Tunç:
Kapıdan içeriye giren Cevdet için özel olarak sıktım yumruklarımı. "Tunç, ben sana-" derken yapıştırdım yumruğu. "Ellerin neden salık? Sen de mi onlardan oldun?" dediğinde beni şaşırttı ama yine de bir defa daha ittirdim onu arkaya doğru.
"Dur yapma," "HADİ DÖVÜŞ BENİMLE!" diye bağırdım. Benimle dövüşmeliydi.. Onu yenmeliydim. Babam benimle gurur duymalıydı.
"Sana zarar vermeyeceğim." Cevdet bugün beni şok ediyordu. Ama nasıl olsa bu da planlanmış bir şeydir değil mi? "Yalancı!" diye bağırdım sesim kısılana dek. "Sizin tarafınızdayım." Hah, ben de inanmıştım değil mi?!! "BU NE TARZ BİR OYUN BÖYLE? ADAM GİBİ DÖVÜŞ BENİMLE!" Sinirlenmeye başlıyordum. "Dur," dedi ve babama yaklaştı. Silahı kafasına doğrulttu. "Artık yeter Özcan! Bu çocuklara çektirdiğin beni bile etkiledi. KARINA SAHİP ÇIKAMADIN ! Kabul et artık! Onu sen öldürdün! Sen Melek'in katilisin! O seni sevdi! Sen ise ona bu şekilde verdin hediyeni.. Bu çocuklara gerçeği anlatacağım!"
"Hayır. Anlatmayacaksın!" Sakindi aslında ama her an bir aslana dönüşebilirdi. "BABA! Senden nefret ediyorum, nefret etmeye de devam edeceğim. Bana daha küçükken öğrettiğin 'kendini savunmalardan' nefret ediyordum. Parka çıkmama izin vermiyordun. Kavga ortamı oluşturuyordun beni ortaya atıyordun. Hiç arkamda olmadın baba! Hiç oğlunu korumadın." Babamın acı veren tokatlarından birini attığını yanağımda karıncalanma ve yanma başlayınca anladım.
"Senden... Nefret.... Ediyorum...." Ağlayarak söylediğim bu üç kelimeyi kim bilir kaç defa tekrarlamışımdır, ittirerek devam ediyordum yoluma. "Önümden çekilsene baba! Çekil önümden!" İttirmeye devam ediyordum o ise yere yığıldı ve titremeye başladı. Çok hızlı titriyordu.
"Gidelim," dedi Cevdet. Beni kolumdan tutarak çıkardı odadan. Koridorda Funda'yla karşılaştım. Dudağına sürdüğü kırmızı ruju, kırmızı eteği, beyaz gömleği ve platin sarısı saçlarıyla barbie bebeklere benziyordu. Yapay güzeldi. Fakat ona çirkin diyemezdiniz..
"Ooo, kaçaklar var." Cevdet, Funda'nın yanına giderek, "Onu ormanın oradaki depoya götürüyorum biraz başbaşa kalacağız, işkence yapmak istiyorum." Bana baktı dikkatlice Funda. "Tamam, dikkatli ol."
Arabay bindiğimizde mutlu ve huzurluydum. Yine de hala Cevdet'e karşı ufak tefek endişelerim vardı.
"Cevdet," "He ağabeyim?" "Ne?" "Kusura bakma, saygıdan şey yani-" "Diyebilirsin.." "Tunç ağabey, ben hep sizin aileden olmak istemiştim.." "O zaman ol koçum, zaten benim hayatımı kurtardın içeride. Teşekkür etmeyi pek beceremem, bu olsun, olur mu??" "Olur be ağabey.. Bunun şerefine ne yapıyoruz?" "Dereye gidelim be oğlum. Özledim Mert'imi.. İkizimi.." Dereye sürmeye başladığında eski evimizin önünden geçtik. Artık orası Burak ve Selma'nın- Azra ve Yiğit'in eviydi desek daha doğru olurdu.. Burak ve Selma'ya ne olduğunu bilmiyorduk.
"Cevdet? Burak ve Selma?" "İkisi de öldüler ağabey."
Off off... Ben ölseydim ama şu iki kardeş yetim kalmasaydı! Büşra ve ben onları nufüsumuza alacaktık. Selma ve Burak'ın isteği öyleydi. Lara da bize yardımcı olacaktı Mustafa'yla.. Aile yeniden mi toplanıyordu ne? Fakat Cevdet'e hala kızgındım.. Akın'ı öldürüp üzmüştü benim kardeşimi.. Ama o da aşkından yapmıştı sonuçta. "Hala seviyor musun Mira'yı?" Uzaklara daldı. "Çok." diyebildi sadece. Başka bir şey çıkmadı dudaklarından. Belki de 'sevmiyorum' diyecekti. 'Çok sevmiyorum, az seviyorum.' demek istiyordu?
"Var ya helal olsun be sana! Aşkından bastın kına gecesini öldürdün çocuğu... Zaten pek sevmezdim Akın'ı. Siz evlenirsiniz artık."
"Olmaz. Ben tehlikeli adamım. Mira'yı üzmek istemem."
"Cevdet! Ben sanki ev babasıyım! Oğlum Mira da tehlikeli kız bakma sen onun sakin durduğuna.."
Telefonuma baktım. Cevdet vermişti bana onu. Büşra arıyordu. Açtım. "NE?! Funda salağı bana bak çabuk benim sevdiğim adamı yalnız bırak rahat bırak!" "Büşra?" Derin bir sessizlik oldu. Telefonu Funda açtı sanmıştı.. "Kurtuldun mu?" "Evet, sevdiğim kadın." "Öldürdün mü hepsini?" "Cevdet'le dereye gidiyoruz, gel sen de.." "Tamam geleceğim. Hadi öptüm görüşürüz.."
Cevdet'e söyledim ve bir kuyumcunun önünde indik. Alacağımı aldıktan sonra derenin yoluna koyulduk. Dere gözükmeye başlayınca ayakta dikilen Büşra'yı gördüm. Kocaman güneş gözlükleri takmıştı. Saçlarını kıvırmıştı. Dalga dalga olan saçları parlıyordu. Cevdet'e arabada beklemesini söyledim.
"Pıssst!!! Büşra!" Bana baktı. İlk tepkisi "Höyt!" Oldu, işte benim kızım diye düşündüm.. Sonra beni farkedince suskun durdu. Ellerini tuttum. Yabancı madde gibi inceliyordu ellerimi. Diz çöktüm. "Büşra'm. Benim çılgın delikanlım. Bugün telefonda beni sevdiğini söyledin ya, dünyalar hatta aylar benim oldu.. Hatta bütün uzayın sahibi oldum. Seni seviyorum, seninle olmayı seviyorum, senin elini tutmayı, seninle şarkı yazmayı, seninle maç izlemeyi, senin arkamdan kedi kovalatırkenki gülüşünü, seni kaçıracağım dediğimde verdiğin tepkiyi, yaşını, saçını, gözünü, kaşını, şişko göbeğini seviyorum. Hatta en çok da şişko göbeğine bayılıyorum.." Koluma sert bir yumruk atmıştı. Bir kızla asla dalga geçmeyin.. "Ve, diyorum ki, ben şey, küçük bir teklifim var, ııı, ben, -imle evlenir misin??"
------ACABA EVET Mİ DİYECEK! Evliliğe ve romantikliğe karşı olan Büşra ne düşünüyor artık??? Sizce? Bu arada finale çok yaklaştık, kitap olmasını istiyorum ve okunma sayısı umrumda bile değil.. Ben sayfa uzunluğunu umursuyorum sadece.. Seviliyorsunuz bunu hala okumaya devam eden insanlar..

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kardeşler Birbirlerini Korurlar! (KİTAP OLDU!)
ChickLitHiç bir kardeşi olmadan bu hikayeyi yazan ben, en derinden hissettim bu bağları, keşke bir kardeşim olsaydı! "Tek şansları deneyip görmekti.. O günden sonra emin olun kör olmayı isteyeceklerdi." 6 kardeş.. Kardeşler birbirinin en yakın dostla...