§Part 13§ - Holy Candy Apple

632 23 14
                                    

En yakınımdaki duvara tutunarak güç aldım. "O bana ne gibi bir şey yapabilir ki? O sadece bir kız." Benim ayakta durmama yardım edip "O aklı yerinde olmayan bir kız." dedi.

Gözlerinin içine doğru baktım. Doğru mu yoksa yanlış mı söylediğini hep bu şekilde anlamaya çalışırdım. Ama insanlar gözünün içine bakınca beni duygusal biri olarak tanımlıyorlardı. Duygusal olduğum doğruydu ama bunu sırf gözlerine baktığım için elde etmeleri bana göre yanlıştı.

"Neden onunla yatmak yerine beni korumayı denemedin?" dedim gözlerine bakmaya devam ederek. "Daha önce Samantha'yla fotoğraflarımızı gördün değil mi?" dedi. "Evet. Valizini karıştırırken bulmuştum."

"Samantha. Benim ilk aşkımdı. Birlikte sürekli yılın çifti seçiliyorduk. Ama sonra Caitlin geldi. Bana sarkıntılık yapmaya başlamıştı. Bir süre sonra bu onda bir takıntı haline geldi. Samantha korkuyordu. Sanırım beni kaybetmekten. Ama o beni kaybedemeden ben onu kaybettim." dedi arada nefes alarak.

"Ne oldu ona?" dedim.

"Caitlin sende yaptığı gibi beni tehdit etti." diye fısıldadı. Tam konuşacaktım ki o konuşmaya devam etti. "Onu reddedip Samantha'ya Caitlin'in beni tehdit ettiğini söyledim. Kız korktu ve ailesinin yanına, Avusturya'ya kaçtı."

Başımı gittikçe öne eğiyordum. Sıkıntılar boğazımı aşıyordu artık. Benim korkup kaçacağımı düşünmüş olamazdı değil mi? Ben duygusal bir kızdım ama beni korumak için beni aldatması fazla ironikti. Her türlü korunmasızdım. Her türlü kalbim kırılmak zorundaydı. Ama en azından bir tehlike söz konusu olduğu zaman bana söyleseydi, ben de kendime göre hazırlıklı olurdum. Üf ne diyorum ben? Bunu yaşayıp öğrenmiş biri var karşımda ve ben ne zırvalıyorum?

"Ne diyorsun? Affettin mi beni?" diye boğuk bir ses duyunca Justin'in gözlerine doğru baktım. Yine doğruyu söyleyip söylemediğini merak ediyordum.

"Peki ya şu Caitlin ne olacak?"

Güldü ve şu sözleri söyledi: "Onu hallettim. Abisi onu güzelce bir haşlamıştır herhalde." deyince yüzünü sinsi bir gülümseme aldı.

Ani bir hareketle kollarından kurtulup evin kapısını açtım ve "Düşünmem gerek." deyip kapıyı yüzüne kapadım.

Önümde kocaman iki seçenak vardı: Nick. Justin. Kalbimde Nick'in eski yerini canlandırabiliyordum. O çok doğaldı. Çok çekiciydi. Normal insanlar gibi yaşamayı severdi. Normal olmadığını bilse de, onlar gibi davranırdı. Justin ise, lüksü ve hazıra konmayı alışkanlık haline getirmişti. Küçükken yoksul olması onun bu yönlerinin kötü olmadığını desteklemezdi. O hava atmayı severdi. İnsanları kıskandırmayı. Ya da etrafına para saçmayı.

Nick'i daha önceler abim bellemiştim. Ama kalbim Nick'i, beynim ise yine Nick'i destekliyordu.Kendime gelmem gerektiği düşündüm. Ama etrafımda bu kadar zorluk ve sıkıntı varken sadece insanlardan uzaklaşıp birazcık da olsa mutlu olabilirdim.

Nick'in kalbimi bir defa kırması demek, bir defa daha kıracağı anlamına gelmezdi. Ama Justin kalbimi defalarca, defalarca ve defalarca kırmıştı. İlki de tanıştığımız gündü. O hikayeyi sonra anlatacağım, bir ara hatırlatın.

Telefonumun mesajım olduğu sinyalini verirken elimi çantama atıp telefonumu bir çırpıda buldum. Eski yerini unuttum sanmayın.

"İlk günkü kafede. Saat 17.30'da. ;)" -Nick.

Ah harika. Nick. Beni o şirin kafeye çağırıyor. Oysa ilk gün Nick'e olan sinirim yüzünden orayı beğenmemiştim. Şimdi ise favorim olmaya adım adım yaklaşıyor. Hem orada herhangi bir kızın saçına yapışırsam Nick ve Justin'e olduğu gibi kimse dönüp bakmaz. Ne diyorum ben ya?

Slow Down [Selena Gomez Fan Fic.]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin