crève | n.t.

123 20 7
                                    

Sarı saçlı oğlan, giydiği balıkçı yaka kazağının bu soğuk hava için yeterli gelmediğini düşündü. Üşüyordu, burnu kızarmıştı. Soğuğa aldırmadan, karların arasında adımlarını yavaş yavaş atarken, acele etmesi gerektiğini düşündü. Kabanını iyice kendisine sardı, kiraladıkları evin yanından bir kez daha geçti. İçerisinde ikisinin olduğunu hissetti. 

Uzun adımlar boyunca yürüdü, soğuk yüzünü uyuşturmuştu. Teni bembeyazdı, belki de bembeyazdan daha çok soluktu. Ellerini birbirine ovuşturdu, eski püskü kanepelerin sokağa atıldığı, evinin olduğu sokağa kadar geldi. Sakinliğini, her zamanki gibi koruyordu. Ama bakışları derindi, eğer birisi karşısında olsaydı gerçekten bakışlarıyla onu öldürebilirdi. Bitirebilirdi her şeyini. 

Ama oğlan bunun için çok yorgundu, ölü gibiydi.

Gülmeyeli, yüzünde bir tebessümün olmadığı zamanlar, ne kadar olmuştu? Saymayı bırakmış mıydı? Saymak, saymak diye düşündü Nam Taehyun. Saymak, insanın aklını yerinde tutar.

Ama benim aklım sende ki.

Evine girdiğinde, duvarların kendisine doğru çarptığını hissettiği soğukluktan korunmak için yatak odasından bir pike aldı.

Taehyun, üşümek istiyordu. Ama aynı zamanda o birinin kendisinde tutunduğu sıcaklığı. Aralık ayı hiç bu kadar onun için olmamıştı. Etrafı seyre daldı.

Eski posterleri su yeşili duvarına kalitesiz bantlarla yapıştırılmıştı, müzik zevkini seviyordu ama. Tabakların ve tencereleri için küçük bir raf yapmıştı tahtadan, bir de bunun için para veremezdi. Gerek yoktu ve kendi becerisine güveniyordu. Mavi çiçekli tabaklarının nasıl bir uyumla yan yan dizildiklerine baktı. Gözü damlayan musluğa kaydı, tezgahı çokta bakımlı sayılmazdı. Yemek yapmazdı ki Nam Taehyun! Ona bir zamanlar sürekli yemek yapan, o raflara ve o tezgaha ışıltı saçan Song Minho'su vardı çünkü. Yemek yapışını çok iyi seyreder, her zaman ona karşılık olarak hoşuna gitsin diye kendisi öğrenmeye çalışırdı ama yapamazdı. Sevgilisinin elmacık kemiklerinin hala sabah güneşiyle nasıl parladığını hatırlıyordu, Nam Taehyun. Gözü ardından pikapına kaydı. Pikapın yanında hala Song Minho'nun seçtiği plaklar vardı. Pikesine kendine sarıp sarmalayarak ayağa kalktı birden, ardından seçmeye başladı. Saydam mavi plağı seçti. Elvis Presley çalmaya başladı. Ortam son derece nahoştu, sarı saçlı oğlan bunu umursamamayı tercih etti. Geri kırmızı koltuğuna oturdu ve alıp verdiği nefeslerin havada nasıl buhar olarak çıktığını izledi. Kırmızı koltuğunun yanındaki sehpadan telefona tıkladı, sesli mesaj bırakan var mı diye. Yoktu, o da eski ses mesajlarını dinlemeye koyuldu. Song Minho'nun kalın, yumuşak sesi Elvis Presley şarkılarının ardında kendisince belirlediği bir ahenkmişcesine odada yankı yapıyordu. Tahta merdivenlerden inerken çıkan aynı uğultuyu duydu, Polly etrafta dolaşıyor olmalıydı. Telefonu kapattı, kafası bulanıklaşmaya başlamıştı çünkü. 

Gözlerini her kapatışında aklına birlikte oldukları anılar geliyordu.

Karavan. Kamp çadırı. Mayıs böcekleri. Polaroid. Kaktüsler. Damla sakızı. Senin günlüğün.

Nam Taehyun, ayağa kalktı birden. Neden olduğunu bilmeden ayağa kalktı. Bedeni ona itaat etmiyordu sanki, ruhu bu anlamsız et parçasının içinde kilitli kalmış gibiydi. Banyoya gitti ve kirli küçük kare aynasına baktı. Saçlarını incelemeye başladı. Aynanın yanındaki dolabı açtı, makasını aldı.

Eğer, diye kendisince konuşmaya başladı. Duraksadı, kelimeler boğazından sandığından daha zor ve kısık çıkmıştı. 

Eğer, bu saçlarım senin sevdiğin siyah değilse..

Ne anlamı var ki o zaman sarı olmasının, ne anlamı var ki varlığının!

Sesi kısıktı, ama düşünceleri yoğundu. Sessizce konuşması, düşüncelerinin yoğunluğunu dile getirmiyordu. Öyle olmasını da istemiyordu. Her zaman sevgilisine, bir sessizlik olmuştu. Olmayan onu suçlasa da, şu an acıyan kendisiydi. Tek değildi ama acıyordu canı işte! Makasla saçlarını kesmeye başladı artık sarı saçlı olmaktan bıkan bu oğlan. Öyle büyük bir hınçla kesiyordu ki, ama bu hıncı hareketlerine hiçbir şekilde yansımıyordu. Nam Taehyun hiçbir zaman yakıp yıkan bir insan olmadı. İlişkisinin neden böyle olduğunu anlayamıyordu, ama kendisini yarım hissettiği kesindi. Anlamsızdı şu an her şey onun için, bir önem ifade etmiyordu. Düşüncelerinin yoğunluğunu kestiği saçlarına verdi. Parça parça yere dökülen saçlarının ardından durdu, makası elinden düştü. Arkasını döndü ve kendisini duvara yasladı. Karşısında küvette birden ikisi canlanmıştı gözünde, suyun üstünde birbirinden alakasız yüzen çiçekleri ve içinde ikisinin olduğunu düşündü. Gülüşüyorlardı, hallerinden ve kıyafetleriyle birlikte ıslanıyor oluşlarından rahatsız değillerdi. 

Dünya onların haricinde siyah beyazdı diye düşünürlerken, aslında kendi renkleri içinde boğulduklarından habersizlerdi.

Merdivenlerden Polly'nin kuyruğuna basmamak için özen göstererek yukarıya çıktı. Birbirlerine ait olduğunu düşündüğü odayı geçen hafta düzenlemişti. Tahta tabanlarda yürüyüşünün duvarlarda yankılanmasına izin verirken yerdeki yaseminlere bakakaldı. Gözlerini doldurmuştu onlar, Nam Taehyun belki de bu odayı yakıp kavurmalıydı, yaseminleri yerle bir etmeliydi! Gözlerini doldurmuştu çünkü onlar, neyineydi şimdi bu sulugözlülük, ölecekse ölecekti niye ağlıyordu işte! Polaroid fotoğraflarının hepsini masaya dizmişti, karavanlarının aynasına taktığı süsü de koymuştu yanıbaşına. Nam Taehyun, yoğundu. Yoğundu ama yorgundu. Yorgunluğu boşu boşuna ifade etmiyordu yüreği, gerçekten bunu tüm hücreleriyle hissediyordu o. 

Sevgilisinin onun için göremediği rüya olmasındansa şu an, burada birlikte oluşturdukları bu anıların içinde kaybolmaya hazırdı. Bu, yüreği küçük ama sevgiyi sonuna kadar tüm ağırlığıyla taşımaya hazır olan sarı saçsız çocuk.

Onu taşıyacağından emin olduğu tabureye çıktı, bedeninin ağırlığı omuzlarında bitmişti sanki. Hazırladığı kalın ipi boynundan geçirdi, dayanamadığı kadar acıtan bütün o dikenleri kökünden koparıverdi.

Aralık ayının tüm o ağırlığı, bu sefer sonsuza dek bu odanın içindeki sessiz gürültüyle var olmuştu.

Ölümün sessizliğinde bedeni sallanan bu oğlanın avcunun içinde yazan tek söz, belki her şeyi açıklıyordu. 

Belki Aralık'a geri dönmek istemezsin artık.

Saat 09:03.

Tarih 14 Aralık 2016. 

Nam Taehyun,

huzur içinde yatsın.



Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jun 30, 2016 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

back to december • namsongHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin