--Burayı uzaylılar basmış olmalı ! dedi ve elindeki zümrüdü sıkı sıkı tutup kaçtı.
* * *
Kardeşler harabe gibi evin kapısına geldiler. Johnson:
--Bu nasıl bir kapı acaba ? Hiçbir odunun kapısına benzemiyor. Mark:
--Ne önemi var ki, dedi ve kapıyı açıp içeri girdi. İçeride birini aradı ama içinde kimse yoktu. Ev küçük, eski, çatlakları olan, ahşap bir evdi. Luke evin etrafına baktı. Johnson da evin içine girip eşyaları inceledi. Evin arkasında biri vardı. Yaşlı biriydi. Bir sürü odunun arasında, elinde balta ile küçük odun kütüklerini kesiyordu. Luke yayını eline alıp yaşlı adama yaklaştı. Adam, Luke'un gölgesini görüp arkasını döndü.
--Sen de kimsin ?
--Ben Luke.
--Nee !
--Ben Luke !
--Neee !!
--Ben Luke diyorum duymuyor musun ?!!
--Luke kim ?!
--Benim ben !!
--Ne istiyorsun ?!
--Gece kalmak için bir yer !! Adam cevap verecek iken evinde iki kişinin dolaştığını, birinin de eşyaları ellediğini gördü.
--Hırsızlar gidin evimden ! diye bağırdı ve bir ağaç kütüğüne dayanmış garip bir şeyi eline aldı. Belini tutup gidebildiği kadar hızlı koşarak evine girdi. Mark birini gördüğüne çok sevindi. Adam elindeki demir çubuğa benzer şeyi kardeşlere tutup:
--Ellerinizi kaldırın yoksa vururum sizi. Johnson adamın elindeki şeye bakarak
--Bu nasıl bir silah ki bununla bizi vurabilecek, diye düşündü.
--Niye ellerimizi kaldırmamız gerek. Johnson eğilip adamın tuttuğu şeyin köşesiz deliklerine baktı.
--Neye bakıyorsun ?! Hayatında hiç mi tüfek görmedin. Johnson şaşırarak:
--Demek bunun adı tüfekmiş. Peki nasıl çalışıyor ?! Adam:
--Şu tetiği çekiyorsun ateş ediyor , dedi ve tetiği çekti. Karşısında Johnson duruyordu. Tüfeğin içinden toz çıktı. Adam tüfeğin deliğine bakıp:
--Pühh. Mermi koymayı unutmuşuz. Siz burada bekleyin ben geliyorum !! Luke ta arkadan gelmişti. Ne olduğunu anlamadıkları için beklediler. Adam ağır ağır adımlar ile odasına gitti ve tüfeğe mermi koydu. Geri gelip silahı Mark'a doğrulttu.
--Bırak o elindeki silahı ! Johnson kardeşine:
--Bırakın silahlarınızı. Adamla anlaşabiliriz. Luke ve Mark silahlarını bırakıp adamın dediklerini yaptı.
--Ellerinizi kaldırın !! Buraya neden geldiniz ?! Kimsiniz !! Johnson kardeşleri yanlış bir şey söyler diye onları susturdu.
--Biz akşam kalacak bir yer arıyorduk. Evimizi kaybettik. Acaba bu akşam sizinle kalabilir miyiz ?
--Hiçbir şey anlamadım daha yüksek sesle konuş !!
--Evimizi kaybettik !! Burada kalabilir miyiz ?! Adam yalnız olduğu için misafir arıyordu. O yüzden:
--Olur ama silahlarınızı evi ayakkabılarınızı dışarı çıkarmalısınız ! dedi. Güneş batıyordu. Kardeşler ayakkabılarını ilk defa çıkarıyorlardı. Mark:
--Neden çıkarıyoruz ki. Ben tüm evlere ayakkabı ile giriyordum bir şey olmuyordu. Bu diyar çok garip.
--Niye ayakkabılarımızı çıkarınca kötü bir koku geldi.
--Bu diyarın ne kadar farklı özellikleri var. Adam kestiği odunları alıp salondaki fırına benzer demir şeyin içine attı. Johnson bu diyardaki her şeyin ne işe yaradığını merak ettiği için yaşlı adamı soru yağmuruna tutuyordu. Yaşlı adam da:
--Bu insanlar ne kadar da cahil. Nerede yaşıyorlar ? Kıyafetleri çantaları yeni gibi ama hiçbir şeyi bilmiyorlar, diye düşünüp duruyordu.
Devam edecek...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
MİNECRAFT ÜÇ KARDEŞ 2: DÜNYA PORTALI
Science Fiction*BİTTİ* Birinci kitap ile çok bağlantılı değildir. Üç kardeşin komik maceralarını okumanızı, yorum yapmanızı ve sevmenizi dilerim.