"Ah hadi ama! New Jersey'den o kadar uzaklaşmış olamayız!"
Tiffany'e onu onaylar bir bakış attım. "Usher haritaya gerek yok, deyip yırtmasaydı şu an masajda olabilirdim." dedim Usher'ın burada olmamasına rağmen. Çadırdan "Dediğini duydum!" diye bir bağırış duyulduğunda "Umrumda değil!" diye aynı şekilde bağırdım.
Şimdi, kafanızın karıştığını hissedebiliyorum. Akşam olmuş, biz de boş bir yer bulmuşuz. Tiffany ve ben ateşin karşısına oturmuş dedikonu kaynatıyoruz, Usher ise çadırda kendine sövüyor. Nick'i sormayın, çünkü ben bile bilmiyorum. Ha bu arada, Tiffany'nin bu kadar çok sıkıldığı durum ise; telefonların çekmemesi.
"Ben Nick'e bakacağım. Hayali birkaç kurt adam dolunay olmayan bir gecede onu yemiş olabilir."
Ateşin başından kalkıp ormanın girişine giden patikaya doğru ilerledim. Nick'e kırılmıştım. Çünkü romantikti, bana aşıktı ve beni geri istiyordu ama bunu sadece ağzı söylüyordu. Önüme onu affetmem için hiçbir seçenek sunmuyordu. Hatta bazen saçmalıyordu. Olmayan şeylerin hayalini kurup benle kafa bulurmuş gibi bir hali vardı. Tamam, ben de ona ister istemez sinirleniyordum ama boşuna değil.
Justin de düşüneceğimi söylediğim günden beri ortada yok. Ne arıyor, ne soruyor. Belki de şu an burada olduğumu bile bilmeyip New Jersey'i ortalığa kaldırmıştır. Aman be yok ya, onda o cesurluk yok.
Karanlığın içine dalıp 'kocaman' bağırdım.
"Nick!" sesim yankı yapıp defalarca geri dönmüştü. "N-n-i-i-ck-ck!" Yankıya aldırmadan ağaçların arasından yürümeye devam ettim. Birkaç dakikalık bir aramanın sonunda hiçbir şey bulamamanın verdiği umutsuzlukla ateşin ışığını takip ederek Tiffany'nin yanına yaklaştım. Usher olduğunu tahmin ettiğim bir silüet vardı ama filmlerde her zamanki gibi kız ateşe yaklaşırdı, karşısına sevgilisi çıkardı. Ah hayır, benim sevgilim yok.
"Nick! Sonunda ortaya çıktın." dedim sakin bir sesle. O Usher değil Nick'ti. Ah, evet filmlerdeki gibi. Ateşin yanındaki kütüğe tek başıma oturdum ve ellerimi ateşe uzattım.
"Ben uyumaya gidiyorum." Tiffany kalkıp Usher'ın çadırına yürüdü. "İyi geceler Sell. Ve tabii ki Nickoledeon." O gittikten birkaç saniye sonra sessizliği bozan ben oldum. "Harika. Yanlız kaldık."
"Rahatsız olduysan gidebilirim." Ellerimi indirip Nick'e baktım. Gözlerinde ateşin yansıması vardı.
"Ah hayır kalabilirsin." dedim. Birkaç saniye sessiz kaldık. Yerden bir çubuk parçası alıp ateşle oynamaya başladı.
"Sell.. Ben daha önce kimseye böyle şeyler hissetmemiştim. Tamam, biliyorum bir hata yaptım ama beni bunun için ömür boyu suçlu tutamazsın değil mi? Yoksa yanılıyor muyum?" Bunları söylerken ateşle oynamış, kendine kendine mırıldanır gibi yapmıştı. Sustum. Birşey diyemedim. Amacımın onu üzmemek olduğunu bilmiyordu oysa ki.. Son cümlesinin sonuna doğru bana baktı. "Yanılmıyorum değil mi?" Susup başımı eğdim. "Ben de öyle tahmin etmiştim." deyip ayağa kalktı.
"O zaman Selena Marie Gomez, sana hayatında mutluluklar dilerim. Umarım karşına sana benden daha çok değer veren biri çıkar ve mutlu olursunuz."
Üzerini silkeleyip yüzüme baktı ve yanağımdan usulca süzülen gözyaşını umursamadan çadırına ilerledi. Az önce ne olmuştu öyle?
*
Tiffany'nin beni sarsmasıyla uyandım. "Tiffany yavaş! Hayvan uyumuyor burada!"
"Anlamam hayvan felan. Sızmış kalmışsın Selena."
Hızla doğrulup etrafıma baktım. Dün oturduğum kütüğün hemen yan tarafında yere yatmış, ayaklarımı kütüğe uzatmıştım. "Harika." dedim. "Boynum tutulmuş."
"Sen de çadırına yatsaydın o zaman." dedi Tiffany ellerini beline koyup. "Çadırım mı var Tiffany?"
"Ne biliyim Nick'le tekrar çıkıyorsunuz diye önemsemedim."
Ayağa fırlayıp Tiffany'nin lafını cevapsız bıraktım. Ben bile bilmiyordum çünkü cevabı.
"Çocuklar nerede?"
"Çadırları topluyorlar."
"Tamam." Saçlarımı toparlayıp Nick'in çadırına (!) doğru yürüdüm. Dün bana söylediklerini hatırlamaya çalıştım. Ne demişti dün?
"Sell.. Ben daha önce kimseye böyle şeyler hissetmemiştim. Tamam, biliyorum bir hata yaptım ama beni bunun için ömür boyu suçlu tutamazsın değil mi? Yoksa yanılıyor muyum?"
"Yanılmıyor muyum?"
"O zaman Selena Marie Gomez, sana hayatında mutluluklar dilerim. Umarım karşına sana benden daha çok değer veren biri çıkar ve mutlu olursunuz."
Kafamı toparlamam gerektiği düşünürken bir çakıl taşına takılıp yere fırladımıştım. Dizimin acısıyla inledim. Evet akıllı bıdıklar, ders 1. İnlemek acı çekme belirtisidir. Sınavda çıkar sonra. [;)] Nick elinde bir kutuyla çadırdan dışarı çıktı ve yanımdan geçti. Bakmadı bile. İçimden Odun işte. deyip ayağa kalktım.
Ayağa kalkmamla çığlık atıp geri düşmem bir oldu. Bu defa en azından Tiffany gelmişti. "Dizin!" dedi o da çığlık atıp. "Dizin kanıyor."
Dizime bakmamaya çalışarak yürümeye çalıştım. Tiffany kolumu omzuna aldı ama yere damlayan kan damlalarını görünce gözlerim bir anda karanlıkla buluşmuştu..
-
MERHABA!
HELLO!
HOLA!
BON JOUR!
HER NEYSE. ARANIZDA ÇAKIL TAŞINA DÜŞÜP BACAĞINI KIRAN BİR AHMAK VARMI? :D BEEEEEN! -,- NEYSE KISA BİR AÇIKLAMA BIDIKLAR, SELENA'YI KAN TUTUYOR :D (GERÇEKLERDEN BAHSEDİYORUZ.) NEYSE, ELLERİM AĞRIDI :D BYSS..

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Slow Down [Selena Gomez Fan Fic.]
FanfictionBir insan; Size kızıyorsa, dünyanın en iyi insanı dahi olsanız da bir neden bulabilir. Aynı şekilde bir insan; Sizi affetmek istiyorsa, dünyanın en kötü insanı bile olsanız bir mazaret bulabilir. Aradaki fark; Sizin iyiliğinizle ya da kötülüğünüzle...