Yusuf Altay Arman önündeki dosyaya dalmıştı. Onur Taşdemir hakkında toplattığı bilgileri okuyordu. Son sayfayı da bitirdikten sonra kapatıp sırtını deri sandalyesine dayadı. Yanlış oturmaktan beli tutulmuştu. Saatine baktı. Genç adamın gelmesine daha yarım saat vardı. Holdingi arayıp radevu almıştı. Konu "Suna Bağları" olmasa Yusuf bey onunla görüşmeye yanaşmazdı bile. Peki kalbi neden böyle hızlı atıyordu? Onurun buraya gelişinin onu etkilememesi lazımdı. Ama az önce hakkında okudukları bu çocuğa karşı onu meraklandırmıştı. Hastanedeki sesi kulağında çınlıyordu. Dört yaşında gördüğü o tırsak cılız çocuk kaya gibi bir delikanlı olmuştu. Hiçbir zaman torunu olarak kabullenmediği bu çocuğa karşı içinde karşı konulmaz bir merak uyanıyordu. Ona olan nefreti bir anda soğumaya başlamıştı. Canı sıkıldı. Buna sebep neydi? Kendine bunu sorduğunda gözünün önünde oğlunun yüzü belirdi. Tıpkı Cenk'te olduğu gibi Onurda da babası Murattan birşeyler vardı. Duruşu, bakışı ona çok benziyordu. Ama diğer torunundan ne kadar farklıydı; Azimli, hırslı ve ıstikrarlı. Eğitimine verdiği önem, parmak ısırtan başarıları görmezden gelinecek gibi değildi. İş hayatına yeni atılmasına rağmen kat ettiği kademeler insanı hayrete düşürüyordu. Evliliğe bile mantıklı adım atmış, Cenkin aksine aşkın hayatına hükmetmesine izin vermemişti. Bu yönden de Cenk babasına çekmişti. Aynı insandan az çok izler taşıyan birbirinden farklı iki kardeş.
Onur sanki daha çok ona... Bu düşünce hoşuna gitti:
- Bilemezsin, onu tanımıyorsun.Sadece bir dosyayla bu kanıya varmak... Camda ona gülümseyen kendi yansımasını görünce yerinden doğruldu:
- Ne oluyor bana?Kalbi ona karşı yumuşuyor muydu? Gözlerini havaya dikti:
- Murat...İlk defa bugün oğlunu anarken huzursuz değildi. Bir mola vermiş gibiydi. Dinlenmiş, hafiflemişti sanki.
Onu bu kadar yoran senelerce biriktirdiği nefreti miydi? Bunca yıl sonra kendine ayna tutabilecek miydi? Kapısı tıklanınca düşüncelerinden sıyrıldı:
- Gir!Cenk içeri girdi. Yüzünde garip bir ifade vardı:
- Onur beni aradı. Buraya geliyormuş. Beni anladım da, seninle ne alıp veremediği var?
- Seninle de mi bir derdi var?
- Önce ben sordum!
- Suna Bağları, orayı satın almamı hazmedemiyor.
- Ya hastanede söyledikleri? Bir borçtan bahsediyordu.
- Dayısı bana borçluydu onun karşılığında orayı bana sattı.
Her neyse... Aranızdaki mesele ne?
- Arkadaşın kendileri hem suçlu hem güçlü, ama faturayı başkasına kesiyor.
- Yani sana. Konu neydi?Kardelenin adını geçirmek istemiyordu:
- Bir kız meselesi, boşver.
- Senin gözün Kardelenden başkasını görürmüydü? Eski bir hikaye olmalı.Cenk "konu o zaten" dememek için sustu. Yusuf beyin gözününün önüne Onurun dosyasındaki bir ad geldi:
- Başak! Bende bana bu isim nerden tanıdık geliyor diyordum.
- Başak mı? Hayır. Sen nerden...?Kapı birden açıldı. Onur kendinden emin bir edayla içeri girdi:
- Dede torun keyifli sohbetinizi böldüğüm için üzgünüm. Biraz canınızı sıkmaya geldim.Elindeki çantayı masaya attı:
- Alın! İstediğiniz paradan da fazlası!Elini kaldırıp salladı:
- Dayımın imzaladığı senetleri istiyorum! Hemen!Yusuf bey onu baştan ayağı süzdü:
- Sen kendini ne zannediyorsun? Kime emrediyorsun? Bu şekilde benden hiçbir şey alamazsın!
- Öyle bir alırım ki! Borcun vadesinin dolmasına iki gün var. Bana istediğimi vereceksin!
- Vermeyeceğim!
- O zaman mahkemede görüşürüz. Hakkın olmayan toprakları zorla gasp etmekten...
- Bu kadar uzatmaya gerek yok! Orayı senden satın alıyoruz!

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Cam kırıkları - Kardelen
Lãng mạnKardelen: İncinmekten korkarak kendini gizleyen narın çiçek. Ama karların ortasında açacak kadar cesaretli. Ya da güneşe yüzünü dönmek için acele eden, verdiği sözleri tutamayan hercai bir çiçek. Sen karar ver ne olduğuna... (2016)