"a ve b birbirinden farklı iki reel sayı olmak üzere a eşit değil b ise aralarında bir 'eşitsizlik' vardır." Hiç alakası olmayan şeyleri bile artık bizimle ilişkilendiriyordum. Matematik bunlardan sadece bir tanesiydi. İzledim filmi, okuduğum kitabı, şiirleri, bir kafede ansızın arka fonda çalan şarkıyı, yanımdan el ele geçen çiftleri... Her yerde, hepsinde sanki biraz biz vardık. Bununla birlikte geçtiğimiz sokaklarda, oturduğumuz deniz kenarındaki bankta, uzanıp gökyüzünü izlediğimiz çimlerde hatta güneşte, ayda... Biz her yerdeydik. Saçlarımda, ellerimde, yanaklarımda, dudağımdaydık... İnsan çoğu şeyi görmezden gelse de kendini nasıl görmezden gelebilirdi ki?
Dakikalardır karşımdaki boy aynasında, kafamı hafif sağa yatırmış kendimde yeni bir şey bulabilmek umuduyla yansımamı pür dikkat inceliyordum. Yirmi üç yıldır bu bedenin içinde yavaş yavaş yaşlanıyordum. Her gün ağır ağır zaman benden beni çalıyordu fakat hiç kimsenin gündelik hayatında fark etmediği gibi bende farkında olamıyordum. Gün içinde farklı farklı onlarca aynanın karşısında aynı yansımamı görerek geçiyordum. Aynı yüzü, aynı saçları, aynı bedeni... Değişen hiçbir şey yoktu. Peki dakikalardır yarı çıplak kalmış halde, her gün gördüğüm bu bedende neyi farklı bulmaya çalışıyordum şimdi? "...aslında sen hep aynısın..." kelimeler beynimi delercesine hızla gelip geçti. Aynı mıydım? Ben hep aynı mıydım ki? Zaman bu kadar hızlı geçerken, etrafımdaki insanlar, hatta dünya bile büyük bir hızla değişirken ben hep aynı mı kalmıştım? Saçlarıma dokundum. Belimi aşan uzun kahve saçlarım... En son ne zaman kestirmiştim onları? Ya da boyatmıştım? Beynimi zorlayıp hatırlamaya çalıştım fakat en son ne zaman kuaföre gidip kendime bakım yaptırdığımı bile hatırlayamıyordum. Yavaşça ellerimi saçlarımdan yüzüme doğru kaydırdım. Gözaltı çukurlarım belirginleşmiş, yanaklarım her zamankinden daha da içe çökmüş, ilginç bir şekilde yüzüme hafif bir sararma gelmişti. Tam anlamıyla hastalıklı gibi gözüküyordum. Ya da uyuşturucu bağımlısı da diyebilirim ki en mantıklı seçenekler arasındaydı. Ellerimi yüzümden indirdim ve omuzlarımı dikleştirdim. Genelde hep omuzlarım çökük yürürdüm ve bu zaten kısa olan boyumu en az beş santimetre daha kısaltırdı. Sağlıksız beslenmemin sonucunda kaburga kemiklerimi sayabilir hale gelmiştim ve bu arada hızlı kilo vermemin sonuçlarını da gözle görülebilir şekilde izleyebiliyordum. Sarkmış, yumuşak, sağlıksız bir vücut. Derince bir nefes alıp verme ihtiyacı hissettim. Teferruatların arasında o kadar sıkışmıştım ki aslında kendi gerçeğimi bir türlü göremiyordum. Bakıyordum, dakikalardır kendimde yeni bir şey bulabilme umuduyla bakıyordum. Fiziksel olarak nerede yanlışlığım var, sıkıntım neremde diyerek sürekli bakıyordum. Fakat bir türlü kendi gerçeğimi göremiyordum. Gözlerimi kaldırıp artık vücuduma bakmanın anlamsız gelmeye başladığı o küçük anda aynada kendi gözlerimin içine bakarken kendimi buldum. İşte insanın kendinden kaçamadığı an tam da o andı. İnsanın kendini gerçekten gördüğü an, bir aynanın karşısına geçip kendi gözlerinin içine bakarak istemsizce gözyaşı döktüğü o tek saniyenin içinde yatıyordu. İşte hastalığım tam oradaydı, ruhumda..."B-ben şim-di nasıl iyi-le-şeceğim!" Beynimi yüzlerce cümle bir tümör gibi nefes aldığım her an yiyip bitirirken ağzımdan sadece hıçkırıklara karışarak 'Ben şimdi nasıl iyileşeceğim.' cümlesi çıkabilmişti. Bağırmak istiyordum. Avazım çıktığı kadar bağırmak, lanet etmek istiyordum fakat nefesim yetmiyordu. Oradaydı, tam boğazımın olduğu yerde kocaman bir yumru oturmuş ne nefes aldırıyordu ne de sesimin çıkmasına izin veriyordu. Ellerim, ayaklarım aniden zangır zangır titremeye başlamıştı. Sanki omuzlarıma o kadar büyük bir ağırlık binmişti ki yüzlerce tonun altında kalmışçasına yere yığıldım. Yaşlarla dolup taşmış gözlerimle zar zor ellerime bakabilmiş parmaklarımın renginin yavaş yavaş morarmasını şahit olmuştum. Soğuktu. Onun bakışları kadar soğuktu bu oda. Onun sözleri kadar can acıtı. Fakat içim... İçimde cehennem yanıyordu sanki. Siz hiç yanarken dondunuz mu? Ben dondum... İçim cayır cayır en ufak zerreme kadar yanarken ben feryat figan bir aynanın karşısında sessizce dondum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
YOL AYRIMI
General Fiction"Her son yeni bir başlangıçtır." Peki ya her yeni başlangıç, son bulanı mumla aratırsa? Yirmi üç yaşında hayata daha yeni yeni atılan Mihran karşısına çıkan ilk tümseği 'Kıyametim!' olarak tanımlasa da, hayatında gerçek kıyametin daha kopmadığından...