1. Bölüm: "Sessiz"

79 6 11
                                    

Mart ayının ruhumu titretecek kadar soğuk bir gününü geride bırakmıştım. Eve girer girmez beremi ve atkımı fırlatıp, anahtarımı yerine koydum. Karanlığa doğru kısık gözlerle bakarken ayaklarıma dolanan tüylü şeyle hafifçe gülümsedim. Alt komşumuz Esin, pasaport işlemlerindeki bir eksiklikten dolayı gitmek zorunda olunca tüylü şeyi, yani Huysuz'u, bana emanet etmişti. Büyük bir şehrin bir ucunda yaşadığımızdan dün gece orada kalmıştı Esin. Açıkçası bu detay çok da önemli değildi benim için.

Huysuz'u sevdim biraz, yüzüm gülümsemekten uzaktı ama sanki yine de gecenin hatrına çok hafif bir tebessüm asılıydı dudaklarıma. Aynada kendime baktım, kucağımda Huysuz'la. Kelimenin tam anlamıyla, harabeydim. Saçlarım dağınık değildi ama toplu olduğu konusunda kimseyi ikna edemezdim, öyle bir niyetim de yoktu zaten. Saçlarım uzundu, çok uzun. Uzunluğunca acıtıyordu canımı. Uzadıkça yer tarafından daha çok çekiliyor gibiydim. Ağırlıktı sonuçta, yerin içine girecek gibiydim. Girseydim ya yere, çok mu zordu?

Ev haline girmem uzun sürmedi. Siyah bir eşofman, bordo bir kazak geçirdim üzerime. Saçlarım dağınıklığını ruhumdan almış gibiydi. Birkaç tel tokayla daha normal bir hale sokma çabasına girmişken vazgeçtim ve tokaları eşofmanın cebine tıktım. Sessizce balkona ilerledim. Kapıyı açacak gücü bulmam biraz zaman almıştı. Derin bir nefes verip yorgunluğumu belli edercesine bitmiş olan gücümü toplamak için bekledim. Sonunda kapıyı açabilmiştim. Meğer kilitliymiş.

Kazağımın kol kısmından çekerek avcuma hapsettim gece yüzüme vurunca. Boğaz kısmını burnuma kadar çektim. Eski sayılmayacak korkuluklara tutunup hafifçe eğildim aşağıya. Rüzgara dayanamayan birkaç saç teli firar etmişti yüzüme doğru.

Gece tüm siyahlığını önüme sermişken düşünmek istedim ama ciddi anlamda yorgundum. Çok geçmeden yere oturuvermiştim. Gözümden birkaç damla düşecek sandım, düşmedi. Amacı olmadan gökyüzünde süzülen siyah bir uçurtma gibiydim. Bir ressamın tablosuna son anda yanlışlıkla eklenmiş bir siyah noktaydım belki. Bir heykelin son dokunuşunda oluşan kusur, bitecek bir parçanın son notasındaki yanlış, rengarenk evler olan sokakta siyah ev, güneşi bekleyen insanlara kara buluttum ben.

Ne eksik ne fazla, siyahtım ben.

11 tane ince demirden oluşan korkuluğun aralarından ayaklarımı sarkıttım aşağı. Huysuz kucağıma geçmişti hemen. Kafamı yasladım bir demire. Kazağımın boğaz kısmının ıslaklığını hissettim. Sonra gözyaşımın yoluna vuran rüzgarla hissettiğim ürperti karşıladı beni. Ağlayabildiğimi kabullenmişken ayağıma birkaç su damlası düşüverdi. Anlaşılan bulutlar da ağlamaya başlamıştı.

O arada kapıdan sesler geldi. Daire kapısına adımlarımı hızlandırırken Huysuz peşimdeydi. Yüzümü silip hafif bir şekilde birkaç kez gülümsedim, sonra normal ifademe döndüm. Böyle yaparsam ağladığımın belli olmadığını düşünüyordum. İşe de yaramıştı sanırım.

Daire kapısının açılmasıyla Huysuz'un Esin'in üzerine atlaması bir oldu, anlaşılan özlemişti. Esin ile birkaç dakika hasret giderdikten sonra Esin vakit kaybetmeden sarıldı bana. Şaşırmıştım ama Esin'e değil, şu an birine sarılıyor oluşuma. Esin zaten öyle samimi bir kızdı ki ondan beklenecek hareket de buydu.

Yüzüne kondurduğu güzel gülümsemesiyle bana tekrar teşekkür etti ve bir kez daha sarılırken "Allah razı olsun." diye ekledi. Üstüne göz gezdirme gereksinimi hissetmiştim. Koyu yeşil örtüsü oldukça büyüktü, siyah uzun bir kıyafet giyinmişti ve bu haline rağmen öyle güzeldi ki. Samimiyetinden gelen bir güzelliği vardı, kızı karton kutuya soksan samimiyet süzülürdü kutudan.

Yani en azından ben hep bu haline tanık olmuştum.

Ben böyle düşünürken Esin birkaç şey daha demiş, gitmişti ve ben sanırım her dediğine kafa sallamıştım.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Aug 16, 2018 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Umudun Ayak İzleriHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin