4- İkimizin

36 9 6
                                    

İyi okumalar....

Arabaya geçtim sessizce. Hayla olayın şokundayken hiç bir şey söyleyememiştim. Ne söyleyebilirdim ki zaten. Araba hareket ettiğinde dikiz aynasından bana baktı.
"Nereye gidiyoruz Semai hanım" dedi. Bende dikiz aynasından ona baktım sonra ise gözlerim saatime kaydı. Daha iki saat vardı randevuya
"Her zaman ki yere" dedim. Ve cama yaklaşıp camdan dışarıyı izlemeye koyuldum. Elim karnıma gittiğinde ise bebeğimden güç almaya çalıştım o bana güç veriyordu. Ve yine bana güç verdi üç aydır her gün verdiği gibi annesine yine güç verdi.
Sakın korkma bebeğim hepsi geçicek sen doğduğunda bütün acıları arkamızda bırakmış olacağız. Sen bana ben sana güç vereceğiz. Sadece biraz sabretmemiz gerek birazcık sabır.
Arabanın kapısı açıldığında düşüncelerimden kurtulup arabadan indim. O büyük ve tek ağacın yanına gittim ve birden orada piknik yaptığımız anılarımız geldi aklıma sonra beni yakalamaya çalışır yakaladığı zaman ise gıdıkladığı o toz pembe anılar geldi aklıma yine... Reşat' ın arkamda olduğunu biliyordum. Ama hiç çaktırmadan ağacın altına oturup başımı ağaca dayadım Reşat ise benden bir şey beklermiş gibi ayakta durup bana bakıyordu.
"O gün ne hissettiğimi hiç düşündün mü?" Dedim. Oldukça sakin bir şekilde "ben birlikte geziceğiz diye hazırlanmışken senin gelmemen sonrasında meraklanıp seni aramam sen açmayınca ise anneni arayıp" durdum. Kelimelerimin bittiği andı. Derin bir nefes aldım ve devam ettim. "Beni terk ettiğini öğrenmem" ayağa kalktım. Ona yaklaştım. Ve tam önünde durdum.
"Ve şimdi ise hiç birşey olmamış gibi karşımda durman" ve bir kez daha derin bir nefes aldım.
"Ne kadar bölündüğümü farkında değil misin?!!! Çabuk buradan git sevgilinin yanına git yedi yıldır neredeysen onun yanına git!!!" diye bağırdım.
"Gidemem" dedi. Bana bakarak
"Ne demek gidemem o zaman nasıl gittiysen şimdi de öyle defolup git hayatımdan!!" Gitmesi gerekiyordu yoksa yeniden affedebilirdim. Onu yeniden affedersem yeniden parçalara bölünebilirdim. Ve ben bunu hiç istemiyordum. Mutlu olmak istiyordum. Eskisi gibi...
"Benim en kıymetli parçam buradayken gidemem hiçbir yere" dedi. Ve beni bel boşluğumdan tutarak kendine çekip dudaklarımdan öpmeye başladı. Onu itmeye çalıştım ama itemedim gücüm yetmedi. Her şey bitmişken yeniden başlamamalıydı. Başlayamazdı ben hamileydim ve bu olamazdı. Bütün gücümü kullanarak onu ittim. Ve hızlıca tokat attım sonra ise öfkeyle
"Bir daha böyle birşey olmayacak!!" Diye bağırdım. Arkamı dönüp arabaya doğru hızlı adımlarla yürüdüm arabaya vardığımda kapıyı açıp arabaya oturdum ve hızlıca kapıyı kapattım. Elimle hızlıca dudağımı silmeye başladım. Yeniden başlamayacak diye içimden geçirdim.
"Özel Doğum Hastanesine!!" Diye bağırdım. Sonra ise yeniden elim karnıma gitti.
Sen korkma bebeğim. Herşey yolunda meleğim...
"Niye doğum hastanesi" dedi.
"Sanane sen kimsin ki bana soru sorarsın" dedim. Ve camdan dışarıyı izlemeye koyuldum yeniden...

♡♡♡

Benim sıramın gelmesiyle doktorun odasına girdim. Doktor kendi masasında oturuyordu karşısındaki sandalyelerden birine oturdum. Doktorum bayandı saçı kısa ve son derece sportif bir görünüşü vardı. Doktor gülerek
"Merhaba Semai hanım, ben Dilara Han Kadın Doğum Uzmanıyım eğer bir aksilik olmazsa bebeğinizi kucağınıza ben vereceğim"
"Merhaba Dilara hanım, ben yaklaşık 3 aydır hamileyim ama ailevi konular nedeniyle bir doktora gözükmedim"
"Hımmm, biz şuradaki odaya geçelim belki bebeğimizi cinsiyetinide öğrenebiliriz" dediğinde ikimizde ayağa kalkıp gösterdiği odaya girdik. Sedyeyi göstererek
"Buyrun uzanın" dedi. Sedyeye uzanıp kazağımı göğüsümün altına kadar çektim. Doktor elindeki aletin üzerine jel sıktı. Ve bana dönüp
"Biraz soğuk" dedi. Ve jeli göbeğime sürmeye başladı. Ve ekrana bakıp bir kaç tuşa bastı. Odanın içinde garip bir ses yayıldığında
"Bebeğin kalp atışları" dedi. Gözlerim dolmaya başladığında doktor bana peçete uzattı. Peçeteyi alıp gözlerimi sildim.
"Şimdi de bir kaç fotoğrafını çıkaralım" dedi ve bir düğmeye daha bastı. Sonra ise Jeli karnımdan çekip peçete verdi. Peçeteyle karnımı sildim. Üzerimi düzelttim. Ve doktorun peşinden odadan çıktım. Doktor kendi masasına oturduğunda bende karşısındaki sandalyeye oturdum. Bana bir kaç ultrason fotoğrafi uzattı.
"Bebeğinizin ilk fotografi" dedi. Fotografları elime alıp o küçük noktaya baktım.
"Bebeğimiz cinsiyetini gösterdi" dediğine heyecanla doktora baktım.
"Kız mı yoksa erkek mi istiyordunuz" dedi.
"Benim için fark etmez sağlıklı olsun yeter ama kızım olacak gibi hissediyorum" dedim. Doktor güldü.
"Anneler hisseder derlerdi de inanmazdım. Bir kızınız olacak" dediğinde elim karnıma gitti.
"Hoş geldin kızım" dedim. Fısıldayarak gözlerimden yaşlar akarken silmedim onlar doya doya aksınlar istedim. Bu göz yaşları sadece bebeğimin cinsiyetini öğrendiğim için değildi. Bu gün geçmişte yaşadıklarım tam karşımda durmuştu. Reşat...
Birinin bana sarıldığını fark ettiğimde kapamış olduğum gözlerimi açtığımda Doktor Dilara' nın bana sarıldığını gördüm.
"İlk bebeğiniz sanırım" dedi.
"Evet ilk bebeğim" dedim. Derin bir nefes alıp devam ettim. "Ve son bebeğim" dedim. Sonra ise
"Ben sizi meşkul etmeyiyım daha fazla" dedim.
"Ah tabi 4 hafta sonra tekrar gelin kızımızı tekrar görelim" dedi.
"Peki, tekrar görüşürüz Dilara hanım" dedim. Ve doktor odasından çıktım. Elimde hayla ultrason resmi vardı. Bu küçük şey benim miydi? Benim kızım mıydı? Kapının önüne geldiğimde telefonumu çantamdan çıkardım. Telefonu elime aldığımda babamı aradım. Aslında Reşat' ın da numarası vardı. Silmemiştim yada silememiştim ne farkeder. Ama onu aramadım babamı aradım sonuçta unutamadı diye düşünmesini istemezdim.
"Kızım"
"Baba ben hastaneden çıktım. Şöförü ararmısın? Beni alsın"
"Peki canım" dedi ve telefonu kapattı. Bende telefonumu tekrar çantama koyup gözlerimi ultrason resmine diktim. O kadar küçüktü ki... benden besleniyordu. Bana muhtaçtı. Ben olmasam yaşayamazdı. Çok tatlıydı. Evet kabul ediyorum onu sadece nokta gibi görüyordum ama o benimdi tatlıydı sonuçta bende tatlıyım ve bu küçük şeyde bana benzerse tatlı olacak ki ben annesiyim ve bana benzeyecek. Dimi? Birden elimdeki ultrason resmi elimden alındı sinirle önüme döndüğümde alan kişinin Reşat olduğunu gördüm.
"Ver onu bana!" Diye bağırdım ama beni takmadı. Sadece bana bakıp
"Semai... lütfen bu... bu şey senin olmasın... lütfen..." dedi. Yalvarırcasına ne hissetmeliyim bilmiyorum beni sevmiyordu sonuçta yedi yıl önce gitmişti buradan hem beni sevseydi gitmezdi. Ben onu hayla delicesine severken burada durmamalıydı. Daha fazla burada durursa ben ona tekrar inanırdım...
"Benim... o şey dediğin benim kızım" dedim. Yüzü düştü. Gözleri doldu. Ama akmadı doldu kızardı ve bana baktı.
"Senden asla vazgeçmiyeceğim... her ne olursa olsun senden vazgeçmiyeceğim" dedi.
"Reşat! Sen farkında değilsin sanırım sen benden  yedi yıl önce vazgeçtin zaten! Ve bende senden vazgeçtim... evlendiğim gün" dedim. Elindeki ultrason fotoğrafını hızla alıp arabaya bindim. Ve kapıyı sertçe kapattım. Reşat ise hızla kapıyı açıp bana yaklaştı ve çantamı çekip içindeki telefonumu alıp çantayı koltuğa sertçe attı kapıyı kapattı. Ve ön koltuğa oturdu. Niye telefonumu almıştı ki...
"Telefonumu ver" dedim. Hiçbir sey demeden arabayı çalıştırdı.
"Sana telefonumu bana ver dedim!!" Diye bağırdım.
"Duydum... bağırmana gerek yok" dedi oldukça sakin bir şekilde
"O zaman telefonumu bana ver" dedim. Yine birşey demedi. Bu beni deli mi etmek istiyordu.
"Nereye gidiyoruz onu söyle" dedim.
"Süpriz" dedi. Derin bir nefes aldım.
"Yedi yıl önce de süpriz diyıp gitmiştin yine mi İngiltere' ye gideceksin" dedim. Bu sefer o derin bir nefes aldı.
"Git... bende senden kurtulmuş olurum" dedim.
"Bu sefer gitmeyeceğim. Son nefesimi verene kadar senin yanında kalacağım. İster iste, ister isteme" dedi.
Gitmesin... ben onsuz yapamam yanımda kalsın benim son nefesime kadar ama... beni bir daha hiç yanlız bırakmasın... terk etmesin dayanam bir daha.
Dayanamam bir daha...
Bebeğim, artık seni kızım diye seveceğim. Sen neyden mutlu alacaksan bende ondan mutlu olacağım. Şuan nereye gideceğimi bilmiyorum ama Reşat eğer bana bir şans derse ne derim onu biliyorum...

♡♡♡

Yol boyunca hiç konuşmamıştık. Sadece gökyüzünü izlemiştim bazen ise dikiz aynasından onun gözlerine bakmış o bana baktığında ise gözlerimi kaçırmıştım. Sonunda büyük bir kapının önüne geldiğimizde Reşat arabadan indi ve kapıyı açıp geri arabaya bindi arabayı kapının arkasına çevidi ve park etti. Camdan bakarken çok büyük bir evin önünde olduğumu gördüm. Evin biraz ötesinde bir salıncak vardı çiçeklerle süslenmiş tek kişilikti...
Kapı açıldığında hemen inmek istememe rağmen inmedim ve
"Neden geldik buraya" dedim. Ellerim bacaklarımın üzerindeyken Reşat sol elimi tuttu.
"Lütfen..." dedi. Derin bir nefes alıp arabadan indim.
Beni sol elimden çekerek evin önüne getirip elimi hiç bırakmadan tek eliyle kapıyı açtı. Evin içi çok güzel dekore edilmişti. Hayalimdeki gibi... beni koltuğa ottutturup bacaklarımın önüne çöktü. Ve konuşmaya başladı.
"Ben çok özür dilerim, sana yaşattıklarım için" dediğinde derin bir nefes aldım. "Sana birşey anlatacağım ama sakın sözümü kesme tamam mı? Kar tanem" dedi. Başımı tamam dercesine salladım. Bana kar tanem diyişi çok güzeldi eski günlerdeki gibi...
"O gün, seni almaya geleceğim o gün babamın arabasını kaçırmıştım arabadan. Hep yaparım bilirsin. Senin yanına gelirken beni Ercan aradı bilirsin ona çok değer veririm onun birşeye ihtiyacı varmış ben onun yanına gittim... işim bitince de buluşmamıza çok az kaldığı için arabayı baya hızlandırdım. Yol polis arabalarıyla kapanmış ama ben arabayı durduramadım ve polis arabasına çarptım" gözlerim kocaman açıldı.
"Benim emniyet kemerim takılıydı ve bana birşey olmadı polis arabasında da kimse yokmuş ama polis arabasına çarptığım ve yaşımın eğliyet alabilecek bir yaşta olmamasından dolayı cezaevine attılar beni sen üzülme diye anneme 'benim biriyle yurt dışına kaçtığımı söyle' dedim. Oda söylemiş 20 yaşımdayken cezaevinden çıktım ve senin yanına geldim ama sen kapıdan gelinlikle çıkmıştın bir adamın kolunda gelinlikler içinde çıktın... ben o gün öldüm ben o gün ölmek istedim... ama senin şehrinden gidemedim. Eve kapattım kendimi 2 yıl boyunca beni görme diye evden çıkmadım. Senin boşandığını öğrendiğimde belki yeniden seni kazanırım diye yanına geldim" gözlerinden bir damla yaş akarken hiç bir şey yapamadım.
"Ben seni o gün buraya getirip sana evlenme teklifi edecektim... olmadı" dedi. Derin bir nefes aldı.
"Ama şimdi, benimle evlenir misin benimle bir ömür geçirir misin benim kıskançlıklarıma dayanabilir misin?" Dediğinde bende artık ağlıyordum. Bir elimi onun elinden çekip karnıma götürdüm.
"Ama... ben hamileyim" dediğimde
"Senin olan her şey benim benim olan herşey senin ben kızımıza en iyi şekilde babalık yaparım" dedi.
Bizim kızımıza... dedi bizim... ikimizin...

Vaaayy demek Reşat babalık yapacak bu devirde var mı böyle adam bilmem ama yıldızın rengini değiştirip bana oy vereceğinizi bir yerden seziyor gibiyimm....
Sizleri seviyorum

Annemin KalemindenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin