canla nereye gideceğimizi bilmiyordum. canın kim olduğunu da bilmiyordum. onun yanında ne işim olduğunu veya neden ona bu kadar tepkili olduğumu da bilmiyordum. bildiğim tek şey can istediği için onunlaydım. onun istediği kadar onu tanıyordum. can her şeyin merkezindeydi ve bu canımı sıkıyordu.
arabaya bindiğimizden beri konuşmuyorduk. konuşsam da soru sorsam da bir anlamı yoktu. canın istekleri önemliydi. ben de bildiğim ve özlediğim sokakları izliyordum sessizce. yavaş giden bir hayat vardı bugün dışarıda. çünkü bu gün yılbaşıydı. garip bir şekilde bize yeni umutlar aşılayan, hayata biraz daha tozpembe baktıran bir gündü yeni yıla girdiğimiz gün. ama canla yeni yıla dair tüm umutlarım balon gibi sönüyordu. hayali bile umutlarımın katiliyken gerçeği yüreğimi yakıp yok eden adamdı. düz bir şekilde karşıya bakıyor sanki bir şeyler düşünüyordu. onu izlemekten kendimi alamıyordum. neden onun dediklerini yapıyordum ki? beni ufak bir tehditle nasıl da itaatkar birine çevirmişti? ama biliyordum ki o tehdit buz dağının görünen tarafıydı ve blöf değildi. "güçlü olmak bazen kabullenmeyi gerektirir." içimden bunları tekrar ederek telkin etmeye çalışıyordum kendimi. can düşünceli bir şekilde karşıya bakıyordu. bana dönmeden "beni izlemekten keyif mi alıyorsun? istersen tekrar buraya taşınmanızı sağlayabilirim." dedi. hemen başımı önüme çevirdim ve "istemem"dedim. kısa bir gülüş döküldü dudaklarından "biliyorum. ama beni istediğin günler de gelecek. siz kadınları anlamak için çok uğraşıyorum. benim olduğunda söz verdiğim gibi seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım."dedi. konuyu değiştirmek adına "gideceğimiz yer neresi? annemlere aynurlarda kalacağımı söyledim de. çok geç olmadan geri dönmemiz gerekebilir."dedim. "sıkma canını sen. ben her şeyi ayarladım. bugün beraberiz. sanırım birbirimize alışmamız gerekiyor."dedi. canla tüm gece hem de yılbaşı gecesi yalnız olmak istemiyordum. ama ne dersem diyeyim beni dinlemeyeceğini de biliyordum. bu yüzden ses çıkarmadım. nasılsa erkenden uyurdum. araba nihayet durduğunda şehirden biraz uzaklaşmıştık. aslında canın beni çok şaşalı bir yere getireceğini düşünmüştüm. fakat o beni mütevazi sayılabilecek, ağaçların arasında tek tek yerleştirilmiş kulübelerle çevrili bir tesise getirmişti. arabadan inip etrafımıza baktım. eski türk filmlerindeki gazozlu düğünlerin yapıldığı bahçelere benzer süslemelerle dolu sıcacık bir görüntüsü olan bu yer insana huzur veriyordu. dışarıdaki insanlar soğuktan korunmak için ateşlerin etrafında toplanmışlardı ve herkesin yüzünde mutlu bir ifade vardı. bu ortama kendimi hem bir o kadar yakın hem bir o kadar uzak hissettim. ben etrafı izlerken can yanıma gelmiş elimi tutmuştu. beraber yürüyerek bir kulübenin önünde durduk. "bu gece burası bizim. rahatlaman için söylüyorum sana dokunmayacağım. senin buraya geldiğini duyunca arkadaşımdan rica ettim, bize bu kulübeyi zor da olsa ayarlayabildi. ayrıca gece giymen için rahat kıyafetler, terlik, diş fırçası gibi ihtiyacın olan her şey içeride var."dedi. sessizce içeri girdim ve gördüğüm manzaraya inanamadım. sanırım bir gün biriyle gerçekten sevgili olsam en özel anlarımı burada geçirebilirdim.
ihtiyaçlarımı giderip eşyalarımı yerleştirmek için kulübeye girdiğimde can dışarıda bekledi. işlerimi bitirince ben de dışarı çıktım. can biraz ilerde ateş yakılan ve yılbaşı ağacının olduğu yerde durmuş etrafı izliyordu. yavaşça yanına gittim. onunla biraz vakit geçirdikten sonra gece yarısı olmadan yatmayı planlıyordum çünkü. yanına vardığımda sessizce ben de ateşi izlemeye başladım. "acıktın mı?"diye sorduğunda bu atmosferden kurtulmak için "evet" dedim. yavaşça yürümeye başladı. ben de onu takip ediyordum. eski lokantalara benzer ahşap masalı ve sandalyeli bir yere geldik. boz renkteki sandalye ve masalar doğayla bütünleşmiş gibiydi. babaannemin köyüne gittiğimde gördüğüm floransan lambası gibi bir lambayla aydınlanıyordu. ortam şehir hayatından kaçmak isteyenler için yapılmış gibiydi. lokantaya gelirken yolda şu an açık olmasa da üzerinde köy kahvesi yazan bir yer bile görmüştüm. eminim ki bir yerlerde ahır bile vardır. lokantada masaya geçip oturduğumuzda yanımıza gelen garson siparişimiz için bekliyordu. ben yılbaşı ruhuna uygun tavuk pilav sipariş ettiğimde can da ızgara et ve kırmızı şarap söyledi. bu yaşta içki mi içiyor? diye dehşete düştüğümde garson bana da "ne içersiniz?" diye sordu. ben de "gazoz" istedim. siparişlerini alan garson yanımızdan ayrıldı. masada duran suya uzandığımda can benden önce davranıp suyu açtı ve bardaklarımıza su doldurdu. canı anlamak gerçekten zordu. en azından benim için. kibar mıydı, vahşi miydi? düşünceli miydi, bencil miydi? bir türlü karar veremiyordum. "ne düşünüyorsun?"diye sorduğunda benimle ilgili bir şey öğrenmek istediği için şaşırdım. "seni ve hareketlerini"dedim dürüstçe. devam et der gibi bakınca "gerçek sen hangisi çözemiyorum. vahşi ve bencil olan mı? yoksa kibar ve düşünceli olan mı?" gözlerime baktı ve "hepsi benim aslında. hangi yanımda yer almak istediğine insanlar karar verir."dedi. "nasıl yani?"dedim. "dikkat edersen bana itiraz etmediğinde ve kurallarımı çiğnemediğinde sana karşı kibar ve düşünceli oluyorum." dedi. bunu hiç fark etmemiştim. "yani bana kibar olman için senin kuklan mı olmalıyım?"diye sorunca gözlerindeki az sayıdaki yıldız da karanlığa kavuştu. nasıl bu kadar hızlı sinirlenebiliyordu? anlamıyordum. "haddini aşma saçma sapan şeylerle de canımı sıkma. ben buyum işte. beni tanımaya çalış, alışmaya çalış. ya da böyle kendi kendini ye umrumda değil." dedi. ben de merak ediyordum nerede kaldı kaba can diye? eskiden olsa korkup gözlerim dolardı ama sağ olsun can beni kaba davranışa alıştırmıştı. "işte sen busun" dedim ve kollarımı göğsümde bağlayıp etrafı izlemeye başladım. can da daha fazla konuşmadı ve yemeklerimiz gelince sessizce yemeklerimizi yeyip kalktık. ben yavaş adımlarla canı takip ederken biraz önce geldiğimiz yere döndüğümüzü anladım. yılbaşı ağacının etrafında insanlar toplanmıştı biraz ilerisinde yanan ateş ortamı daha da neşeli hale getiriyordu. yılbaşı ağacının sağ tarafında kurulan sahnede bir grup müzisyen konser için hazırlıklarını tamamlamıştı.o sırada müthiş bir gitar sesi geceyi sardı. saat sanırım 22:00 civarıydı. modernize edilen bir türküyü gerçekten kuvvetli bir ses söylüyordu. sesin muhteşemliğinde kendimden geçmiş bir şekilde türküyü dinlerken belime sarılan el ile irkildim. can beni iyice kendine çekti ve öyle şarkıyı dinlemeye devam ettik. bir sonraki şarkı babamın anneme söylediği kadınım şarkısıydı. bana çok romantik gelirdi babam anneme kadınım deyince. ben şarkıyı dinlerken can arkamdan bana sarıldı. kulağıma hafifçe eğilip "küçük kadınım" dedi ve kulak mememi önce hafif ısırıp sonra da öptü. vücudumda gezinen elektrik eller tutulur bir cinstendi. başımdan ayak ucuma kadar titrediğimi hissettim. can vücudumun verdiği tepkiye güldü ve bana "benden etkileniyorsun. aramızda ten uyumu var ve bu zorla olacak bir şey değil." dedi. dediğine itiraz edebilecek durumda değildim hala titriyordum ve can kulağıma fısıldayarak konuşunca bu bana pek de fayda sağlamıyordu. canı biraz da olsa itecek kadar güç bulduğumda "yaklaşma bana"dedim. can hafifçe benden ayrılıp "tamam endişelenme. merak ettiğim bir şeydi vücudunun bana vereceği tepki ve ben cevabımı aldım ."dedi. sinirle yüzüne baktım ve kulübeye doğru yürümeye başladım. "hey nereye gidiyorsun? daha yeni yıla girmedik." diye sordu. "biraz önce bana bir yıl yetecek kadar heyecan yaşadım fazlasını bünyem kaldırmaz."diyerek kulübeye girdim. neyse ki arkamdan gelmedi. rutin işlerimi halledip dişlerimi fırçaladım. yatmaya hazırlandığımda iki tane tekli yataktan kapının karşısında olana yattım. ben yatağa yattığım sırada kapı açıldı ve can içeri girdi. bana bakmadan banyoya girdi. ne kadar uğraşırsam uğraşayım canın kulağımdaki nefesini unutamıyordum. ilk kez böyle şeyler yaşadığım için sanırım fazla heyecan duymuştum. yoksa cana karşı bir şey hissetmediğimden eminim. sanırım. offff aklımı inanılmaz karıştırıyordu. ben düşüncelerimle boğuşurken can banyodan çıkmıştı. uyumadığımın farkındaydı. üstüne salaş bir kazak ve altına eşofman giymişti. saçları hafif ıslaktı. şu an tam liseli normal bir genç gibi duruyordu ama normal olmadığını gayet iyi biliyordum. "yeni yıla girmemize birkaç dakika kaldı. benden kurtulmak dışında dileğin varsa dile çabuk. "dedi. ben de kurulu bebek gibi yataktan doğruldum ve hemen ellerimi birleştirip gözlerimi kapatıp candan kurtulup gerçek aşkı bulmayı diledim. gözlerimi açacağım sırada önce canın nefesini yüzümde hissettim. sonra da dudaklarımın üstüne kapanan dudaklarla gerçekle bağımı kopardım. ilk öpücüğümü 15 yaşında kendisinden kurtulmaya çalıştığım adama vermiştim. can dudaklarını hafifçe oynattı. başımın arkasından tutup beni geriye doğru yatırıp yanıma yattı. bu sırada dudaklarını dudaklarımdan hiç çekmemişti. ellerinden biri yanaklarımı ve çenemi kavrıyordu. diğeri ise belimden tutuyordu. belimdeki eli hareketlendi ve yavaşça vücudumda gezindi. dokunuşları yumuşak ve belli belirsizdi. öpüşü de öyle. hırslanmadan nazikçe öpüyordu. sonra yavaşça kendini benden çekti ve "yeni yılımız kutlu olsun sevgilim" dedi. ben olayı daha tam idrak edemediğim için aptal aptal suratına bakıyordum. sanki tüm hislerim elimden alınmış gibiydi. "neden yaptın bunu?"diyebildim buz tutmuş sesimle. ellerini yanımda yatmaya devam ederken başının arkasına koydu ve kıpırdamadan gözlerimin içine baktı. "sana söyledim benimsin diye. gerçek bir sevgili kız arkadaşına yeni yıla girerken ne yaparsa ben de onu yaptım. alışsan iyi olur. sevgilimden böyle şeyler beklemem doğal. ayrıca üç dört yıl sonra karım olacaksın.üniversiteyi de evliyken okuyacaksın." dedi. yalnızca suratına bakmaya devam ettim. işin ciddiyetini ilk kez bugün bu kadar hissetmiştim. benim ilk öpücüğümü almamıştı sadece. aynı zamanda özgürlüğümü, geleceğimi, hayallerimi de almıştı elimden. artık merte dair beslediğim hayaller yoktu. ben cana aittim. göz yaşlarım istemsizce süzülürken can sırtımı kendine döndürdü ve arkamdan bana sarılarak yattı. "burada da gelecekte de ikimiz varız. artık biriz. her ne yaşarsak yaşayalım sonuçları ikimizi de ilgilendiriyor." dedi. "neden benimle evlenmeyi bu kadar istiyorsun? neden bana açık değilsin?" dedim. bu sırada çalan telefonumun sesiyle irkildim. ya annemlerse diye çok korktum. telefona baktığımda eda ismini görmemle korkum daha da büyümüştü; çünkü eda diye kaydettiğim kişi mertten başkası değildi. can merakla "arayan kim?" diye sorunca telefonu ona gösterip "kuzenim eda, sanırım yeni yılımı kutlayacak. ben onunla görüşüp yanına geliyorum." dedim ve kendimi banyoya attım. kısık bir sesle "merhaba"dedim. mert biraz gergin "merhaba "dedi."canla mısınız?"diye sorunca "evet. apar topar partiden beni çıkardı ve şehrin biraz dışında bir tesise getirdi." dedim. "allah kahretsin biliyordum bir şeyler planladığını ama çözemedim. peki sen iyi misin? sana bir şey yaptı mı?" diye sorduğunda biraz önceki olaylar aklıma geldi ve gayriihtiyari elim dudaklarıma gitti. bunu merte söyleyemezdim. hem çok utanıyordum hem de merti kaybetmekten korkuyordum. mertin bana olan ilgisi hoşuma gidiyordu. ilk tanıdığım adamdan çok farklıydı mert. düşünceli, nazik ve akıllı biriydi. hem benim fikirlerimi de önemsiyordu. aceleyle "yo yo her şey yolunda. sadece klasik can işte. yalnız kalıp birbirimizi tanıyalım falan dedi. odamız aynı olsa bile yataklarımız farklı. o çoktan uyudu."dedim. "sevindim. sana zorbalık etmemesi için uğraşacağım ama yurt dışında olduğumda sen de kendini korumanın yollarını bulmalısın. sanırım gelecek sene hep beraber olabiliriz. ve defne mutlu seneler."dedi. ben de zoraki bir tebessümümle "mutlu seneler. artık kapatmalıyım." dedim. birbirimize iyi geceler dileyip telefonları kapattık. bu gece mertle konuşurken ilk kez bu kadar az heyecanlanmıştım. acaba can ile yaşadıklarımızın bunda etkisi var mıydı? can aramızdaki uyum konusunda haklı mıydı? yine aklımı da gönlümü de karıştırmıştı işte.korkarak kapıyı açtım ve kapının önünde beni bekleyen canı gördüm. kollarını birleştirmiş meraklı bir şekilde bana bakıyordu. önünden geçeceğim zaman telefonumu aniden elimden aldı. "hey ne yapıyorsun sen? ver onu hemen"diye bağırdım ama hiç etkilenmedi. elinden telefonu almak için ileri atıldığımda omzumdan tutarak beni banyonun kapısına yasladı. tek eliyle de şifresiz telefonumda bir şeyler yapıyordu. işi bitince kafasını bana doğru çevirdi. gözlerinde ilk kez karanlığı bile yutacak bir siyahlık gördüm. bana doğru yaklaştı ve "mertin sorunu ne biliyor musun? kibri. her zaman onu hafife almakla suçluyor ya beni. asıl o beni çok hafife alıyor. kuzeninin adıyla onu telefon rehberine kaydetmek mi? daha yaratıcı olmasını beklerdim. eminim ki mert istemiştir bu şekilde kaydetmeni. ne zamandır görüştüğünüz ne konuştuğunuz hakkında tüm dökümanlar yakında elimde olur. onlar gelmeden bu telefonu sana vermeyeceğim. aynuru ara. onun telefonundan sen yazıyormuşsun gibi annene mesaj atsın. telefonunu kaybettiğini ve bulamadığına dair. bakalım mertle ne gibi konuşmalarınız oldu? dilerim ki arkamdan iş çevirmemişsinizdir. dilerim ki mertin sana dokunmasına izin vermemişsindir. dilerim ki mert seni görmeye taşındığınız eve veya yeni okuluna gelmemiştir. doğru söyle aranızda bir şey geçti mi?"diye sordu. sesi o kadar duygudan uzaktı ki korkuyla başımı iki yana salladım. "onunla yüz yüze hiç görüşmedik."dedim zar zor. saçlarımdan biraz sertçe tutup "umarım öyledir."dedi ve bu sefer dudaklarımı sertçe öpmeye başladı. hatta alt dudağımdaki kan tadını bile almıştım. gözyaşlarım yaşadığım korkuyla akıyordu. "sana bulaşmaması gerektiğini ben merte zevkle tekrar hatırlatacağım. defne benden kaçışın yok. ben her nereye gidersem gideyim etrafında hayaletlerim olacak. boş hayallerden vaz geç artık. mert falan değil derdin senin. sen merti kendi iradenle seçtiğini zannediyorsun sadece. benim zorlamama karşı mert sana cazip geliyor. bunu fark et" dedi. hala sinirliydi. belki eskisi kadar sıkmıyordu omzumu ama hala canımı acıtıyordu. "canımı acıtıyorsun." dedim. ben bunu dediğim an elini çekti ve hışımla saçları ıslak montsuz bir şekilde ocak ayının soğuna çıktı. can çıkınca olduğum yere çöktüm. hiçbir şeyi umursamadan ağladım ve ağladım. ne kadar ağladığımı bilmiyorum ama biraz sakinleşince yatağıma gidip yattım. zor da olsa uyumak istiyordum. can geri döndüğünde onunla karşılaşmak istemiyordum. ne zaman sonra uykuya daldığımı bilmiyordum ama yanımdaki hareketten dolayı gözlerimi açtığımda güneş doğmuştu. can geceliğimin kolunu sıyırmış kızaran kısmına krem sürüyordu. şaşkınca "ne yapıyorsun can?"dedim. "morarmadan krem sürmeliyiz. nöbetçi eczane bulmak zor oldu biraz. bir de yılbaşı gecesi ehliyetsiz buranın sahibinden aldığım ödünç arabayla polislere yakalanmadan bulmaya çalışmak daha da zor oldu." deyince inanamaz şekilde ona baktım. kendimi göstererek "benim için mi tüm bu zahmete girdin?" diye sordum. "sen kendini benim gözümde bu kadar mı aşağı görüyorsun? sana sen benim karım olacaksın diyorum ve inan bu konuda şaka yapmıyordum. nedenine gelince zamanı geldiğinde öğreneceksin. evet bir amaç için seninle evlenmek istiyorum ama bu seni bir eşya gibi gördüğüm anlamına gelmiyor. bak nedenini anlattığımda beni farklı değerlendirebilirsin ama bil ki sana asla isteyerek zarar vermem. verebileceğim tek zarar üzgünüm ama seni bana mecbur kılmam." göz yaşlarım yine akmaya başladı. oysa ki onların tükendiğini düşünüyordum. "ben ne düşünmem gerektiğini, ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum. benim hayatımdaki heyecanlı tek şey okuduğum serinin yeni kitabının çıkması gibi şeylerdi. bunlar bana çok geliyor. yasa dışı işler mi yapıyorsunuz? diye düşünmekten kurtulamıyorum. benim kadar sıradan hayatı olan bir kız senin için neden bu kadar önemli onu da anlayamıyorum. sorsam söylemiyorsun. bu gizemin sebebi ne hiçbir fikrim yok. sadece çok karmaşığım. bir düğümün içine sıkıştım nefes almak istedikçe daha çok düğümlenen bir düğüm. kendimi tanımaktan bile acizim sanki. şu an burada annemlerden habersiz hatta gerçeği saklayarak bulunuyorum. ben ben hiçbir zaman böyle şeyler yapmadım." dedim hıçkırıklarımın arasından. can başımı göğsüne koyarak sırtımı okşamaya başladı sakinleştirmek istercesine. "merak etme sık sık yalan söylemek zorunda kalmayacaksın. zaten ben de bir süreliğine yurt dışında olacağım. sanırım bu dönemi orada geçireceğim. mertin başının derde girmesi an meselesi ve sebebi de benim ablam. o yüzden ne kadar mertle anlaşamasam da onun kötü biri olmadığını biliyorum. ona yardım edeceğim. sandığından daha büyük birer bela uğraştığı adamlar. biz mertlerle ortak çalışıyoruz. o yüzden sandığından daha yakın ve derin ilişkilerimiz var onunla."dediğinde aklımda kalan cümle yurt dışında olacağım oldu. bu benim nefes almama, daha sağlıklı düşünmeme yarayacaktı. rahat bir nefes alarak "gitmene üzüldüğümü söyleyemeyeceğim" deyince can da rahat bir nefesle güldü. "o zaman seni eve bırakayım. ama önce"deyip başımı kaldırdı ve aniden beni öptü. bu öpüşü ikisinden de farklı daha talepkar bir öpüştü. ben öyle durunca dudakları dudaklarımdayken bir şey dedi ben de "ne?" dediğimde öpüşünü derinleştirdi. sanırım dilini bile hissetmiştim. kendini benden çektiğinde yine elim ayağım tutmuyordu. yüzüme baktı ve kahkaha patlattı. "beni istesen de unutamazsın artık. bedenin ruhun bana ait olduğunu kabullendi de mantıklı kızımız defne kabul etmedi." dedi. elim istemsizce yine dudaklarıma gitti. yaşadığım şeyin yoğunluğuna inanamadım. içimden sanki bir akım geçti. gözlerimi canın gözlerine sabitleyip "bana ne yapıyorsun böyle?" dedim. göz kırptı "bunlar filmin başı asıl olay ortalarda."dedi. edepsiz. kıpkırmızı yaptı utançtan beni. hadsiz. ağzının ayarı da yok ki. yok başıymış da ortasıymış da. "hadi gel giyinip çıkalım buradan"dedi. ben de çabucak hazırlandım. yarım saat sonra bu tesisten ayrıldık. gündüz gözüyle de çok güzeldi. hele ki ismi "küçük mutluluklar oteli". ben can ve mert olayından dolayı yaşımı da anımı da yaşayamadım belli bir süredir. ve biliyorum ki telafisi olmayan en kıymetli şeydi zaman. bugünden sonra ne yaşarsam yaşayayım zamanımın kıymetini bilerek yaşamaya devam etmeye karar verdim.şoför bizi aynurların evine yakın bir yere bıraktı. ben de teşekkür edip arabadan inerken can beni durdurdu. "kendine dikkat et. burada olamasam bile bil ki rıza hep etrafında olacak. ondan çekinmene gerek yok. görevi her ne kadar seni bana rapor etmek gibi algılasan da seni korumak ve isteklerini yerine getirmek. ona senin için bir kredi kartı bırakıyorum limiti araba almana bile yeter. bir şey istersen kullanmaktan çekinme lütfen. şifresi de 1919. şimdilik hoşçakal. haziranda görüşürüz. seni ara ara görüntülü ararım. sen de beni istediğin an arayabilirsin." ona baktım ve "karta ihtiyaç olacağını sanmıyorum. yine de teşekkürler. rıza bana görünmeden işini yapsın bu bana yeter. iyi yolculuklar. umarım başınızı belaya sokmadan geri dönersiniz. hoşçakal." dedim. kapıyı açtıktan sonra "telefonunu rıza sana teslim eder. o konuda hala şüphelerim var. eğer gururumu incitecek bir şey yaptıysanız sonuçları özellikle senin için çok ağır olacak."dedi. "sadece konuştuk." dedim ve yola çıkıp kapıyı kapattım. ben yürürken yanımdan geçip giden aracın arkasından baktım. aslında özgürlüğüme sevinmem gerekirdi; ama kendimi daha büyük bir esaretin içine itilmiş gibi hissediyordum. aynurların evine geldiğimde aynur ben zili çalmadan kapıyı açtı ve sessiz ol diyerek odasına sürükledi. "can aradı. dün gece de aramıştı. annenlere çaktırmadım. seni aramışlar gece yarısı yeni yılını kutlamak için telefonun kapalıymış. beni aradılar. yüksek müzikten başı çok ağrıdı biz eve biraz erken geldik defne de üzerini bile değişmeden yattı. dedim onlara. yalan söylerken çok üzüldüm ama can özellikle ailene hiçbir şey hissettirmemem konusunda beni bayağı bir tembihleyince mecbur kaldım. kızım ne oldu çabuk anlat."dedi. aynura canla olanları öpüşme kısımlarını çıkararak anlattım. "kafam karmakarışık aynur. ne hissetmem gerekiyor bilmiyorum. tek tesellim canın hazirana kadar yurt dışına gidiyor olması."dedim bıkkınlıkla. aynur da bana sarılarak "ah kuzum ya, neler yaşadın üç ayda? evet can giderse sen de zihnini toplayıp neler yapabileceğine bakabilirsin. sürekli sözlü baskı altındasın aslında. bu da mantıklı düşünmeni engelliyor. "dedi. aynurdan ayrılarak "şimdi de sen anlat bakalım. dün serdarla neydi o haliniz? gene beyefendinin kıskançlık damarı mı tuttu?" diye sordum. aynur biraz canı sıkılarak "aslında ikimizin de tuttu. bana ne olduysa serdarı eski kız arkadaşından kıskandım defne. kendime inanamıyorum. dün siz gelmeden önce biz gelmiştik ya partiye? partiden içeri girerken kapıda diğer sınıflardan ardayla karşılaştık. bana gülümseyip çok güzel olmuşsun dedi. ben de teşekkürler sen de çok şıksın dedim. serdar hemen ortaya çıkıp ardaya sana ne lan onun güzelliğinden, suratının ortasında yumruğumu görmek istemiyorsan defol git dedi. medeniyetsiz işte. neyse sonra biz yerimize geçtik. ben lavaboyu kullanmaya gittim. ben tuvaletteyken kızlar girdi içeri. gülerek bahis falan diyorlardı. sonra serdarın adını duyunca daha dikkatli dinledim. alara diye bir kız varmış serdarın eski sevgilisi. o, ben bu gece serdarı kaparım kızlar. onun dilinden anlarım demiş. kızlardan biri de partiye benimle geldiğini söyleyince gülmüş ve -çocuk daha o. benim verebileceklerimi veremez -demiş. ben bunu duyunca nedense inanılmaz sinirlendim ve serdarı sanırım kıskandım. tuvaletten hışımla çıktım. kızlar bana şok olmuş gözlerle bakakaldılar. eğer bu kadar sinirli olmasaydım surat ifadelerine çok gülerdim. sonra soluğu serdarın yanında aldım. bil bakalım başka kim vardı orada? tabi ki alara. alarayı itip defol git başkalarının erkeğine sulan, benimkinden sana iş çıkmaz dedim. alara hayretle bana bakarken can pişmiş kelle gibi sırıtıyordu. yaaa ben nasıl böyle bir hata yaptım defne? alarayı yaka paça gönderdikten sonra serdar yanıma gelip yanağımdan makas aldı o sırada siz geldiniz. ama biz tartışmaya devam ettik."dedi. güldüm. aynur ve serdar olurdu ve çok da güzel oldular. gülerek "hayırlı olsun." dedim samimiyetle. aynur utanarak başını eğdi. "deme şöyle şeyler vallahi kalbime inecek şimdi bir şeyler. öküz herif beni de kendine benzetti. "dedi. onun bu tatlı hallerine bayılıyordum. "olsun böyle de güzelsin" deyince yatağındaki yastığı yüzüme yedim. telefonum olmadığı için annemleri arayamıyordum. aynurdan telefonunu rica ettiğimde hemen verdi. o da canın dediği gibi benim ağzımdan bir mesaj atmış telefonumu bulamadığıma dair. annemleri aradım gelip beni alsınlar diye. çünkü babaannemlerde aile buluşması vardı ve erkenden gidip yardım etmek istiyordu annem. yarım saat sonra annemler gelince aşağı indim. sıkıca aynura sarılarak "çok mutlu olun arkadaşım. kafan atarsa da dört beş saat uzağındayım atla gel."dedim. o da bana sarılarak "aynen burada da ikinci bir evin var. ihtiyaç duyduğun her an bu kapı da bu kollar da sana açık."dedi. biriyle böyle yakın olmak, seni önemsemesi çok güzel bir duyguydu. insanların neden onu koşulsuz sevecek dostlara ihtiyacı vardı ben bunu aynurla anladım. arabaya binip aynura el salladım ve bu ayrılık canımı yine yakmıştı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
kimsesiz yürek
Romancetamamlandı! kimdik biz seninle? dost? sevgili? eş? karanlığın sabahla buluştuğu kısacık zaman dilimlerinin isimsiz kahramanlarıydık belki. içimi en çok acıtan da; senden bahsederken artık hep -di'li geçmiş zaman dilimleri kullanıyor olmak. çünkü sev...