O sırada yatak odasının kapısı oynadı. "Usher? Aşkım orada mısın?"
-
"Hey! Selly! Uyanmışsın bakıyorum da. Usher, Sel'in kıyafetlerini verdin mi tatlım?" dedi incecik tatlı mı tatlı bir ses.
"Daha vermedim. Yani şey.. veremedim. Arkadaşın fazla uykucuymuş. Uyandıramadım." derken bana baktı. Yok ya, kimin uyanamadığı belli.
Ben ise ağzım açık, bir kapıda bornozla duran kıza, bir de hâlâ yatağın diğer ucunda yerde oturmuş çocuğa bakıyordum. Kızın suratına daha dikkatli baktım. Bir yerden kestiriyordum ama nereden?
Aslında senaryo başka bir şekilde olmalıydı: Usher denen çocuk benimle yattığı için bornozla kapının önünde duran kız, saçlarıma atlayıp benim kemiklerimi sızlatacaktı. -Hahah, o öyle sansın. Üstüme bir atlamaya kalksın var ya eşek sudan gelene kadar döverim onu.- Sonra Usher salağı bizi ayırmaya çalışırken o da dayak yiyecekti. Ya da bunların hepsi bir şa-- HEYY!!
"Tiffany! Seni sürtük!" deyip boynuna atak yapıp sarıldım.
"Lafına dikkat et FISTIK." deyip at kuyruğu saçlarımı çekiştirdi.
"Usher seni tesadüfen sokakta bulmuş Tanıyınca çığlık atmamak için kendimi zor tuttum." deyince kıkırdadım.
Fıstık derken neyi kastettiğini çok iyi biliyordum. Tiffany benim iyi arkadaşlarımdandı ama uzun süredir görüşmüyorduk. Fıstık hikayesi de 18. yaş günümden geliyordu:
Tiffany elinde kocaman bir kutuyla gelmişti. Hediye olduğunu tahmin ediyordum ama hediyelerin olduğu kısım yerine kutuyu yemeklerin toplandığı masanın üstüne koydu. Gelip bana gülümsedi. "Hediyeme bayılacaksın." Ona göz kırptım.
Hediyeleri açtıktan sonra sıra yemeğe gelmişti. Tiffany'nin dev kutusundan başladık. Kutuyu kırmadan yavaşça açtım. Karşımda 2 katlı , fıstıklı muhteşem bir pasta duruyordu. Tiffany eline bıçağı alıp çatalına destek vererek pastadan küçük bir dilim kesti.
"Üzgünüm ama benim fıstığa alerj--"
Lafımı tamamlayamadan ağzıma pastayı dizdi. Pastayı yutmam içim ağzımı tuttu, konuşmamı engelledi. Mecbur pastayı yuttum. Yutar yutmaz da Tiffany'e bağırıp çağırmaya başladım.
"Seni ahmak! Kimse sana benim fıstığa alerjim olduğunu söylemedi mi?!"
Evet, o günder beri bana 'fıstık' (!) demeyi seviyordu. Zaten ondan sonra sadece tesadüfen karşılaşırsak "Merhaba." diyordum. Doğal olarak sinir oluyordum. Ne? Bana öyle bakmayın. Ben 1 ay çıkan sivilcelerimi kapatmakla uğraştım. 2 haftada 5 tane fondöten, 6 tane allık tüketip 2 allık firçasının tüylerini kazıdım. Yazık bana da.
*
"Eee nasıl tanıştınız?" dedim tabağımdaki spaghetti parçasına eziyet etmeye devam ederek. Usher içtiği ayranını bırakıp Tiffany'ye yalvaran gözlerle baktı.
"O benim arkadaşım." diye yalvardı Tiffany.
"Bekliyorum?" deyip tek kaşımı kaldırdım.
"Pekala."
Tiffany başını önüne eğip boğukça konuştu:
"USHER YANLIŞLIKLA KIZLAR TUVALETİNE GİRMİŞTİ."
Ağzımdaki makarnayı tabağıma tükürüp gülmeye başladım.
"Hahahahahaahahhhahahahhahhahahahahahahahahahhaha!!!"
Usher elini dizine vurup "Al işte." diye söylendi.
"Ne var canım? Herkese olabilir." deyip gülmeye devam ettim.
Gülmemi durdurup Tiffany'ye baktım. "Eee sonra? Seni nasıl bir pozisyonda gördü?" deyince bu sefer Usher gülmeye başladı. "Gülünecek birşey mi var?!!!" diye bağırdı Tiffany.
"O tuvalette kusuyordu." diyen Usher'a ve hala gülen ağzına sert bir tokat geçirdim. "Bunda gülünecek birşey yok. Adam ol."
Tiffany'den "Vaaaaay!" gelince özgüvenle şişirilmiş sandalyeme geri yaslandım.
"Eee.. İlk randevu? Sevgililer günü hediyesi? Ya da ikinci ilk randevu? Menzuniyet gec--"
"Tamam anladık! Anlatacağım!" diyen Tiffany'e pörtleyen gözlerimle baktım. Önünü elleriyle kapatıp "Bana şöyle bakma." dedi. Devam ettim. "Üf. Tamam. Söz anlatacağım." deyince derin bir nefes alıp yerime yaslandım.
"Biz sözlüyüz." deyip parmağındaki yüzüğü gözüme sokarcasına uzattı.
"Waaaa-ooooowww!" dedim elindeki yüzüğü incelerken. Anılarımı da azdırmıştı bu olay.
Gümüş yüzüğün üstünde kum taneleri kadar küçük pırlanta tanecikleri vardı. Her yerde. O kadar küçüklerdi ki, iz bile yapmamıştı.
"Selly! Neden ağlıyorsun?!"
Ağlıyor muydum?
Evet.
"Ben de çok şey yaşadım Tiff!" deyip ona sarıldım. Saçlarımı okşayıp "Ağla güzelim. Ağla." derken hıçkırıklarımı artıracak bir söz daha söylemişti.
"Dünya herkese bu kadar adaletli değil."
Tiffany'den ayrılıp Usher'ın surat ifadesini görmek istedim.
Yoktu.
"Sevgilin nerede?" dedim göz pınarlarımı temizlerken.
"Bayağı oldu gittiği. Muhtemelen film izliyordur." deyip kafamı göğsüne yaslayıp tekrar saçlarımı okşadı. "Seni iyi ki buldum Tiff. İyi ki buldum." diye fısıldadım. "Beni iyi ki buldun Sell. İyi ki buldun." deyip ayna çevirisi yaparken hafiften kıkırdadım.
"Bir daha hiç ayrılmayalım tamam mı?" dedim suratına bakıp.
"Tamam." deyip saçlarımı okşamaya devam etti.
---
Arkadaşlarığğğğğm :D Bir yarım saatciğine kendimi iyi hissedip yazdım. :D Kim dua ettiyse artık bu kadar? :D Hala taş gibiyim taş taş :D Ha bu arada profil foroğrafımdaki tipsiz şahıs benim -,- Doğru tahmin ettiniz! :D Telefondan yazdım. -_- Her neyse, Multimedia Tiffany. Oradaki bir resimin kalitesi düzgün değil, ama üzgünüm. :D O kadar olacak :D Neyse :D Siz işinize geri dönün, ben de yatağıma. Byssss. ♥

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Slow Down [Selena Gomez Fan Fic.]
FanficBir insan; Size kızıyorsa, dünyanın en iyi insanı dahi olsanız da bir neden bulabilir. Aynı şekilde bir insan; Sizi affetmek istiyorsa, dünyanın en kötü insanı bile olsanız bir mazaret bulabilir. Aradaki fark; Sizin iyiliğinizle ya da kötülüğünüzle...