20- Kibrit?

86 4 0
                                        

Onun için Fransızca da güzel bir cümle öğrendim ama o, cümleyi değersizleştirdi.

Yine gelecekten Bir cümle ve bir önce bölümün devam edecek.

---

Finalement, vous aussi, vous disparaîtrez.

"Yanan kibrit de en sonunda söner, senin ne haddine benim olana dokunmak?"

Derse başlamış, arada başka konulardan konuşuyorlardı. Daha doğrusu, o anlatıyor, Bora dinliyordu. 2 saatlik bir ders olucakmış ve Bora'nın isteği üzerine bu süreyi uzatabilirmiş. "Anladım," dedi soğuk ve düz bir sesle. Burnundan derin bir nefes alıp verdi, sırada ki soruya geçtiler. Sorular üzerinden anlatıyordu, hoca.

"İstersen ufak bir mola verelim."
Başını varla yok arasında salladı, masanın üzerinde ki şişeden su içti.

"Ah, biraz sohbet edelim. Son zamanlarda konuştuğun birisi var mı?"

Anlamadı. Anladı ama "salağa yatıyorum" demek daha mantıklı olur. Konuşmak yerine başıı eğdim ve parmaklarını seyrettim.

"Utanma!"
Aniden yükselen ses ile irkildi, büyümüş gözleri ile öğretmene döndü. Konuşmak istemiyordu, Onu istiyordu! Ondan hafifçe uzaklaştı. "Yok, yani var. Var mı? Bilmiyorum."Hızlı hızlı saçmalamadan sonra gülmeye başladı. Gülüşü ürkütücüydu, başını geriye atmış gülerken yavaş yavaş sustu. "Öyle mi? Platonik misin?"

O Bora'yı seviyorsa, değildi. Seviyor mu?

Sorulan soruyu önemsemedi, önüne döndü. Neden böyle bir soru soruyor ki?
Öğretmen, ona döndü ve üstüne eğildi. "Sizi ilginlendirmez." Adam başını yana yatırdı ve yüzüne daha çok yaklaştı. "Uzaklaş!" Sertçe, yüksek sesle konuştu.
İçinden düştüğü duruma sövdü.
Adam daha da üstüne eğilince ne onun kaçacak yeri, ne de adamın geri çekilme fikri tamamen ortadan kalkmış oldu. "Uzaklaş demiştim," diye tekrarladı kendini ama sesi öylesine kısık çıkmıştı ki adamın duyduğundan bile emin değildi. Adam, elini yavaşça beline attı ve okşamaya başladı. Rahatsız olduğu o kadar belliydi ki ancak adam bunu görmeyecek kadar da gözünü kararmıştı. "Çekil!" Üçüncü uyarıya rağmen adam bunu da umursamadı.

En sonunda kendini geri çekmeyi denedi ama olmadı, başaramadı. Sonunun iyi olmayacağını biliyordu ama bilmek istemiyordu, sadece kendisiyle başbaşa kalmak ve kendi sorularına cevap aramak istiyordu. Tamda hüzünden kuruluyorken bu olanlar onun kara bahtı mıydı? Söyleyecek ne bir söz ne de bir cevap bulamadı. Sadece bu işgencenin bitmesini istedi. Tabii ne kadar mümkünse. "Bak, sus artık!"


Adam, dudaklarını tüy misali Bora'nın boynuna hafifçe değdirirken, yavsaş yavaş aşağıya doğru ilerliyordu. Bora'nın nefesi kesilmişti; boğazına düğümlenen korku, bütün bedenini esir alıyordu. Ellerini çaresizce etrafta gezdirdi ve eline gelen ilk eşyayı yakaladı. Kalbi göğsünde çarparken, bütün kuvvetini toparladı ve hızlı adamın kafasına savurdu.

"Ah! Ne yaptığını sanıyorsun sen?!" Adamın ani öfkesi, odanın dört bir yanında yankılandı. Yüzü kızgınlıktan bir anlık çarparken, vücudu titremeye başladı. Bora ise korkunun etkisiyle titriyor, zihninde canlanan kabusları bastıramaya çalışıyordu, fakat başaramıyordu. Emir nerede kalmıştı?Onu kurtarmaya ne zaman gelecekti?

Vücudu kaskatı kesilmiş, hareket edemez haldeydi, fakat duyguları adeta fırtınaya kapılmış gibiydi. Aniden toparlandı ve titrek adımlarla ayağa kalktı. Adamdan uzaklaşmaya çalışırken birkaç geri adım attı ve sırtını yatağın kenarında buldu. Panik içerisinde etrafa bakındı, zihninde tek bir düşünceyi yankılanıyordu: kendini nasıl koruyabilirdi? Gözleri odada kesici bir alet ararken umutsuzca dolaştı.

Her geçen saniye, korkunun ve çaresizliğin daha da derinleştiği bir girdaba çekiliyordu. Eline geçen, süs niyetine konulan çiçekli küçük seramik saksıyı adamın kafasında kırdı. Adam, sağlam ve güçlü birine benziyordu, beklediği gibi de adama zarar gelmedi. Amacı buydu ve istediği de adamın dikkatinin dağılmasıydı. Adamın bir eli kafasına gitti. Bora'nın tüm düşünceleri burada bitmişti, artık onun için bir devam ihtimali yoktu. Tek yapabileceği çırpınmak. Adamı itmeye, vurmaya çalıştı ancak işler klişe bir şekilde devam etmek yerine adam sinirlendi ve Bora'yı sertçe yere itti. "Kıpırdama!" Yere itmesinden sonra da emir vermiş ve sandalyenin üstünde ki ceketi hızlıca giyindi ve kapıya doğru hızlı adımlarla ilerledi. Ancak onu durduran öfkesi, mantığın önüne çekip tekrar çocuğun yanına gelip çocuğun karnına sert bir kaç darbe daha attı ve çekip gitti. Bora, yerde nefessiz ve gözleri dolu dolu durmuştu. Sanki bütün her şey altüst olmuştu, sanki her şey bir anda durmuş ve sadece karnında hissettiği ağrı ile durmuştu. Evin içersine herhangi bir adamın girmesi yasaktı -istisnai durumlar dışı- ve koca evde sadece o vardı. Ev, Emir ve onun isteklerine göre düzenlediği için çoğu şey Bora'ya ters düşmüştü. Ayağı kalkma gücünü kendinde bulamadığı için olduğu yerde kaldı. Elinde sonunda biri gelicektir, değil mi? Gelmesi için içinden dualar etmeye başladı ancak göz kapakları ağrıya daha fazla dayanamayıp kapandı.

Peki, Emir neredeydi? İşinin başındaydı.
Yapması gereken işleri yapmış ve evine doğru çoktan yol almıştı.

---

Ne bölüm yazasim, ne de atasim var...
Moralim o kadar boktan ki bölüm yazarsam mutsuz bitecekmis gibi hissediyorum. Bu kadar kırılmak hakkım mıydı? Bilmiyorum.

Solitude//BxB// -tamamlandı-Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin