Üzüntü, korku ve sinir korkuları vücudumu ele geçirirken kapıyı telaşla kapattım. Cenk burda değildi. Ben halüsinasyon felan görüyordum sanırım. Yoksa bunun başka bi açıklaması olmazdi yani.
"Ezra kapyı açar mısın güzelim? Konuşmaya geldim."
Her ne kadar kapıyı açmak istemesem de bizimkilerin duymaması lazımdı.
Kör talih anasını satayım!
Derin bir nefes alarak kapıyı araladım.
"Ne var Cenk? Sana konuşmak istemediğimi söylemiştim. Ne Diye zorluyorsun ki." Ses tonumdaki ürkütücü sakinlik beni bile şaşırtmıştı.
"Bak aramızdaki bu saçmalığa bi son vermek istiyorum."
"Aramızda birşey mi vardı ki? Olmayan Birşeye son veremezsin. Burayı nasıl buldun bir fikrim yok ama geldiğin gibi kaybol."
Tam kapıyı kapatırken ayağını boşluğa koydu ve kağıyı tekrar araladı.
"Derdin ne be??" Sesim içeri girmesin diye uğraşıyordum.
Sorumu cevapsız bırakıp beni duvarla kendi arasına sıkıştırdı. O kadar hızlı olmuştu ki karşı koyamamıştım bile. Yakınımdaki yüzünü görmemek için gözlerimi sıkıca yumdum. Çünkü ne zaman mavilerine baksam çaresizliğimi görüyordum.Cenk'in baş parmakları yüzümü kavrayınca irkilerek daha da sindim duvara. Tiksintiyle onu üzerimden itekledim. Yerinden milim kımıldamadı hayvanoğlu hayvan.
'' Ulan çekilsene!! '' diye sesszice cırladım. - artık o nasıl oluyorsa- dediğim şeyle hala öylece durunca sinirle dizimi geçirdim malum yerine. Sessizce inleyip geri çekildi. Bi süre yüzümü inceledi ve ağzının içince bişeyler mırıldanarak çıktı gitti.
Kapıyı kapatıp arkasına yaslandım ve sıkıntıyla nefesimi dışarı üfledim. İyi ki bizimkiler duymamıştı da olay çıkmamıştı. Nefesim düzene girince mutfağa girdim savsak adımlarla.
'' Hayırdır güzellik, kimmiş?''
'' Kapıcı ya, gazeteleri felan verdi.'' diyip elimdeki gazeteyi gösterdim ve gergince gülümsedim.
Barış ne olduğunu anlamış gibi bakışlarını bende kilitlemişti. Fazlasıyla mal olduğumu ve bu düşüncenin de paranoyakça olduğunu düşünerek kahvaltıma yumuldum.
*****************
Yemeğimi hunharca yerken telefonum çalınca irkildim. Damla'ydı. Ağzımdakileri yuttum ve;"He?" Diyerek telefonu açtım. Bir Ezra vazgeçilmezi daha!
"Ulan camış, telefon he diye mi açılır? Herneyse Tankurt yanındaysa başka bi yere geç."
"Bi sn." Elimle bi dakika işareti yapıp salona geçtim.
"Söyle Damloş'um?"
"Bak bugün Tankurt'un doğum günü, akşam sürpriz hazırlayacağız ne dersin?"
"Oha lan bugün mü? Hiç söylüyor mu bak? Neyse kapat kapat. Beş dakikaya oradayım." Diyip telefonu kapattığım gibi mutfağa daldım.
"Canımlar benim bi işim var kaçıyorum. Akşam görüşüz." Onlar cevap vermeden ben çıktım hemen. Çünkü biliyordum ki sorgulayacaklardı.
*************
İlk olarak hediye almak için AVM'nin önünde indim. Ama ne alacağıma karar verememiş, karasızdım. Kafamın üstünde yanan ampulle sinsice sırıttım.
Bizim Tankurt örümceklerden ölesiye korkardı. Ben de ona evcil (!) tarantula almaya karar verdim. Ama bunun yanında güzel bir kareli gömlekle saat aldım. Ve tamamdır! Alışverişin ardından nefes nefese Damla'gildeydim. Damla bana sinirle baktıktan sonra güzel bir tane geçirdi.
