10. Bölüm

8 0 0
                                    

SINAV TELAŞI

1980 yılı. İstanbul, her zamanki gibi, Monaliza’yı andırıyor. Büyüleyici, ihtişamlı ve gizemli. Şehir, hayatımın dönüm noktalarından biri olan bugünü yansıtıyordu adeta; tıpkı önümdeki üniversite sınavının geleceğimi belirleyecek olması gibi. Göremediğim bir geleceğin ağırlığı omuzlarımda, içimde belirsiz bir kasvet vardı.

Sabahın erken saatinde, odamdaki kırık aynanın önüne geçtim. Aynadaki yansıma, bana geleceğin bir adım ötede olduğunu fısıldıyordu. “Başaracaksın,” dedim kendime, sesim titrek ama kararlıydı. İlk kez bu kadar yakın hissetmiştim o hayalini kurduğum mutlu günlere. O güzel günlerin kapısını aralayacak tek anahtar başarıydı, bunu biliyordum. Kendime alıcı gözlerle baktım. Gençliğimin en parlak dönemindeydim; ama aynadaki kız, hep küçümsediğim biri olmuştu. "Ne kadar da güzel bir genç kız olmuşum," diye geçirdim içimden, biraz şaşkın, biraz da hayretle.

Evdeki huzursuzluklar bana kendimi sevmemeyi öğretmişti. Ama gözlerim... Zeytin karası gözlerim, buğulu bakışlarım, bakımsız saçlarımın altında bile ışıldıyordu. Yine de tek baş edemediğim şey göğüslerimdi. Varlıklarından utanç duyarak, onları sürekli saklama çabası içinde olmak beni kendimden soğutuyordu. Bu ev, bu yaşam... Her şeye rağmen, lise ortalamamın yüksek olması bana gurur veriyor, tüm eziklik hissettiğim yanlarımı kapatıyordu. Tüm bu olumsuzluklara rağmen başarılı olmak...

Ayna karşısında süzülen gururlu bir kuğu gibi hissettim kendimi. Bir adım öne, omuzlarımı arkaya attım. Ellerimle yakamı düzeltip derin bir nefes aldım. "Hazırım," dedim sessizce ve odanın kapısını açtım.

Saat sabahın altısıydı. Ev sessizdi; annem bu saatte ayakta olamazdı, zaten sınavdan bile haberi yoktu. Artık ona aldırış etmiyordum. Kapıyı sessizce kapatıp çıktım evden. Metin, yine her zamanki köşede, direk lambasının altında beni bekliyordu.

“Hadi bakalım, hazır mıyız sınava?” dedi gözleri parıldayarak.

“Kesinlikle hazırız,” diye cevapladım, içimde büyüyen heyecanla. O yıllarda Türkiye'de ancak 19-25 üniversite vardı ve biz bu sınavla o okullardan birine adım atmayı umuyorduk. Gelecek, bu sınavın arkasında saklıydı. İkimiz de bunu biliyorduk.

Metin, birden elimi çekip kendi evlerine doğru yönlendirdi. “Annem kahvaltı hazırladı. Sınava aç gitmek yok, tamam mı?” Sözleri beni güldürdü. Onun bu ince düşünceli halleri içimi ısıtırdı hep. Kapıya vardığımızda, evin kapısı açıktı. İçeride bizi bekleyen sıcak bir kahvaltı sofrası vardı. Metin’in annesi, Fatma teyze, sıcacık çayı dökmüş, bizi bekliyordu. Masaya oturur oturmaz Metin’in küçük yeğeni yanıma koşup boynuma sarıldı. Masadaki herkes, adeta bir bayram sabahını yaşıyor gibiydi. Babası, ablası, minik yeğenleri... Her biri bizimle şans dilemek için uyanmıştı.

“Hadi yavrularım,” dedi Fatma teyze, “Bugün büyük gün. Güzelce doyurun karnınızı.”

Kahvaltı sona erdiğinde, Fatma teyze bizi kapıda uğurlarken bir an duraksadım. “Fatma teyze,” dedim, “Keşke sizin gibi bir anneye sahip olsaydım.” Sözlerimden etkilendi, gözleri doldu. Sıcak bir kucaklaşma ile uğurladı bizi.

Sınava gireceğimiz fakülteye doğru yürürken Metin bir an durdu. Gözleri umutla parıldıyordu. “İnşallah,” diye fısıldadı. “O günler de gelecek.”
Yüzüm kızararak tebessüm ettim ve fakültenin yolunu tuttuk.
Fakülteye vardığımızda, sınava girecek olan gençler kapının önünde birikmişti. Her biri farklı hikayeler, umutlar, hayaller taşıyordu. O kalabalığın arasına karıştık. Sıra bize geldiğinde, talimatlarla sınav salonuna yönlendirildik. Şans eseri Metin’le aynı sınıfta sınava girecektik. Bu beni biraz olsun rahatlatmıştı. Göz göze geldik, başarı dileyip yerlerimize oturduk.

SARMAL 'Bir Hayalim Vardı, Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin