Hazırladığım yemeği tepsiye koydum ve Heather'ı Eirik ile masada bıraktım. Yukarı çıkıp tepsiyi mumun yanina koydum. Hıçgıdık uyuyor gibiydi.
"Hıçgıdık, Hıçgıdık uyan. Yemek yemen gerek."
Hafif sarsmalarımla kendine geldi ve doğruldu.
"Astrid başım feci dönüyor. Neden bu kadar uzun sürdü anlamıyorum."
"Kafana düşen kiremit küçük değildi. Seni bayıltacak kadar büyüktü."
Bir süre durdu.
"Heather neden gelmiş olabilir?"
"Senin için olduğu kesin. Büyük ihtimal evlenmesi için birini bulmasını söylediler. O da seni düşünüp geldi."
"Benim için geldiği bariz belli zaten."
"Sana çok yakın davranıyor. Ve bu benim sinirlemi alt üst ediyor."
"Farkındayım Astrid. Benimde sinirlerimi bozuyor."
"Yemin ediyorum eğer mesafeni korumasaydın şuan seni baltamla parçalıyor olurdum."
Kıkırdadı.
"Ona şüphe yok." Deyip dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı.
"Ee? Yemek yaptın mi bakalım?"
"Evet. Onun için uyandırdım zaten. Al bakalım. Kendini iyi hissedersen köy ateşinin yanına gelirsin. Yoksa dans edecek birini bulmam gerekebilir."
Güldü.
"Orada olacağım leydim."
Bu sefer ben onu öptüm ve aşağı indim. Akşam saatleriydi ve Dişsiz bu saatte uçmaya bayılır.
"Hadi Dişsiz. Biraz gezintiye çıkalım."
Heather ve Eirik yoktu. Sanırım ateşin yanına gitmişlerdi. Dişsiz'e binip uçmaya başladım. Köylüler ateşi yakıyorlardı. Ateş nedir diye sorarsanız, her pazar günü ateş yakar eğleniriz. Şarkılar söyler, yarışmalar yaparız. Dans ederiz. Güzel vakit geçiririz işte.
Ay bulutların arkasına saklandığında, yukarı bulutların üzerine çıktık..
................
Reis koltuğunun yanındaki yerime oturdum. İnsanlar mutluydu. Heather ateşin yanından kalkıp yanıma geldi.
"Hıçgıdık nerede?"
"Evde dinleniyordur. Hala biraz kötü."
"Ah, tamam."
Bir süre onun evimize ilerleyişini izledim. Bir dakika! Ben az önce ona Hıçgıdık'ın yerini mi söyledim? Kurta kuzunun yerini verdim! Ah ben tam bir salağım.
Tam kalkıp eve gidecekken, Eirik'in acı çığlığını duydum. Odin'in sakalı aşkına! Onun elinde hançerin ne işi var?!
"Bebeğim. Sana keskin şeylerle oynamamanı söylemiştim."
"Üzgünüm anne. Ah! Dikkat et, acıyor!"
"Tamam tatlım. Anne şimdi halledecek."
Elbisemin astarından küçük bi parca yırttım ve parmağını sardım. Acele ediyordum çünkü Heather eve varmıştır bile. Neyseki Eirik'in yarası derin değildi. Parmağını sarip Hıçgıdık'ın tahtına oturttum. 'Neden Hıçgıdık'ın tahtı? Onun kendine ait tahtı yok mu?' Sorularınızı duyar gibiyim. Hıçgıdık'ın tahtı boşken kesinlikle kendi tahtına oturmaz. Ona göre bu koltuk kutsal. Fırtınuç'a yaklaştım.
"Kızım, Eirik kalkmasın tamam mı?"
Başını hızlıca sallayıp Eirik'in yanına kıvrıldı. Bende koşarak eve ilerledim. Neden bu kadar panik yaptığım hakkında bir fikrim yok. Ama yinede aynı yerde kalmalarını istemiyorum. Evin kapısı açtım ve sağa sola bakındım ama kimse yoktu. Sessizce yukarı çıktım. Odamızın kapısı açıktı. Yavaşca içeri girdim. Heather! Odamızdaydı ve etrafı inceliyordu.
"Senin burda ne işin var!?"
"Ah! Astrid! Ben- Şey.."
"Sen ne?! Burası bizim odamız ve senin buraya gitmeye hakkın yok! Odan aşağıda!"
"Üzgünüm."
"Neden burada olduğun bariz ortada! Hıçgıdıkdan uzak dur! Eğer sınırı bir kere daha aşarsan, seni Hıçgıdıkdan soğutmasını bilirim!"
Bir şey demedi. Sessizce ve utanç içinde evden çıkti. Derin bir iç çektim ve sinirlerime hakim olmaya çalıştım. Kendimi yatağa attım. Tamamen o kokuyordu. Bu beni sakinleştirmeye yetmisti. Hıçgıdık.. Güzel kokardi. Kendine has bir kokusu var ve ben buna bayılıyorum. Sahi. O nerede? Kalkıp dolaptan daha rahat bir elbise aldım. Eğer Hıçgıdık ateşin oradaysa dans edecek rahat şeylere ihtiyaçım olacaktı. Üstümü giyindim ve ateşin olduğu yere ilerledim. Evet tahtında oturuyodu ve Eirik ile ilgileniyordu. Beni görünce gülümsedi. Yanına oturdum.
"Neredeydin?"
"Evde biraz işlerim vardı."
"Dans edecek misin?"
"Buna hayır diyemem bayım."
Yavaşça elimden tuttu ve beni ateşin yanına getirdi. İnsanlar yemek yiyor, içki içiyordu ama biz ne zaman dans etmeye başlasak, herkes bizi izlerdi.
Kollarımızı birbirine dayadik ve dönmeye başladık. Bir süre sonra tam tersine dönmeye başladık. Heather'in bizi izlediğini fark ettiğimde şov zamanı oldugunu anladım.
..............
Nefes nefese kalmıştik. Göz gözeydik. Hiç çekinmeden dudaklarıma eğildi. Zaten nefes nefeseydik ve bu beni dahada nefessiz bırakti. Ayrıldı ve beni doğrulttu. Bana sırıtarak baktığında kızardığımı anladım. Beni belimden tutarak tahtimiza götürdü. İnsanlar yaptığı şeylere devam etti. Heather'ı gördüğümde sahile ilerliyordu. Gitme vakti çoktan gelmişti...
Valka, kucağındaki Eirik ile yanımıza yaklaştı.
"Bu gece benimle kalsın. Hem siz burada daha kalacak gibi duruyorsunuz."
"Aslında iyi olur anne. Hava soğuk. Üşütmesin hem."
"Tamam o zaman kahvaltida görüşürüz" deyip Eirikle birlikte evine gitti. Evine girer girmez Hıçgıdık ayaklandı. Esnemeye başladı.
"Çok yorgunum Astrid. Hadi eve gidelim." Diyerek beni cekistirmeye başladı.
"Hıçgıdık sakin olur musun? Derdin ne senin gece daha yeni başlıyor."
"Evet! Yeni başlıyor. Ama eve gidelim."
Sıkıntıyla iç çektim ve eve yürümeye başladım. Eve vardiğımızda Hıçgıdık zırhını çıkardı. Bende dolaptan pijamalarımı aldım ve yatağin kenarina koydum. Elbisemi çıkardım ve pijamam uzandım. Ama elimi Hıçgıdık tuttu ve kendine çekti. Direk üzerine düştüm. Sinsice sırıtıyordu. Ah evet Hıçgıdık çok uykun var. Anladım.. Neden bu kadar cok ısrar ettiği belli.
Yazım hatalari olabilir. Çunku telefondan yaziyorum :( ve yorum istiyorum lutfen :)

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ejderhanı Nasıl Eğitirsin
Hayran KurguYazılan bütün hikayeler ingilizce. Daha önce ejderhalar hakkında türkçe hikaye yazan olmadi. Bu yüzden ben ilk olucam :) Bu repligi bir yerden hatirladiniz :)