16. BÖLÜM

804 19 0
                                    

ASIL KAHRAMANIMIZ DAMLA'DAN

Canım kardeşime sıkıca sarılmıştım. Hem onun verdiği özlemin hem de onun çektiği acıların verdiği üzüntüyle sıkıca kenetlendim ona... Daha bir ay öncesine kadar her şey ne kadarda güzeldi. Ne kadar masum...
Kollarını çözlemeye başlarken:

"Sen neler yaşadın burada? Sana neler çektirdiler?" dedi.

O an gözlerimi ondan kaçırdım, çünkü diyecek bir şey bulamıyordum. Ben hiçbir şey yaşamamış sayılıyordum onun yaşadıkları karşısında... O tam bir esir hayatı yaşamıştı ama ben... Ben ne yaşamıştım? Benim çektiğim acılar neydi? Ben esir miyidim?
Söyleyecek bir şey bulamayınca kafamı kaldırıp kızlara baktım. Onlarda, kardeşimin yaşadıkları karşısında benim yaşadıklarımın bir hiç olduğunu biliyorlardı.

"Sen boşver ablanın yaşadıklarını, yorulmuşsundur gel uzan şöyle." dedi Zerrin, beni büyük bir yükün altından kurtarırcasına...

Bu sefer anlatmaktan kurtulmuştum ama ya sonra? Bunlardan kaçmak çok saçmaydı ve bir daha sorarsa eğer bu sefer anlatacağım. Sonuçta yaşadıklarımız bizim suçumuz değildi...

"Sen benden daha çok acı çekmişsin demiştin."

"Evet öyle demiştim."

"Yani sen daha rahattın burada?"

"Rahat olmak değilde... Seninki kadar da değil."

"Olsun, anlat."

"Tamam..." deyip her şeyi bir bir anlatmaya başladım.

Annemin öldüğünü öğrenince çok üzülmüştü. En acısıda Ozan'ın kollarımın arasında nasıl ölüp gittiğiydi...

"Neden komutan seni koruma altına aldı?"

"Bilmiyorum. Ona sorduğumda, üstlerinin bana sıradan askerler tarafından dokunulmasını istemedikleri için."

"Kendileri mi becerecekler?"

"Öyle dedi."

"Yani burada sana komutandan başka kimse dokunmadı?"

"Rütbeli... Yani evet."

"Rütbeli kim?"

"Komutan dediğin kişi. Ben ona rütbeli diyorum."

"Hımm. Kızlar sizler ne yaşadınız?"

"Biz hergün, her gece birileri tarafından beceriliyoruz işte." dedi Nur.

"Aramızda bu konuda en şanslı olanı Damla." dedi Canan.

Bu sözden sonra üzüldüm açıkçası. Bilmiyorum... Kendimi şanslımı hissetmeliyim yoksa şanssız mı? Bilmiyorum...

Yağmur uyumuştu. Herhalde esir alındığı günden bu yana uyuduğu en tatlı uykuydu. Ona tekrar kavuşmuştum. Onu yeniden görmüştüm. Ve bundan sonra asla ayrılmayacaktık. Tabi dış güçler olmasa... Ben bu düşüncelerle Yağmur'a bakıp dalmışken:

"Alın zıkkımın kökünü yiyin ulan! Size hizmet etmek zorunda mıyım ben ya?!"

Bir asker içeri gelmiş, kimseyi bile doyurmayacak yemeği getirdiği için şikayet ediyordu. Ben değilde, bu arkadaşlarım onların zevki uğruna burada tutulmak zorundalar mıydı sanki?

"Peki biz sizin altınızda yatmaya mecbur muyuz?"

Düşüncelerimi dile getiren tabii ki en yakın arkadaşım Zerrin'di.

"Ulan sanki altımızda yatıyorlar ha! Siz altımızda yatmıyor, debeleniyorsunuz! Hem siz esirsiniz anladın mı?! Mahkumsunuz, hatta buna mecbursunuz!" dedi ve kapıyı çarpıp gitti.

 RÜTBELİNİN ESİRİ (BİTTİ)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin