"Senin hayatını cehennem etmeden ölmeyeğim Karen.
Ama korkma, seni öldürmeyeceğim." Richer, işaret parmağını gökyüzüne doğru kaldırdı. "Senin o kaltak annen ile babanın olduğuna ve seni izlediğine inandığın Tanrı'na, 'Öldür beni..!' diye yalvaracak...
"Söylediğiniz saçmalıkları kendinize saklayıp, insanları zaaflarından vurmayın. O adam benim abim değil. Olamaz da. Hem.. Eğer O adam benim ağabeyim olsaydı beni tanırdı. Bana ruhen zarar vermezdi. Değil mi.?"
Sonlara doğru kısılan sesim yüzünden son dediklerimi duydu mu, bilmiyorum. Fakat bu benim şu anda hiç umrumda değildi.
Kadın bana üzgün bakışlarla bakarken benim ne hissettiğimi bilmiyordu.
Bilemezdi de zaten.
Kadın tam konuşacakken elimi kaldırıp konuşmasına engel oldum.
"Lütfen. Kafam almıyor artık hiçbir şeyi. O yüzden lütfen beni daha fazla yalanlarınızla boğmayın. "
Sözümü bitirip kadına sırtımı döndüğümde genzim sızlamaya başladı. Boğazımı temizleyip tam kasabanın çıkış kapısına doğru ilerleyecekken, James malikanesinin en üst katının bir altındaki odanın balkonunda, elinde bir kağıt parçası olan ve kafasını gökyüzüne doğru kaldırmış olan Aiden'a kaydı bakışlarım.