"İçme! " dedim. Artık akacak gözyaşım bile kalmamışken. Beynim bile tüm olanları kaldıramazken durmadan tekrarlıyordum "içme baba! " diye.
Attığı her tokat bir öncekinden daha da acıtıyor olsa bile 'içme' demeye devam ettim. Hep demiştim, hep diyecektim. Evet, dayak yiyeceğimi bilsem de... Çünkü onu kaybetmek istemiyorum. Bir anda değişmiş olsa da, hareketleri her zerremde benden nefret ettiğini hissettirse de onu kaybetmek istemiyordum. Yanımda nasıl şekilde bulunduğundan değil bulunmamasından korkuyorum.
En son ki tekmesinde, nefes nefese kalmıştk. Durarak nefes almaya çabaladı. Son 12 yıldır nefesini toplamaya çalışan babam yine nefessiz kalmıştı. Korku bedenimi ele geçirmişti. Vurduğu her yerde kalbim atıyor olsa da canım fazla acımıyordu. İçki kendinin yanı sıra gücünü de yok ettiği için fazla sert vuramıyordu. Hiçbirşeye gücü kalmamıştı. Ne bana vurmaya, ne de nefes almaya.
Kafamı korumaya çabaladığım kollarımı hafifçe indirerek, yerden ayakta dengede durmaya çalışan babama göz değdirdim. Gözlerini yarım yamalak açmaya çabalarken, sallana-sallana koltuğa yürümeye çalışıyordu. Doğru düzgün attığı ilk adımında, ayaklanarak odama koştum. İlk gün ki gibi... Kapıyı sertçe kapatıp arkasına oturmuş, dizlerini boynuna kadar çekmiş, ağlamaya başlayan, o ilk günki çocuk gibi ağlamıştım.
Annemin sevgisini hiçbir zaman haketmediği babam ve aklına bile gelmeyen çocuğu beni terk ettiği günden beri... Daha 8 yaşında çocuk olsam da babamın anneme nasıl aşık olduğunu göremeyecek kadar küçük değildim. Yaşadıklarımı fark edemeyecek kadar da...
Burnumdan akan kan tişörtüme damlarken kaşlarımı çaresizce çattım. Ondan nefret bile edemiyordum. Çünkü ona bir duygu beslemek aptallık olurdu. Hiçbirşey hissetmeyecek kadar uzağım artık ona. Ne kadar umurunda olmasam, aklına bile gelmesemde bilsin ki 'çocuğunu kendisinden nefret etmeye mecbur bırakan aciz bir anne! ' den başka birşey değil. Babamı öldürmüş, çocuğunu kendi elleriyle boğmuş birisi sadece.
Biraz yerde oturduktan sonra kapı kulpundan destek alarak yavaşça ayaklandım. Babama bakmak için kapıyı hafif araladığımda koltukta tavana bakarak öylece yatıyordu. O an içimde kalmayan parçalardan biri daha gitmişti.
"Bunu haketmedin ki babam sen. Sadece çok sevdin. Belki de tek hatan bu oldu! "
Kapıyı kapatıp yatağıma usulca uzandım. Zigondan aldığım mendille başımı dikerek, az uz burnumdan akan kanı durdurmaya çabaladım. Burnumun fazla hassas olması en ufak darbede kanamasına neden oluyordu.
Babama kızamıyordum çünkü beni dövmekten değil kendine zarar vermekten zevk alıyordu. Ona engel olmaya çalışıyor olmam, ona göre hatam. Bu yüzden bu kadar uzak, bu kadar soğukkanlı bana. İçki içmemesini isteyerek ona zarar vereceğimi düşünüyor çünkü. İşte hala 'anne' diyebildiğim kadın da giderken babamı da götürmüştü.
Başımı düşüncelerimi yok edebileceğimi sanarak salladım. Yarın halamın kızının düğünü vardı. Erken kalkmam ve bir sorun olmadan yanına gitmem gerekti. Gözlerim usul-usul kapanırken bir kez daha bu hayatımın güzel olabileceğini umud ettim.
&
Yüzüme vuran güneş ve uykumun yarısını hiç eden sinek yüzünden gözlerimi zar zor açmaya çabaladım. Aynı zamanda da yatağa çivilenmis bedenimi de kaldırmaya çabalıyordum. Telefonuma gelen bildirim sesiyle vücudumu az bir milim oynatmayı başarmıştım. Okan dan uzun zaman sonra gelen mesajı bir çırpıda açtım. Hayatımın iyi gitmesine, bunca şeye rağmen yinede gülmeme sebep olan biriydi. Bu aralar sevgili olmamıza rağmen biraz uzak davranmış olsa da.
'Başak laleli parka gel! '
Mesajına o görmüyor olsa da gülümseyerek cevap vermiştim bile. Biraz garipsemiştim ama. Üç haftadır ne telefonlarımı açmıştı ne de mesajlarıma bakmıştı. Beni tamam n unuttuğunu sanmaya başlamıştım. Karşılaşmamız için o kadar şey yapmama rağmen karşılaşmamıştık. Bir anda mesaj atmış olması garibime gidiyor olsada mutlulukla kenara itiyordum. Çünkü bugün ona cidden ihtiyacım vardı.
Hızlıca bir kaç sıradan parça giyerek dışarı çıktım. Babam çoktan yok olmuştu zaten. Erkenden her zaman ki gibi kahveye gitmiş, sızmıştır. Bir an önce yanında omak için adımlarımı hızlandırdım. Aslında ters birşeyler olmasından korkuyorum. Uzun zaman uzak durmuştu. Kafamı kurcalayan bu düşüncelerinde beynimi dondurmaktan baska yaptığı birsey yoktu.
Parkın içine girmeme birkaç adım kala olduğum yerde durup, kaldırıma oturmuş Okan'a baltım. Onu öyle özlemişim ki uzaktan bakmak bile içimi huzurla buluşturuyor. Sanırım bir yarım saniye olduğum yerde, yüzümde hafif bir gülümsemeyle ona baka kalmıştım. Kafasını girişe çevirdiğinde beni görmesiyle ayaklanarak bir kaç saniye öylece baktı. İlk günki buluşmamız gibiydi herşey. Aynı parkta, aynı yerde, aynı şekilde... Utancımın vermiş olduğu yanma hissi ve sarsılmayla yanına ilerledim. Ayakkabımın ucu ucuna değerken aklıma gelmeyecek şekilde, sıkıca sarıldım. Kollarımı boynuna ilk doladığım saniyede herşeyin farklı olacağına inansam da, bir boşluğa sarılmıştım. 6 aydır ilk defa onun sarılmasını beklemeden sarılmıştım. Öyle alışmışım ki kollarını belimde hissetmeye, yokluğu beni boşluğa düşürmüştü. Kaşlarım olayın gidişatına çatılırken, kollarımı yavaşça çektim. Gözlerini kaçırıp geriye bir adım gittiğinde istemsiz bir şekilde geriye çekildim.
Sessiz tonda boğazını temizledikten sonra, ellerini cebinden çıkarırken bir çırpıda konuştu.
"Her zaman yanında olacağımı söylemiştim. Dediğim herşey olmuyormuş Başak! Soz verdiğim herşeyi tutamıyormuşum. "
"Neden bahsediyorsun? "
Nefesimin yettiğince konuşabilmiştim. Gidiyordu,korkuyordum.Yüz ifadesi bu zamana kadar hiç görmediğim bir hal almıştı. Cümleye gider gibi başlamıştı. Olacakları anlasamda o an safmışım gibi, nefesimi tutup güzel şeyler demesini bekledim. Burnundan sertçe nefes verip,
"Yanında üç hafta olmadım, bundan sonra da olamam. Beni ve sözlerimi de aklından çıkar Başak! Ben senin yanında olup, sözünü tutacak biri değilim! "
Dediğinde sol gözümden akan damlayı elimin tersiyle sildim. Bir umut yeşil gözlerinin içine baktım. Bundan önce hiç yapmadı ama şimdi bir şaka yapar diye bekledim.
Yanıma yaklaşıp sol elimi yumuşak elleriyle tutarak, sağ yanağıma buse kondurup, ağır adımlarla yanımdan uzaklaştı. Olduğum yerde bir saç telim bile oynamadan, arkasından öylece bakakaldım.
Dayanamaz koşar belki... Gelir sarılır... Belki de beni yalnız bırakmaya dayanamaz diye bekledim. Sadece bir kaç saniye... Yanımdan tamamen uzaklaşana kadar.
Gözlerimin yaşını, yüzüme doğru hafifçe esen rüzgar soğuturken, Okanın arkasına bile bakmadan gittiği yolu, yok oluşunu izledim. O yol ne kadar boş olsa da zihnim o anı tekrarlayarak, o anı tekrar yaşatıyordu.
Bir kaç dakika kendimle orada öylece kaldım. Hiçbirşey düşünmeden. Ufak bir hareket etip, bir ses bile çıkarmadan. Bir kaç dakika daha kalarak, akan burnumu sertçe çektim. Afallaya-afallaya, ayaklarım taşlara takıla-takıla yürümeye başlamıştım. Gittiğim yolu bilsemde nereden gittiğime kafa yoramıyordum. Yürürken takılmaktan, burnumu çekmekten, ellerimin tersiyle habire gözyaşlarımı silmekten başka yaptığım birşey yoktu. Ayakkabımın bağcığımın açılması da habire bağcığıma takılarak yürümeye çalışmama sebep oluyordu.
Dalgınlıkla yürürken, en son bağcığımın ayağıma dolanmasıyla, sol kulağımı yok eden ve beni bir nevi kendime getiren korna sesiyle yerimde sıcramam bir oldu. Korku, endişe, üzüntü tüm duyguları aynı anda yaşarken gözlerimi solumda duran güzel, beyaz arabaya çevirdim. Olanların yanında ağzımı bile açamazken sinirle arabadan inip kapıyı kırarcasına kapatan genç karşıma dikildi.
"Ölmek mi istiyorsun kızım? Yeşil ışıkta geçmek ne demek! "
Arkadaşlar hikayemin ilk bölümü. Diğer bölümler için kafamda sadece taslakları var. Hikayemi ve anlatımını ileride, yazdıkça daha da geliştirmeye çalışıcam.
Yanımda olursanız çok mutlu olurum. Desteklerinize ihtiyacım var. :))

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BAŞAK立
Teen Fiction"Ellerimle yüzünü avuçladığımda gözlerini kapatmayacağına, gözlerimin içine bakıp her defasında benimle olduğuna sükredecektin hani. Gozlerini niye kapattın Başak! "