Arkama bakmadan, sıralı ağaçları hızla geçerek koşuyordum. Koşarken silah seslerini duyuyordum, beni korkutmak için ateş ediyorlardı. Askerler arkamdan bağırıyorlardı. Gittikçe yoruluyordum, nefesim kesiliyordu. Durmam lazımdı, eğer durmazsam, nefessizlikten bayılabilirdim. Bir ağacın arkasına saklanıp, dinlenmeye başladım. Hava kararmaya başlıyordu. Dinlendiğim sırada, yaprak cızırdamasından, birinin buralarda, yakınımda olduğunu anladım. Hemen koşmaya başladım. O da arkamdan koşuyordu. Sesini çıkarmıyordu, ateşte etmiyordu. Sadece beni takip ediyordu. Bir an arkama bakmayı düşündüm. Ama bunu yaparsam yakalanacağımı çok iyi biliyordum. Durmadan devam ettim koşmaya. Artık yoruluyordum, yavaşladım. Ama o kişi beni yakalayabilecek derecede hızlı koşuyordu.
"Fahişe! Dur!" rütbeli?
Olamaz, benim yaptığımı öğrenmiş olmalı ki, beni yakalamaya çalışıyordu. Durmadım, aksine daha da hızlı koşmaya başladım. Ama acayip derecede yorulmuştum. Beni er ya da geç yakalayacaklardı. Daha fazla direnemezdim. Durdum. Nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Rütbeli elimi tuttu.
"Bekleme zamanı değil, hadi koş!" deyip beni çekti.
Nasıl yani? Beni yakalamaya çalışmıyor muydu? Rütbeli önde, ben arkada koşuyorduk. Rütbeli, gövdesi geniş olan bir ağaç buldu ve oraya saklandık. Ben ağaca yaslanmış, rütbeli de sağ elini ağaca yaslamış, bana bakıyordu.
"Neden beni kurtarmaya geldin? Zaten tüm bunlara sen sebep oldun." dedim sessizce.
"Ben, ben özür dilerim."
"Unut gitsin, şimdi ne ceza vereceksin bana?"
" Ceza vermek mi? Vermeyeceğim ki."
"Neden?" bir şey demedi.
Bu karanlık ortamı fırsat bilip, boynuma yöneldi. Sıra sıra öpücükler kondurdu. Kulağıma yaklaşarak "Seni seviyorum." dedi fısıldayarak. Ay ışığında parlayan yüzüne baktım. Gözlerimin içine bakarak
"Sana yaşattığım tüm kötü şeyler için özür dilerim." şaşkınlıktan küçük dilimi yutmuş gibiydim.
Ciddi miydi? Hayır olamazdı. Belki de beni kandırıyordu.
"Ne?" dedim sessizce.
"Seni seviyorum."
"Ciddi misin?"
"Hiç olmadığım kadar.
Başımı öne eğmiş dururken.
"Bir şey demeyecek misin?" dedi.
Ne diyebilirdim ki? Tamam, bende bu adamın yanında kendimi güvende ve mutlu hissediyordum, ama bunu da beklemiyordum doğrusu. Hem de bu halde.
"Ben, ben ne diyecdğimi bilmiyorum."
"Bir şey demene gerek yok. Yani şu an. Ben buradan nasıl kurtuluruz onu merak ediyorum."
" O adamlar öldü mü?"
"Kızım var ya sen çok kötü bir şey yaptın be."
"Ama her şey senin yüzünden, sana beni ona verme diye yalvardım. Ama sen ne yaptın?"
"Eğer üstlerim bunu öğrenirse, yandın. Yaşatmazlar seni. Neyse konuşacağımıza gidelim, hadi." tüm bunları sessizce söylemiştik birbirimize.
Elimi tutup, koşmaya başladı. Tabii benim de ayak uydurmam lazım. Karanlık havada önümüzdekileri zar zor görerek koşmaya başladık. Rütbeli, kulübe gibi bir yere getirdi bizi. Ama ışıkları yakmadı. Yakalanmak istemeyiz. Rütbeli nefes nefese kalmış bir vaziyette yere çömelerek oturdu. Bende onun yanına oturdum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
RÜTBELİNİN ESİRİ (BİTTİ)
RomanceSavaşta esir alınmak... Esir alındığı kişinin kalbine de esir düşmek... Aslında her şey aşkın gücüne bağlıydı... Bu güç, onları yaşadıkları harabeden kurtarıp mutlu bir sona sürükleyecekti...