KARAMEL

140 13 3
                                    

Evet bazen hayatta ummadığımız şeyler olabiliyordu. Ve evet bazen hayat bizi kandırabiyordu. Kendimize verdiğimiz sözleri tutamayabiliyorduk. Bazense küçük bir çocuk gibi hüngür hüngür ağlayabiliyorduk. Ya da saçmasapan bir şeye karnımız ağrıyana kadar gülebiliyorduk. Düşüncelerimiz beynimizin bizi bir zindan gibi sıkı sıkı sardığı hapishaneyi delip kendini kalbimizin en yoğun odacıklarında bulabiliyordu. Bazen ölmek ve ardımızdakileri üzmek istiyorduk. Bazense onlara kıyamıyorduk. Bizi üzenleri sorguluyorduk ama bunu niye yaptıklarını hiç düşünmüyorduk. Her şey hayal ettiğimiz gibi olmuyordu. Bazılarımız hayatının aşkıyla karşılaşıyordu , bazılarımız ise hayatlarının aşkı olduğuna inandıkları kişiyi sorguluyordu.

Az önce sahilde yaşananlardan sonra , bu kadar adrenalinin bana fazla olduğu kanısına vardım. Her şey ne kadar saçmasapan bir hal almıştı. İlkim'e dokunan o yakışıklı çocuk kimdi ? Nereden çıkmıştı ? Akın o genç çocuğa neden yumruk atmıştı ? Hadi onu geçtim burada ne işleri vardı ? Artık çıldırmak üzereydim. Kafamı dağıtmak için geldiğim bu yer yine beladan eksik kalmıyordu. İlkim saf saf o çocuğun arkasından bakarken , benim ellerim sinirden titriyordu.

"Bunun bir şaka olduğunu söyleyin. Ben delirmiş olayım ama onlar burada olmamış olsun." Uras belimden tutup beni kendine çevirdiğinde o bilindik erkeksi kokusu ve kahvenin en yoğun tonlarında ki bezmiş gözleriyle karşılaştım. Tamam bu kokuyu özlemiştim kabul ama şuan sinirim özlemimden çok daha yükseklerdeydi.

"Kızma bana ne olur ama gelmek zorundaydım."

"Gelmemeliydin." Dedim ve hala belimde olan elini iterek çok sakince konuştum. Biliyordum bu sakinliğim az sonra çıkacak fırtınanın habercisiydi. Bunu beni tanıyan herkes bilirdi. Sinirden yanaklarımın yandığını hissettim. Bu sefer delirmişcesine bağırmaya başladım.

"Gelmemelliyddinn!! Anladın mı? Gel-me-me-liy-din! Neler oluyo ya ? Ben neden rahat edemiyorum ? Nedeenn! O çocuk kim İlkim haa !! Siz niye burdasınız ? Çok mu şey istedim? Sadece biraz huzurlu olmak istedim." Son söylediğim cümleyi çok kısık bir sesle söylemiştim. Gözlerimin mavisinin kıpkırmızı kesildiğini ve yandığını hissedebiliyordum ama ağlamayacaktım. Şimdi olmazdı. Herkes şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Koşarak kendi şezlonguma doğru gittim. Hızlıca elbisemi üstüme giydim ve telefonumu alarak koşarak oradan uzaklaştım. Sadece arkadan Uras'ın peşimden gelmek için hareketlendiğini gördüm ama Hira onu durdurmuştu. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Ama hala koşuyordum. Koşmak beni herzaman rahatlatmıştır. Saatin kaç olduğundan emin değildim. Sanırım 5'e geliyordu. Rüzgar ılık ılık eserek hala duru bir deniz gibi kokan saçlarımı gözlerimin önüne sürüklüyordu. Bu bazen önümü görmeme engel olsada güzel bir his veriyordu. Küçüklüğümden beri buralarda olduğum için , buranın her yerini adım gibi bilirdim ama karşıma daha önce hiç görmediğim bir yokuş çıktı. Burası kenarları papatya saksılarıyla dolu bir yokuştu. Merakıma yenik düşerek yokuş aşağı koşmaya başladım. Hala yaşananları düşünüyordum. Çok dalmışım demek ki birden bedenim sert bir şeye çarptı. Kafamı yavaşça kaldırdığımda ise o çok tanıdık bal köpüğü gözlerle karşılaştım ve ani bir tepkiyle :

"Paarrss!!" Diye bağırdım.
O da beni taklit ederek :

"Neffeess!!" Diye gülerek bağırdı.

"Çüşş ama ya ben sizden kurtulamayacak mıyım? Hem ne işin var senin burada?"

"Sana da merhaba Nefesim. Şu yanda gördüğün ev babaannemin evi. Yazları burada kalıyorum ben." Dedi ve birden o kaslı kollarıyla onun yanında minicik kalan bedenimi sardı.

"Oha oha! Yavaş gel olum. Ne diye sarılıyorsun sen bana." Diyerek ellerimle sırtını yumrukladım.

"Özlemişim." Dedi ve büyük bir iç çekti. O cümlesine devam edemeden dizimi kaldırarak kasıklarına çok sert olmasa da bir tane geçirdim. Bunu beklemiyor olacaktı ki birden afallayarak beni serbest bıraktı.

MAVİ CÜCELER AŞKINA Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin