0.7

1.8K 195 160
                                    

merhaba, erişim engeli gelince yazasım kaçtığı için kitapları kaldırmıştım ancak hesaba girer girmez bir sürü bildirim gördüm🥹

dedim ki bitmedi bitemez kimse bitiremez!!

bir yandan gözyaşları yanaklarını ıslatırken, semih, barış alper'den duyduğu cümleyle ne yaptığını yeni idrak edebilmişti. ne yapmıştı böyle! semih cevap vermeyince baeış alper, iki elini semih'in göğsüne bastırıp onu sertçe itti. bu itişten dolayı yalpalayan semih, düşmekten son an kurtulmuştu.

"ben, ben çok özür dilerim." dedi panikle konuşan semih.

anlık bir his için, neleri çöpe atmıştı ki?

barış alper'in ona cevap vermesini beklemeden tekrar dudaklarını araladı ve konuşmaya başladı. istediği tek şey bu adamı kaybetmemekti, daha önemli bir şey yoktu. "bir anda oldu, yemin ederim." diyerek hızlı hızlı konuşmuş bir yandan da titreyen ellerini nereye koyacağını bilemediği için hararetli bir şekilde hareket ettiriyordu.

semih'in dilediği özürleri duymazdan gelen barış alper gözlerini devirdi sinirle.

takıldığı konu onu öpüşü ya da seviyor oluşu değildi ki.

elbette yapmamalıydı ama problem bu değildi.

"belli etmediğini mi zannediyorsun semih?" diye sordu bu kez barış alper. semih bu cümleyi duyduğu an tekrar yıkıldığını fark etti.

adam, biliyordu.

kafasını yavaşça kaldırdı ve gözlerinden görülen şaşkınlıkla adama bakmaya başladı. dudaklarını aralayabildiği an araladı ve konuştu. "ama sen...nasıl?"

barış, bedenine dolan sinir nedeniyle histerik bir kahkaha attı ve tekrar konuştu. "anlaşılmıyor mu sanıyorsun, sarışın? bana baktığın her an o sevgiyi gözlerinde görebiliyorum." diye konuştu sinirle. semih kılıçsoy, barış alper'i ilk defa bu kadar sinirli görüyordu.

bedenine dolan hüzün ile kendisini yere attı ve dizlerini kendisine çekip oturmaya başladı. çıplak sırtı soğuk duvara değdiği an, titremeye başlamıştı ama umurunda bile değildi, olmamalıydı. daha büyük sorunları vardı.

"ben, özür dilerim. yemin ederim benim sevgim sana zarar vermez barış, uzaktan severim. kimseye söylemem." dedi eliyle yüzünü kapattığı için boğuk çıkan sesiyle.

"yapma, semih." dedi bu kez daha az bir sinirle.

çocuğu böyle savunmasız ve çaresiz bir şekilde gördüğü an tüm gardı birdenbire inivermişti. semih ne kadar üzgünse o da en az onun kadar üzgündü. birkaç büyük adım atıp semih'in yanına diz çöktü ve çocuğun ellerini yüzünden çekti kendi elleriyle.

semih kafasını kaldırır kaldırmaz, kızarık mavileri adamınkilerle buluştuğunda tüylerinin diken diken olduğunu hissederken, barış alper içinin sızladığını fark etmişti. semih'i kollarının arasına alıp sevmek istiyordu ama yapamazdı ki.

semih aniden gelen farkındalıkla yutkundu ve gözlerini adamın gözlerinden çekmeden konuşmaya başladı. "ne zamandır biliyorsun?" diye sordu kısık sesle.

öyle kısık sesle konuşmuştu ki, çakma sarı neredeyse duyamamıştı. birkaç saniye çocuğun yüzüne baktıktan sonra anlayabilmişti. derin bir nefes verdi ve dudaklarını araladı. "bana bakarken gülümsedin.  gözlerinle." dedi yine o da tıplı semih kadar kısık bir sesle.

semih, aptallığına karşı oturup yüksek sesler ile kahkaha atmak ya da oturup saatlerce yatağından çıkmadan ağlamak istiyordu.

boğazını temizledi ve bu kez daha gür bir sesle konuştu. "ben bile ne hissettiğimi bilmiyorken, sen nasıl anladın?" dedi ve birkaç saniyelik duraklamadan sonra tekrar konuştu. "anlam veremiyorum... sadece basit bir gülümseme olmadığını nasıl anladın?" diye sordu kafasını yana eğip. 

dibine kadar | semih & barış a.Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin