.
ancak semih, barış ile göz göze gelir gelmez hızla elini çekmiş, birkaç adım geriye gidivermişti.
semih, barış'ın gözlerinde ne gördüğünü bilmiyordu ama gördüğü şey elini olduğu yerden hızla çekmesini sağlamıştı. abisi olarak gördüğü oğlana bakıp gergince gülümsemiş ve sonrasında konuşmuştu. "iyi olduğumu gördüğüne göre, artık gitsen iyi olur barış.''
barış, çocuğun dudaklarının arasından çıkıp kulaklarına dolan cümleyi kafasıyla onayladıktan sonra sırtını yasladığı kapıyı açıp, çıkıvermişti.
az önce ne yaşanmıştı?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
dibine kadar | semih & barış a.
Fanfictionbarış alper, semih'i, hiç kimsenin daha önce anlamadığı kadar iyi anlamıştı. bu kitaptaki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. tamamen hayal ürünüdür.