Büşra:
NE! NE ! NE!
Bu çok fazlaydı. Benim için bile. Arkamı döndüm koşmaya başladım. Arabanın içinde Cevdet'i görünce Tunç'a geri koştum. Sımsıkı sarıldım. "Takip etmişler buraya kadar... Öleceğiz Tunç!! Koru beni! Ama sana da zarar gelmesin dayanamam! Yaaa!!! Cevdet arabanın içinde!" derken ağlamaya başlamıştım çoktan.
Saçlarımın üstüne koydu kafasını. "Sakin olmaya çalış, sakinleş.. Tamam, sakin." Sesi o kadar rahatlatıcı geliyordu ki, uykum gelmişti. Sonra gerçeğin tekrardan aklıma şimşek gibi çakılmasıyla gözlerim fal taşı gibi açıldı. "SİLAHINI VER." Yüzüme baktı. Kaşları çatılmıştı. "VER ÇABUK." Başını iki yana salladı. Benim tanıdığım Tunç gider ve arabanın içine ateş ederdi. Bu neydi şimdi?
Elimi cebine attım ve yokladım silahını. Ah tabi ki de, daha yeni kurtulmuştu o pis ellerden. Silahını hemen kazanacak değildi ya. Benim unutkan aklım! Cebime ne olursa olsun diyerek bir bıçak almıştım ya! Öleceksem böyle öleyim. İyice kavradım elimde bıçağımı. Arabanın yanına gittim. Siyah filtreli arabanın içinden gülümsediğini seçebiliyordum. Cama tıklattım. Suratına batıracaktım.
O camı açtığında suratındaki gülümseme büyüdü. "Kabul ettin mi??" Nereden biliyordu? Heee eyvah!! Ben cevap vermemiştim Tunç'a!
Arabadan indi ve bana sarıldı! Cevdet bana sarıldı! Çanta omzumdan kayıp düştü. Elimdeki bıçak gözüktü. Cevdet farkettiği gibi geri çekildi. "Tunç? Ağabey? Bana hala mı güvenmiyorsun!"
"Büşra at o bıçağı." Tunç'un sesi yumuşak veya rahatlatıcı değildi. En keskininden en sertindendi. Elimde tuttuğum bıçak gibiydi. Gözlerimi Cevdet'e kilitlemiştim. Bıçağa güvendim, terleyen elimle onu sıkılaştırdım ve boğazına saplamak için öne doğru atılırken geriye çekildim sertçe. Tunç'un kolu belimi sarmış ve beni geriye çekmişti. Sonra beni ters döndürdü ve sımsıkı sarılmaya devam etti. "O bizim dostumuz Büşra, babama silah doğrulttu ve benim de oradan kaçmama yardımcı oldu."
"Ona hemen güvenemezsin," diye fısıldadım.
"Başka çaremiz yok, ya öldüreceğim onu ya da ona güveneceğiz Büşra çabuk karar ver, sen ne dersen onu yapacağım."
"Öldür onu. Senelerce bunu düşledik. Öldür onu Tunç. Ben şimdi güvensem bile başka kimse güvenmeyecek. Seni üzmelerine izin veremem."
"O zaman biz de çocukları alırız ve seninle bambaşka bir hayata başlarız."
Gülümsedim. Ben, onun için kardeşlerinden daha mı önemliydim?
"Ben senin için kardeşlerinden daha mı önemliyim?"
Durdu düşündü. Kaşlarını çattı. "Hayır." Ağlamak istiyordum. Bağırıp kaçmak istiyordum. Bir yandan içim biliyordu böyle diyeceğini, bir yandan da evet demesini istemiştim. İstemiştim işte, hayattan bir şey istemiştim. O da Tunç'un beni değerli bulmasıydı. Bulmadı. Teşekkür ederim hayat! Yine güldürdün beni.
