18.BÖLÜM:ÇIRPINIŞ

16 4 0
                                    

Yeniden merhaba...Uzun bir aradan sonra nihayet yazdıklarımı ekleme fırsatı bulabildim. Okulların kapanmasından sonra ancak vakit bulabildim. Bundan sonraki bölümlerimin bir kısmı hazır olduğu için bir gün aralıklarla bir kaç bölüm eklemek niyetindeyim. Herkese keyifli okumalar dilerim...



Sessizliğin bu kadar acıtıcı olduğunu kesinlikle tahmin bile edemezdim. Soğuk ve karanlık olan bu izbe yerde sanırım bu onuncu günüm. Nerden biliyorum? her gün için Hakan'ın canımı acıtırken kopardığı saçlarımdan bir teli köşede duran kırık soda şişesine koyuyorum çünkü.  Kaderin bana biçtiği de bu sanırım. Bu izbe yerde  daha ne kadar durup, celladımın eziyetlerine daha ne kadar dayanabileceğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Acaba beni hala arıyorlar mı? beni bulmak için seferber oldular mı? yoksa benim gibi benden umudu onlar da kesti mi? bilmiyorum.

-Allah'ım yardım et bana, yardım et buradan kurtulmak için bir güç ver, bir çıkar yol göster ne olursun.

Evet yine  demir kapının o lanet sesi. Yine geliyordu işte. Her gün belki bugün insafa gelir diye ümitli bekleyişin yerini artık çaresizce kabulleniş almıştı. Artık kurtulacağına ve hayatına kaldığı yerden yeniden başlayacağına dair hiç bir filiz yeşermiyordu içinde. Çaresizce son çırpınışlarına tutunuyordu umutlarının yerine.

-Artık kendinle konuşmaya mı baladın? Sanırım kafayı yavaş yavaş sıyırmaya başlıyorsun bil istedim. Yoksa bana mı özeniyorsun? yada kafayı sıyırmış numarası yaparsam bırakır beni diye mi düşünüyorsun  bilemem de yemez kızım yemez. Bak gördün mü bizi ne hale soktun, başımıza ne büyük belalar açtın. Bu saatten sonra atsam atamam, satsam satamam seni. Başında beni paşa paşa dinlemeyi deneseydin, Hakandan uzak dursaydın bunlar gelmeyecekti işte başına. Valla bana hiç suç bulma ben sana dedim .Eee nerede kalmıştık?

-Lütfen bırak beni yalvarırım sana. İstediğini yaptın yetmedi mi? Dövdün, vurdun hıncını aldın daha benden ne istiyorsun söyle pislik söyle... 

-Daha sana yapacaklarımın fragmanı bile değil onlar. Yüzünü gözünü dayaktan mosmor etmenin ya da saçını başını yolmanın yeteceğini sanıyorsan aldanıyorsun. Sen benim mahremime girdin, hayattaki tek gerçeğim Hakan'ı benden koparmaya çalıştın. Bunun cezasını bunlarla ödeyebileceğini mi sandın. Ne yani şimdi seni bırakıp arkandan güle güle dememi mi bekliyorsun sürtük . Onu kıçın başın bir yerde oynamadan önce düşünecektin diyeceğim ama sende beyin ne gezer?

-Bu kadar nefreti nasıl biriktirdin? Hakanın içinde bir yerlerde olduğunu biliyorum. Onun beni duyabildiğinden eminim. Hakan lütfen pes etme diren ne olur kendin için değilse bile benim için diren  bunu yapabilirsin eminim bundan.

-Kes sesini!! Kesssss!!!!

-Hakan yalvarırım bak bana, lütfen yardım et.

-Hayır şimdi değil, şimdi sırası değil. Çıkamazsın lann cevap vermeyeceksin bu aşifteye 

-Yapabilirsin ne olur hakan mücadele et.

Elindeki kemeri yavaşça, istemsizce yere indirdi Hakan. Donuk  sabit bir yere kilitlendi bakışları bir kaç dakikada olsa ama direnmeye gücü yoktu.

-Duy beni lütfen duy beni.

Çok kısık iniltiye benzer bir ses döküldü dudaklarından. Duygu beni affet...

Eski bozuk televizyonların üzerine vurulduğunda görüntü gelir gider gibi yeniden içindeki cani gün yüzüne çıkmayı başarmıştı. Ama bu kez deminki görüntüsünden zerre kadar eser yoktu. Sinirden gözlerinden ateş fışkırıyordu. On gündür ilk kez içindeki Hakan Duygunun yakarışlarını cevap vermişti çünkü. İçinde bir yerlerde hala diğer yarısıyla mücadele ettiğini Duygunun görmüş olması onu çok ama çok sinirlendirmişti.

Az önce yere bıraktığı kemeri tekrar eline aldı. Sandalyeye bağlı olan Duygunun ayaklarını çözüp onu yere yatırdı ve üzerine çıktı. Yüzü koyun yere yapışan Duygunun sırtına inen kemerin sesi tüm odada yankılanıyordu. Bir taraftan acımasızca vuruyor diğer taraftan;

-Hımmm nasılmış böyle iyi mi? Hala mücadele et  bakalım. Kim kazanacak göreceğiz. Sana ne dedim konuşmayacaksın demedim mi aşağılık köpek. Sürtüksün tamam mı sen, fahişesin sen istemiyoruz seni hayatımızda nasıl hoşuna gidiyor mu haa söyle konuşsana...

-Acıdan bağıracak gücü kalmamıştı Duygunun zaten bir kaç vuruştan sonra da kendinden geçmişti. Yaklaşık on tane vuruştan sonra Hakanında gücü kalmamıştı zaten. Saçlarından sürükleyerek sandalyeye geri bağladı Duyguyu. Karşısına bağdaş kurup oturdu ve sallanmaya başladı. İstemsizce sallanırken avuçlarında tuttuğu saçlara bakarak, gözlerinden akan yaşların farkında bile değildi.










KAYBOLMUŞ DİĞER YARIMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin