Çığlık çığlığaydım ve ardıma bile bakmadan kaçmaya çalışıyordum. Ne kadar hızlı koşarsam koşayım beni yakalayacaktı biliyordum. Bir an önce kurtulmalıydım. Tanrıııım! O adam beni rahat bırakmıyordu, bu karanlıkta kaçayım derken hep aynı yerde dönelediğimi adamın o lanet yüzüyle karşı karşıya geldiğimde anlamıştım. Tam anlamıyla korkudan altıma yapmak üzereydim! Korkudan tir tir titrerken gökyüzünden gelen bir melodi duydum, bu çok saçmaydı. Gittikçe artıyordu, oh bir saniye bu benim telefonumun zil sesiydi. Rahatladım ve hemen el yordamıyla telefonumu buldum. Saat gecenin 4'üydü. Daha fazla telefonun ekranına bakamadan telefonu açtım, duyduğum ses beni çok rahatlatmıştı. Babam arıyordu. Muhtemelen şu an orada saat sabah 10 civarındaydı. Beni pek sık arayamazlardı, hemen kendime gelerek "Günaydın baba," dedim. Her zaman ki otoriter ama sevecen -sadece bana ve anneme karşı bu kadar sevecen olabiliyordu- ses tonuyla "Günaydın hayatım," dedi. Rutin konuşmalarımız bitince beni çok sevdiğini söyleyip telefonu anneme verdi. Annemin ses tonu beni her zaman yatıştırmaya yetmişti. Ama bu kadar yoğun konuşmasa hayat benim için daha kolay olabilirdi. "Dahlia bak hayatım ilkbahar geldi biliyorum, havalar ısındı falan ona da tamam ama sakın soğuk su içme tamam mı tatlım? Üstüne kalın giyin yine de anneanneni hiç üzme bak. Dersler konusuna hiç girmiyorum bile sana güveniyorum hayatım, kendine iyi bak seni çok seviyorum, öptüüm." deyip hiç beklemeden telefonu kapatmıştı. Ah normal halleri...
Bu saatten sonra uyuyamayacağıma karar verip biraz yürüyüş yapmak için üzerimi değiştirdim. Anneanneme bir not bıraktıktan sonra yüzümü yalayan hafif rüzgarı tüm tenimin hissetmesine izin verdim. Hava serindi ama güneş doğduğunda eminim ısınacaktı. Her zaman yaptığım gibi yine çiçeklerin olduğu patikada koşmak üzere yolumu çalıştığım dükkanın tam tersi istikamete çevirdim. Ah yine o adam! Kasabaya taşınalı 2-3 ay olmuştu ama hala ısınamamıştım. Üstelik geldiği günden beri beni ürkütüyordu, daima esrarlı takılırdı. Henüz hiç bir kötülüğünü görmesek de kasaba olarak ondan hoşlanmamıştık ve sanırım bu yüzden kabuslarımda beni kovalayan adam hep o oluyordu. Görmemiş gibi yapmak istiyordum fakat o anda bana "Günaydın," demesiyle irkildim. Sesimi titretmeden, gayet net çıkarmak için ne kadar kendimi zorlamış olsam da korkak bir kedinin tiz çığlığına benzeyen bir "Günaydın bayım," çıktı ağzımdan. Bunu hiç beklemiyordum. Sanırım ondan korkmam hoşuna gidiyordu. Hafif bir tebessümle yoluna devam etti.
Bugün Cumartesiydi, sanırım bu yüzden daha rahat davranıyordum çünkü Winona dükkana geç gitmemi pek önemsemezdi. Ah bu arada Winona çalıştığım çiçek dükkanının sahibi, tahmin ettiğiniz gibi babası Kızılderili. Ama Winona ailesini kaybedince teyzesinin yanına getirilmiş. Getirildiğinde henüz 3 aylıkmış şimdiyse 28 yaşında. O benim en iyi arkadaşım. Onunla aynı işte çalışmak bana zevk veriyordu. İkimizde çiçeklere vakit ayırmaktan hoşlanırdık. Her neyse. Artık eve gidip duşumu alsam iyi olacak. Anneannem için kahvaltı hazırlamalıyım.
Dönerken yine o adamla karşılaştım. Bu sefer içimi kemiren soruları cevaplamadan edemeyecektim, anlayacağınız merak üstün geldi. Yanına gidip selam verdim ve konuşmaya başladık. Sorduklarımı birer birer ve sakin bir şekilde cevaplarken aslında bende biraz rahatlamıştım. O sırada rahatlamış olmam sanırım patavatsızlığımı beraberinde getirdi ki bir anda ağzımdan geçen gün kasabaya getirdiği sarışın kadına ve onu neden bir daha görmediğimize dair bir şeyler dökülüverdi. Aman Tanrım! Bu tepkiyi hiç beklemiyordum, ben daha çığlık bile atamamıştım ki olanlar saniyeler içinde gerçekleşmişti!

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dahlia Mevsimi
Mystery / ThrillerDahlia, Dalya, çiçekçi kız, keman çalan kız. İstediğiniz gibi seslenebilirsiniz. Her neyse küçük kasabamızdaki büyük dünyama davetlisiniz. Sakinlik ve huzur bizim hayatımızda mükemmelin tanımıyken kasabamıza gelen yeni adam kabusun ta kendisiydi!