"Hayır çünkü," diye devam etti. "Sen benim değerimi düğününden kaçarak belli ettin, ben de şimdi Cevdet'i öldürerek belli edeceğim, kardeşlerim konusu ise bazılarından çok daha değerlisin diyelim," dedi gamzelerini belli ede ede güldü. Hatta bu gülüşü kahkahaya çıktı. Sonra Cevdet'e kaş göz yaparak onu buraya çağırdı. "Cevdet, eğer 5 dakika içinde buradan uzaklaşıp Funda ve Özcan'dan ayrı bir hayat kurma kararı alırsan senin yaşamana izin vereceğim. Ama buradan çıktıktan sonra eğer Funda veya Özcan'la bir bağlantın olursa, seni gelirim kendi ellerimle öldürürüm. Bunu emin ol istemezsin. Çünkü benim hedefim asla direk olarak sen değildin. Ama eğer öyle olsaydın şuan mezarınla konuşuyor olurdum." Giderek çatılan kaşları ve kalınlaşan sesiyle gerçekten korkunçtu. Bana göz attı. Saniye süren bu bakma işlemi 'Büşra Tunç'tan korkuyor mu?' yu kontrol etmek içindi. Evet ondan şuanda korkuyordum. Ama o hep böyle değildi. O adamlar bizim canımızı kanımızı öldürmüşlerdi. Selma'yla Burak'tan hala haber yoktu mesela.
"Cevdet?" Diye seslendim arkasını dönmüş giderken. "Burak ve Selma?" Cevdet yüzüme baktı gülümseyerek, "Selma, Burak'ı öldürdü." Ne! Bugün çok fazla 'Ne!' diyerek bağırmıştım.
Tunç yere yığıldı. TUNÇ YERE YIĞILDI! Allah'ım ne olur bir şey olmamış olsun! Ellerimle yüzünü inceledim yavaş yavaş. Boğazına koydum elimi. Nabzını kontrol ettim. Oh, sadece bayılmıştı.
Arkamda duran Cevdet'e baktım. "O, arabadayken benden su istemişti ve ben suyun içine ilaç koymuştum. Mışıl mışıl uyur artık arabada. Bin Büşra! " Kolumdan sertçe tutup beni arabaya attı. Tunç'u kollarından tutup sürüyerek arabaya bindirdi. Sürücü koltuğuna oturup siyah filtre camlı arabayı çalıştırdı.
Tunç'a uyanması için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Sonradan aklıma gelen cin fikirle kendime gülümsedim. Tunç'un belinden silahını aldım ve Cevdet'e gösterdim. "Seni öldürürüm çocuk!" Tunç'un favori lafıydı bu. Özellikle kendini fazla büyümüş sanan çok bilge biri zanneden insanlara derdi bu çocuk lafını.
'TAK!' Bir el kurşun atmıştım. Cam paramparça olmuştu. Cevdet bağırıyordu, kontrolü kaybetmişti. O anda yanımda uyanan Tunç'u gördüğümde gülümsedim. "CEVDET DİKKAT ET!" diye bağırdı. Araba köprüden düşmüştü. Araba suya düşüyordu!
O anda Cevdet'in sinsi sesi, "Bunu da yaşamadım demem artık," dedi. Sonra suya girdik. Buz gibi su tenime işlerken neden daha önceden nefesimi tutmadım diye düşündüm. Tunç elimden tutmuştu. Ön camdan bizi çıkarmaya çalışıyordu. Nefesim gerçekten yetmiyordu. Ciğerlerim yanmaya başlamıştı. Ağzımı açtım. Bütün su ciğerlerime dolarken tek istediğim şey Tunç'a bakarak ölmekti. Onu dürttüm kolumla. Bana baktı. Ağzımdan çıkan suları gördüğünde gözleri büyüdü. Saçlarımı yüzümden çekti. Bana sarıldı ve karnıma bastırdı. Harika! Şimdi de ağzımdan yuttuğum sular çıkıyordu ama hala suyun içindeydik. Araba aşağıya doğru yuvarlanıyordu. Cevdet kurtuldu mu bilmiyordum, her neyse son düşünmek istediğim şey oydu. Evet! dedim. Evet, Tunç Fal! Büşra Fal olmayı kabul ediyorum! Su sesimi boğuklaştırırken yine çok fazla su yutmuştum. Çok derindeydik, umarım Tunç'un kolları yorgun değildir çünkü yaşamak istiyorsa şimdi kendini yukarıya ittirmek zorundaydı. Ben elini bıraktım. Daha koyu mavilere doğru itilirken tek hatırladığım şey Tunç'un bana doğru bakan acı dolu gülümsemesiydi. Ne olur, öldüğüme çok ağlamasın ve hayatına devam etsin.-------

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kardeşler Birbirlerini Korurlar! (KİTAP OLDU!)
Chick-LitHiç bir kardeşi olmadan bu hikayeyi yazan ben, en derinden hissettim bu bağları, keşke bir kardeşim olsaydı! "Tek şansları deneyip görmekti.. O günden sonra emin olun kör olmayı isteyeceklerdi." 6 kardeş.. Kardeşler birbirinin en yakın dostla...