BÖLÜM:3

20 3 0
                                    

Ölümler , çığlıklar, feryatlar .

Bazılarının yuva olurdu  hastaneler.
Ağlayarak Allah'a teşekkür edenlerin, ameliyathane kapısının önünde şükür edenlerin, yuvası. Bazı insanlar severdi hastaneleri. Bunları sevdiklerini bağışladığı için, yaddaşlara güzel anılar bırakıldığı için.

Birde bazı insanlar vardı. Hastanelerden nefret eden insanlar. Hastaneler için onlar için cehennemdeki yuvaya çevrilen insanlar. Sahi neden bazı insanlar için cehennemde dönen hastaneler?
Hiç düşündünüz mü?
Ben söyleyeyim.

Çığlık çığlığa' ÖLMEDİ. ÖLEMEZ. YALVARIRIM BİR ŞEYLER YAPIN. BEN ONSUZ YAŞAYAMAM. YALVARIRIM SİZE  BİR ŞEY YAPIN.'diyenler için. Bir kaç cümle ile sevdiğini toprağa vereceğini öğrenilenler için, hastaneye aileleri tarafından terk edilen bebekler için. Feryat ile elleriyle Allah'a biçimiyle,"YARABBİM, NEDEN YAŞATTIN BU ACIYI BANA? BU KULUN BU ACIYLA NASIL YAŞAYACAK BUNDAN SONRA?"
elleriyle kalplerini yumruklayan anneler için. Ve daha söyleyemeyeceğim kadar acılar çeken  insanlar için cehenneme dönerdi hasteneler.
Baktıkları hastanelerde ölüm görürdü onlar. Ölümler , acılar, feryatlar görürdü.

( Çok boş yaptım değil mi. Yeterli bu kadar edebiyyat . )

Gelen çığlıklar ve bağırış sesleri ile daldığım düşüncelerden hızla kurtuldum.
Ambulansın ardından iki askeri araç daha geldi. Araba sırasında içinden ellerinde silahları ile Türk askerleri indiğinde sakince nefesimi verdim. Hepsi yeri titretecek şekilde arabadan ayaklarını yere basıp yüzlerinde gördüğüm endişesi ve panik duygusu ile hızla hastaneye doğru ilerlemeye başladılar. Hepsinin yüzü sadece gözler gözükecek şekilde kapalıydı. Yüzlerindeki endişenin farkındaydım, sadece gözlerine bakarken dahi anlaya bilmiştim.

( Aslanlarım beee  . Sayın okurlar işte karşınız da YILDIRIM TİMİİ YEHUU )

Önde hemşireler, hasta ve biz doktorlar giderken onlar da hiç zaman kaybetmeden arkamızdan geliyorlardı.

Sedyeyle birlikte hızla asansöre bindik. Askerlerin hepsi en az 1.90 ve oldukça iri yapılı olduğu için sadece üçü benimle birlikte asansöre bine bilmişti. Diğerleri ise büyük ihtimal diğer asansörlerle geleceklerdi.

"Doktor hanım kardeşimiz iyi olacak değil mi?" Dedi hemen sağ tarafta saçı başı bir birine karışmış, açık kahve renkli gözlere sahip bir asker. Gerçi hepsi aynı durumdaydı ama onun tek farkı çenesinden ve kaşından akan kanlardı.

Askerleri gördügümde aklıma gelen bir diğer  şeyse abim olmuştu. Ve de ona olan özlemim. Kendisi askerdi ve iki haftadır görevdeydi. Bu oldukça can sıkıcıydı çünkü o her göreve gittiğinde acaba bu sefer şehitlik haberini mi alacağım korkusu canımı oldukça yakıyor ve beni uykusuz gecelere mahrum bırakıyordu. Ailemden geriye kalan tek kişi abimdi ve bir gün onu da şehitlik haberi ile kaybetme ihtimali beni gerçekten korkutuyordu.

"Merak etmeyin. Elimizden gelenin en iyisini yapacağız." dediğimde sakince başını salladı.
"Biliyorum. Yaparsınız. Hep yaptınız." demesiyle gülümsedim.

Asansörün kapıları açıldığında ilk önce sedyedeki hasta çıkarıldı  ve hemen ardından biz çıktık. Kaybedecek tek bir dakikamız dahi yoktu. Her saniye hasta için hayatı önem tasıyordu. Diğer asansörde bizim ardımızdan  açıldığında hepiniz ameliyathaneye doğru ilerledik. Ameliyathanenin önüne geldiğimizde hasta hazırlanmak için götürüldü. Ben de hazırlanmak için gidecekken arkadan gelen sesle duraksadım.

"Karan nasıl?" dedi tanıdık bir ses. Arkamda döndüğümde görmeyi beklediğim  şey kesinlikle karşımda sacı başı dağınık, üniforması yırtık abim değildi. Şaşkınlığımı üzerimden attıgımda dikkatle onu inceledim.

Onun burada ne işi vardı?

Görevi bitmiş miydi?

Hastaneye gelen nerden tanıyordu?

Ve en önemlisi yarası var mıydı?

Çok şükür ki yaradı yok gibiydi. Şimdi görünürde sadece kolu kanıyordu. Acaba başka yarası da var mı?

Abimin bakışlarının bana doğu döndüğünd eolduğum yerden ayrılıp ona doğru ilerledim.
Beni gördüğünde önce hafif bir duraksadı daha sonra ise kaşları sorgular biçimde çatıldı. Sanırım burada çalıştıgğmı unutmuş...

"Kırca?" dedi bana doğru gelirken.
"Abim." Deyip ona doğru koştum. Ve kollarımı beline doladım. Oda elleri ile vücudu sarmalayıp beni kendine iyice çekti. Ama ondan yayılan inleme sesi ile hızla  geri çekildim.
"Ne oldu? İyi misin? Yaralandın mı? Yaran nerede? Bekle hemşireyi çağralımda bir baksın." Hızlı hızlı konuştuğumda nefessiz kalıp bir kaç saniye nefesimi düzenlemeye çalıştım. O da gülerek bu halimi izliyordu.

"Prensesim sakin ol. İyiyim ben bir şeyim yok. Merak etme."

"Emin mi? Yine de birileri baksaydı."

"Eminim eminim. Merak etme"

"Hocam geliyor musunuz? Hasta hazır."

"Hemen geliyorum." deyip tekrar abime döndüm. Onu gördüğümde resmen hastayı unutmuştum. Abim bunu duyması ile hızla konuşmaya  başladı.

"Karanın ameliyatını sen mi yapacaksın?"

"Evet ben bir de Akif hocam."

"Güzelim, kardeşim o ameliyattan sapa sağlam çıkacak değil mi?" diye sordu çocuksu bir umutla.
"Elimizden geleni yapacağız abi. Ama durumu ağır." dedim dudaklarımı büzerek.
Sakince başını salladı.
"Sana güveniyorum. Başaracaksın. Biliyorum." Kafamı sallayarak onu onayladım. Umarım abimin güvenini boşa çıkarmazdım.
Abimle vedalaşıp ameliyathaneye doğru ilerledim. Ben ameliyathaneye girerken askerlerin abimi sorguya çektiğini gördüm. Büyük ihtimal nereden tanışdıgımız ve komutanlarınin durumunu soruyorlardı.
           
                             ♪♪♪♪♪

Tahminimce 6 saat olmuştu ve ameliyat hâlâ devam ediyordu. Hemşire bilmem kaçıncı kez elindeki beyaz mendil ile alnımdaki terleri sildi. Hastanın durumu şu anda stabildi. Akif hoca ile birlikte kurşunun sonuncu kurşunun oarçalarını çıkarıyorduk. Kurşun kalbin hemen altında yerleşiyordu ve parçaları kalbin etrafına saçılmıştı. O parçalardan birinin bile kalbe denk gelmemesi büyük mucizeydi.

Son parçaları da çıkarttıktan sonra sonunda derin bir nefes aldım. Şimdi geriye sadece dikişleri atmak kalmıştı.

                              ♪♪♪♪♪

Ameliyathanenin kapısı açıldığında Akif hoca ile birlikte dışarı çıktık. Bizi gören abim ve askerler hızla bize doğru yaklaştılar.

"Doktor bey" dedi abim. Hepsinin bakışları ben ve Akif hoca arasında gidip geliyir gözlerinde ki umut ve korku duygusu ile bizden güzel bir haber bekliyorlardı.

"Arkadaşımın durumu nasıl?"

"Ameliyat iyi geçti ancak hayati risk hâlâ devam ediyor. Şimdilik yoğun bakıma alacağız uyandıktan sonra normal odaya alınacak." 

"Ne zaman uyanacak peki?" Askerlerden birinin sorduğu soruyla dudaklarımı bir birine basdırdım.

"Ne yazık ki biz bunu biliyoruz." dedi Akif hoca sakinlikle.

"Nasıl yani? Ne demek istiyorsunuz? Lütfen açık konuşun."

"Şöyle söyleyelim. Bundan sonra herşey Karan beyin elinde. Yani... ne zaman uyanacağı. Malesef bizim elimizden başka bir şey gelmiyor. Uyanana kadar hayati tehlikesi devam edecek." diye açıkladığımda Akif hoca başını sallayarak beni onayladı.

Abim "Yani...Uyanması bir haftada süre bilir, bir yılda mı?" dediğinde basimı sallayarak onu onayladım. Bundan sonra her şey  Karan beyin elindeydi. Onun  yanacağı ya da yanmayacağı. Bu bir yıl ola bilirdi 10 yılda...
















Uzun zamandır bölüm atamıyorum kusura bakmayınnn.
Bölümun sonu pek içime sinmedi ama daha fazla yazamiyordum. Sonra ki boöümde görüşmek üzere. Allah'a emanet.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jan 10 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

.VATANIM SENSİN.(Düzenlenicek)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin