Birkaç gün sonra, tek başıma kaldığım o küçük odadan çıkarttılar beni. Güvenlik kontrolü sırasında duvarlara yaslanmış, ağır demir kapıların açılmasını bekliyordum. Hapishane koridorundaki yankılar, her adımda ruhuma işliyordu. O yankılar, soğuk duvarlara çarpıp geri dönerken, sanki içimdeki boşluğu daha da büyütüyordu. Kalabalık bir koğuşa alındım. O andan itibaren zaman kavramımı kaybettiğimi fark ettim. Sanki dışarıdaki dünyadan izole edilmiş bir hazine sandığıydım; sırlarla doluydum ama bu sırlar kilit altında kalmaya mahkûmdu. Dışarı çıkmak imkânsızdı.
Gökyüzünün maviliği yukardaki minik pencerelerden parlıyordu, özgürlüğün simgesi olarak hep gözümün ucunda ama asla ulaşamayacağım kadar uzak. Buradaydım artık, hapishane duvarlarının ardında, hayatın ötesine geçemediğim bir yerde. Her sabah, bir öncekinin aynısıydı. Kahvaltıda diğer mahkûmlarla bir araya geldiğimde, yüzlerindeki izlerin benimkinden farksız olduğunu fark ettim. Hepimiz aynı kaderi paylaşıyorduk, ama her birimizin içinde farklı bir hikâye yatıyordu.
Öğleden sonraları hapishane atölyesinde çalışmak zorundaydık. Her kuralda, her işte, özgürlüğümden bir parça daha kayboluyormuş gibi hissediyordum. Bu hisler ruha vurulan bir çekiç darbesiydi, ruhumdan bir parça alıp götürüyor, beni biraz daha bu duvarlara bağlıyordu. Akşamları ise yalnız kalmayı tercih ediyordum. Ancak bu sessizlik bana huzur getirmiyordu; aksine iç sesimin çığlıkları kulaklarımı tırmalıyordu. O karlı geceyi ve ellerimdeki kan kokusunu bir türlü unutamıyordum. Saatler, dakikalar, sabahlar ve akşamlar birbirine karışmıştı; burada zaman diye bir şey yoktu ve ben bu yoklukta kayboluyordum.
İlk girdiğimde hapishanenin soğukluğu ve sessizliği beni sarsmamıştı. Alışkındım bu yalnızlığa, bu soğukluğa. Ama zamanla bu soğukluk derinleşti, sessizlik ağırlaştı. Kendime odaklanmaya çalıştım; burada geçireceğim zamanı kabullenirsem, belki daha katlanılır hale gelebilirdi. Ama içimdeki umutsuzluk ve pişmanlık, omuzlarıma çöken bir yük gibi hep benimleydi. Ne olursa olsun, güçlü kalmak zorundaydım. Güçsüzlük burada hayatta kalmanın bir yolunu bulamamak demekti.
Hapishane, insanı düşünmeye, değişmeye ve kendini keşfetmeye zorlayan bir yerdi. Ancak bu yolculuk, acı verici bir süreçti. Geçmiş hataları düşünmek, insanın içini kemiren bir duygu yaratıyordu. Her geçen gün daha çok düşünüyordum, daha çok içime kapanıyordum. Burada herkes suçuyla yüzleşmiş gibiydi. Mahkûmların çoğu, o günlere dönme şansı olsa o hatayı tekrarlamayacağını söylüyordu. Hepimizin içinde bir pişmanlık vardı, ama artık geri dönüş yoktu.
Zamanla, diğer mahkûmlarla daha yakın ilişkiler kurmaya başladım. Burada herkes, suçuyla barışmanın yollarını arıyordu. Örgü örenler, el işleri yapanlar, sanatla uğraşanlar... Herkes, zaman geçirmek için bir uğraş bulmuştu. Hayatla yeniden bir bağlantı kurmak için çabalıyorlardı. Bu dört duvar arasında da olsa, bir şekilde birbirimize umut veriyor, kaybettiğimiz özgürlüğün hayalini kuruyorduk.
Bir sabah kahvaltısında yanımdaki mahkûmlardan biri bana bakarak ve sırıtarak,
"Eee, kızlar, bugün ne yapıyoruz bakalım? Planınız nedir?"O an tekrar içimdeki karanlık büyüdü. Kadının bu sözleri iğneleyici ve sinir bozmaktan başka bir şey değildi. Burada başka bir hayat yoktu. Plan yoktu, gelecek yoktu.
Diğer mahkûmlar arasında da pek sevilmediği belliydi, çünkü kimse ona aldırış etmeden ellerindeki işlere devam ettiler. Hem aptal hem de iticiydi. Gözlerimi üzerine diktim. Ama o, alaylı bir tavırla, "Ne oldu güzelim, bir sıkıntın varsa git gardiyana söyle," dedi ve tek başına gevrek gevrek gülmeye başladı.
O sırada koğuşun kapısı açıldı. İçeri giren gardiyan, "Merve, ziyaretçin var," dedi.
Kim olduğunu bile sormadan, "Kimseyi görmek istemiyorum," dedim. Gelen ya Metin'di ya da annem. Beni başka kim ziyaret edebilirdi ki? Annemi bir daha görmek istemiyordum. O da artık benim için babam gibi ölmüştü. Metin'in yüzüne bakacak cesaretim yoktu; utancım ağır bir yük gibi omuzlarıma çökmüştü. Onunla tekrar yüzleşmek, içimdeki acıyı derinleştirirdi. Ağlayarak yatağıma çekildim.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SARMAL 'Bir Hayalim Vardı,
AventuraBir sevgi siz de ne ifade eder? Bence sevgi, bir insanın kaderini ve kişiliğini şekillendiren tek gerçektir... Üvey bir babayla yaşamak zorunda kalan, ve bu süreçte anne sevgisini hiç göremeyen genç kızın hüzün dolu hayatı. Kitabı okurken, içinde...