0.2

2.1K 251 154
                                    

yorum yapmıyorsunuz, bari oy verin...
😔🎀

barış alper ile olan o konuşmamızın arasından bir gün geçmişti. bu süreç içerisinde hollanda maçı için yaptığımız hazırlıklara ara vermeden devam etmiştik. her ne kadar oynamamak, ülkemin formasını terletememek beni üzse de, bizim çocukların gidebildikleri kadar gitmelerini, hatta mümkünse kupayı kaldırmalarını istiyordum.

yavaş yavaş oynamamaya alışmaya başladığımı biliyordum ve önümde daha uzun bir yolculuk olduğunun da farkında olduğum için kendimi mental olarak zorlamak istemiyordum artık. biliyordum ki bir gün ben tüm ülkemin sevdiği, çok değerli bir futbolcu olacaktım.

tüm bu sorunlar derken bir de şimdi barış alper yılmaz çıkmıştı ortaya.

yapma demek istiyordum.

benim bir sürü sorunum varken bir de sen herhangi bir sorun yaratma diyesim geliyordu. o günkü hareketleri sonucunda, aklımda birden fazla ihtimal ve soru dolaşmaya başlamıştı.

benden mi hoşlanıyordu? ondan mı hoşlanmamı istiyordu? benden hoşlanmama ihtimaline sevindiğime neden sinirlenmişti? yoksa böyle bir fikrin hoşuma gitmesini mi istiyordu? onun beni sevebilme fikrinden hoşlanmalı mıydım? ya da o benden mi hoşlanmalıydı?

ne sikim saçmalıyordum?

belki de yanına gidip açıkca sormalıydım, cevap istemeliydim çünkü bu konu beni mental olarak zorlamaya başlamıştı.

olabilir miydi?

bilmiyordum ki.

olduğum yerde derin bir nefes aldıktan sonra etrafımdaki koşuşturmayı izlemeye başladım. tüm takım toplanmış, yemek yiyorduk. arda ve ferdi hararetli bir şekilde sohbet ederken, cenk ve irfan abi de bertuğ'un açtığı kulağa son derece iğrenç gelen şarkıya dans ederek eşlik ediyordu. ismail abi, elindeki çatalda ne olduğu bilmediğim şeyi inatla kenan'a yedirmeye çalışıyor ama kenan yemeyi ısrarla reddediyor, istemiyordu.

kafamı iki yana sallayarak onların bu hallerine bir hafif bir gülüş attım. aynı lig içerisinde rakip takımlardayken birbirimize sövecek hatta zaman zaman dövmek isteyecek seviyeye gelsek de günün sonunda birlikte sırt sırta veriyorduk.

aslında, yemek çok önce bitmişti ve çoğu kişi dinlenmek için odasına çekilmişti. ancak ben burada kalıp biraz olsun anın tadını çıkaran arkadaşlarımı izlemek ve hatta onlarla birlikte eğlenmek istemiştim, her zaman dinlenebilirdim ama bir daha on sekiz yaşına gelmeyecektim, değil mi?

düşüncelerimin aksine yorgunluktan deliren bedenim odama çıkmak için can atarken, kulağıma gelen yüksek kahkaha sesi ile kafamı sesin geldiği yöne doğru çevirdim. o denli yüksek tonlu bir kahkahaydı ki, zaten ağrıyan başımın daha da ağrımasına sebep olmuştu.

karşılıklı gülen bedenler kadrajıma girdiği an gördüğüm görüntü gözlerimin kısılmasını sağlamıştı.
bedenimde birdenbire ne olduğuna anlam veremediğim bir his yükselmeye başlarken kaşlarımı çattım sinirle.

kanım kaynıyor gibi hissediyordum.

ama beni neden ilgilendiriyordu ki?

barış alper yılmaz, karşısında duran kerem'in ona anlattığı şeyleri öyle bir mutluluk ve keyifle dinliyordu ki, gözlerinin parıldayışını bu mesafeden bile görebiliyordum.

bir an için, sadece çok küçük bir an için...

kerem olmak istemiştim.

çünkü, bana kalırsa barış alper, beni kerem'i dinlediği gibi dinlemiyordu, biz yan yana olduğumuz zaman ortam o kadar gergin bir hâl alıyordu ki, ben ne diyeceğimi şaşırıyordum. evet, birlikteyken eğleniyorduk ama çoğu zaman barış bana birkaç klasik büyük abi tavsiyesi veriyordu. kerem'e bakarken sevinçle ışıldayan gözleri bana bakarken bomboş bir küreye dönüşüyor, bana bakarken ne düşündüğünü anlamama engel oluyordu.

dibine kadar | semih & barış a.Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin