Eve giderken sordu:
"Bu Tony Amca kim oluyor?"
"Komşumuz. Yıllardır."
"Hmm."
"Yani ben küçükken oyun oynadığımızı hatırlıyorum. Şu an 50 yaşlarındadır ve hiç çocuğu olmadı."
"Anladım."
"Çok geç evlendiler. Eşi Cherry istememiş. O yüzden çocukları yok. Ama Tony amca bir kızı olmasını çok istermiş. O yüzden beni kızı gibi görür, çok severdi."
"Madem çok seviyordu şimdi neden sana zarar vermeye kalkıştı?"
"Bilmiyorum. Bana her baktığında gözlerinden nefret akıyor."
"Psikolojik sorunları oluşmuş olabilir mi?" Dedi. Dönüp ona baktım. Yüzünde derin yaralar vardı. Hala kanıyor olan yaraları içimi acıttı.
"Olamaz! Yüzün?" Dedim.
Gülümsedi:
"Alışkınım birşey olmaz."
"Ama çok derin görünüyorlar."
"Dediğim gibi sorun değil."
"Bekle." Dedim. Tam yanımızdaki bir banka oturttum. Hava tamamen kararmaya yüz tutmuştu.
Çantamdan temiz bir peçete ve yara bandı çıkardım.
"Gerek yoktu." Dedi.
Peçeteyle önce yüzündeki kanları sildim. Ama gözleri... Gözleri dikkatimi çekiyordu.
"Şey... Gözlerini kapatır mısın?" Dedim.
"Peki." Deyip gözlerini kapattı. Gözlerinin büyüsünden kurtulmuşum gibi bir rahatlık geldi içime.
Göz kapağına da peçete sürttüm ki gözlerini kapatmam için bir bahane olsun diye.
Peçeteyle yüzündeki bütün yaraları temizledikten sonra kaşındaki derin yaranın üstüne yara bandı yapıştırdım.
"Daha önce hiçkimse dövüştüğümde benle böyle ilgilenmemişti." Dedi.
Yanaklarımın yandığını hissettim. Lanet olsun! Kızarmıştım. Başımı çevirip saçımla yüzümü kapatmaya çalıştım.
"Olivia."
"Efendim." Dedim yüzümü çevirmeden.
"Teşekkür ederim."
"Ne için?"
Yüzümün kızarıklığının geçtiğini hissedince ona baktım.
"Yardım ettiğin için." Dedi uzun bir sessizlikten sonra.
"Rica ederim." Dedim.
Gülümseyerek birbirimize bakarken:
"Saat kaç?" Diye sessizliği bozdum."
Saate baktı ve yüz ifadesi aniden değişti:
"Dokuza yirmi var." Dedi endişeli bir ifadeyle.
"İnanmıyorum!" Telefonumu çıkarıp baktım. Şarjım bitmişti.
"Şarjım bitmiş. Umarım annemler uzun süre bana ulaşamadıkları için polise ihbar etmemişlerdir." Dedim.
Buna kahkahalarla güldü.
Kusursuz dişlerini inceleme fırsatım olmuştu.
Gülüşüyle güldüm. O kahkaha attıkça ben de atıyordum.
"Uzun zamandır böyle gülmemiştim." Dedim.
"Uzun zamandır böyle güzel gülüş görmemiştim." Dedi.
Heyecanlanmış, utanmıştım. Yanaklarımın kızardığını tekrar fark ettim. Gülümsedim:
"Teşekkür ederim." Dedim.
Yine aynı sıcak gülümsemesiyle gülümsedi.
"Artık eve gitmeliyim."
"İstediğin Zaman arayabilirsin." Dedi.
"Numaran yok ki." Dedim.
"Ah doğru ya..."
Onu bir daha ne zaman göreceğimi bilmiyordum ama şu içinde bulunduğum her saniye kıymetli, çok kıymetliydi.
Eve kadar birlikte yürüdük ve vedalaştık. Eve doğru ilerlerken ya onu bir daha göremezsem diye korkup arkamı döndüm ve ona seslendim:
"Evan?"
Dönmüş elleri cebinde yürürken seslendiğimi duyunca bana baktı.
"Efendim?"
"Bekle." Dedim ve koşup boynuna sarıldım. Elini nazikçe sırtıma koydu. Ona sarılırken gözümden bir yaş düştü. Yutkunup belli etmeden elimin tersiyle sildim.
Çekilip:
"Teşekkür ederim." Dedim.
"Ne için?"
"Herşey için."
"Önemli değil."
"Hoşçakal." Diye fısıldadım.
"Hoşçakal." Dedi kısık bir sesle.
Arkamı dönüp evin kapısına doğru yürürken başımı çevirip ona baktım. Hala ordaydı.
"Seni bir daha görebilecek miyim?" Diye sordu.
"Bilmiyorum."
"Pekala. Kendine iyi bak."
Başımı sallamakla yetindim. Boğazımda birşeyler düğümlenmiş, konuşmamı engelliyordu.
Evin kapısını açıp içeri girdim. Kapıyı kapatmadan önce el salladım. O da el salladı.
Ayakkabılarımı çıkarırken annem koşarak yanıma geldi:
"Aman Tanrım! Oli! Nerdeydin!"
"İyiyim." Dedim zorlukla.
"Ah, meraktan öldüm!"
"Geldim işte."
Kapı girişindeki aynaya baktım. Bitkin görünüyordum. Mavi gözlerimin altları şişmiş, dudaklarım çatlamış ve yanaklarım eski rengini kaybetmişti. Yalnızca birkaç haftada nasıl bu kadar çökerdi ki bir insan? Nasıl bu kadar yorulurdu ki? Sadece fiziksel değildi bu yorgunluk. Yaşadığım olayların ağırlığından dolayı bünyem bunları kaldıramamış, hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak yorulmuştum.
Bunları düşünürken annemin sorularını duymamıştım.
Annem bir cevap beklediğini belirten bir bakış attı.
Anlamsız ifadelerle anneme bakıyordum ama verecek bir cevabım yoktu ve aklım sonuna kadar doluydu.
Hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Beynimi tamamen boşaltmak, en azından bu ruhsal yorgunluktan kurtulmak istiyordum. Kafamdaki tüm düşünceleri Bi kenara atıp çekip gitmek istiyordum. Nereye bilmiyordum ama sadece gitmek istiyordum, çünkü nereye gittiğimin bir anlamı yoktu.
İnsanlardan uzak biryere gitmek ve orda ömrümün sonuna kadar yaşamak istiyordum. En azından bu rahat bir ölüm olurdu.
Annemin söylediklerini duymazdan geldim.
Nerdeydin Olivia? Ne yaptın Olivia? O adam sana zarar verdi mi Olivia? Neden cevap vermiyorsun Olivia?
Soruları yüreğim kaldırmayacak hale geldiğinde:
"Bunları daha sonra konuşalım mı anne?" Dedim.
"Hayır Oli sonrası yok bunun!"
"Pekala." Beyaz atlı prens Evan gelip Prenses Olivia'yı kurtarır. Diye dalga geçtim içimden annemle. "Tony amca pes etti." Dedim.
"Bu ne demek oluyor Oli? Baştan sonra tekrar anlatır mısın?" Dedi endişeli bir sesle.
"Tony Amca... Pes etti. Yani... Yaptığı herşey için özür diledi ve bir daha yapmamak üzere söz verdi." Diye yalan söyledim.
"Sonra?"
"Sonra... Çıkıp geldim."
"Ah Oli, ne kadar korktum biliyor musun?"
"Tahmin edebiliyorum." Dedim buruk bir gülümsemeyle.
Başımı okşayıp sarıldı. Uzun bir sürenin ardından ilk defa anneme sarılıyordum.
"Anne... Çok yorgunum, uyumak istiyorum."
"Haklısın."
"Peter nerde?" Dedim.
"Uyuyor."
"O kadar geç mi geldim?"
"Evet."
"Ben yatsam iyi olacak. İyi geceler." Dedim.
"İyi geceler bebeğim."
Üstümü çıkaramayacak kadar yorgundum. Kendimi yatağa bıraktım.
...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Her sey mümkün
Mystery / ThrillerBir insan en fazla ne kadar tehlikeli olabilirdi ki? Hayatım, o kutuyu açmamla değişti. Çünkü artık çok tehlikeli bir adam peşimdeydi. Peki ama kimdi bu adam?