ikinci kitaba merhaba(yüzleşme)

62 5 0
                                    


bugün istediğim her şeyi başardığım gündü. tek başıma ayakta kalabileceğimi çevremde herkese kanıtladığım gündü. her zaman çalışmak istediğim hukuk şirketlerinden birinde ilk iş günümdü bugün. son yıllarda duygularım üzerinde o kadar kontrol sahibi olmuştum ki; içimde yaşadığım mutluluğun ve gururun en küçük bir belirtisi bile yoktu davranışlarımda. aslında avukatlık için iyi bir özellikti. 

çalan telefonumun sesiyle makyaj masamın başından kalkıp yatağımın üstünde bıraktığım telefonu elime aldım. mert beni yine şaşırtmadı. bugünün benim için önemini en iyi o biliyordu. yaşadığım her şeyde yanımda olan adam. bana olan aşkını söylemekten de göstermekten de çekinmeyen, herkese gösterdiği karanlık tarafını benim yanımda üstünden çıkarıp çocuklaşan ve masumluğuna dönen adamdı o. nişanlım, hayat yoldaşımdı. beni her sardığında elinde dünyanın en değerli hazinesi  varmış gibi hissettiren, güven duyduğum tek adamdı. bu kadar çokken hayatımda aynı zamanda, kalbimde onu aşksızlığımla aldattığım adamdı.  ona karşı bir tarafım hep mahcuptu. kalp ne de nankördü. seni seveni sevemiyordu her zaman. mantığının evet dediğine kalbin hayır diyordu. derin bir nefes alarak kalbimdeki ağırlıkla telefonu cevapladım. "günaydın mert" dediğimde "günaydın sevgilim"diyen mertin bana güven veren sesi kalbimin bir kez daha suçlulukla dolmasına neden oldu. "seninle gurur duyuyorum defne.  hayallerin için çok çaba sarf ettin. ve istediğini aldın. ne kadar da güçlü bir kadınsın. ve iyi ki yanımdasın." dediğinde sessizce gözyaşlarım yanaklarımdan aktı. sesimi kontrol etmeye çalışarak "teşekkür ederim mert. her zaman yanımda olduğun ve bana inandığın için." dediğimde derin bir iç çekti. "aşk insana kendine imkansız geleni bile yaptırtabiliyor. senin için her şeyi yaparım."dediğinde bir el boğazımda nefes almamı engelliyormuş gibi hissediyordum. ama eski defne değildim. mert benim kalkanımdı ve ne kadar suçlu hissetsem de mertten vaz geçemiyordum. ben aşkı daha on yedi yaşımdayken gömdüm kalbimin derinliklerine. çok acı çektim, çok ağladım ama büyüdüm. can kalbimdeki en yarım kalan şeydi. ruhumun cehennemle tanışmasını sağlayan ve beni aşksızlığa mahkum eden adamdı. güvenilmezdi. kindardı. gözlerinin karasından bile ruhu kara olan adamdı. ama bir zamanlar kalbimi rotasından çıkaran, ellerimin heyecandan terlemesine neden olan, o karanlık gözlerde bir ömür hapsolmaya razı olduğum adamdı. onun tehlikeli ruhuna güvenli bir liman olacağıma inandığım ama çıkardığı kasırgayla benim bütün halatlarımı koparıp limanımı yok eden adamdı. içimdeki geçmeyen sızımdı. mertle ortak olmalarından kaynaklı zaman zaman en serseri haliyle karşılaştığımız, bana bir yabancıymışım gibi bakan gözlerini oymak istediğim adamdı.  bana bakışındaki soğukluk cehennem ateşini andıran gözlerinden daha çok tehlike vaat ediyordu. aşkıyla yandığım adam tek bakışıyla buz tutmama neden oluyordu her karşılaştığımızda. sanki suçlu bendim. beni bir intikam uğruna düşünmeden uçurumdan atan adam o değildi sanki.  mertin "defne iyi misin? lütfen ses ver."diyen telaşlı sesiyle kendime geldim. nerden çıktı şimdi can? neden aklıma düştü ki? diye düşünürken iç sesim ne kadar inkar edersen et onu aklından ve kalbinden bir an bile çıkaramıyorsun dediğinde vicdan azabı tekrar yüreğimi ele geçirmişti. "bir şeyim yok sadece ilk gün için çok heyecanlıyım."dediğimde mert"hey, benim güçlü ve güzel defnem, bu heyecanı yaşadığın için gurur duyuyorum ya seninle. istediğin kadar heyecanlanabilirsin. güzel olan da bu." dediğinde "keşke burada olabilseydin mert. "dedim. "keşke güzelim ama şirketin son dönemde geçirdiği zor zamanları sen de biliyorsun. anlamadığım bir şekilde yaptığımız her atılım elimizde patlıyor. bu sorunu çözmeden buradan ayrılamıyorum. ama seni çok özledim. ve sana güveniyorum. sen bu günü de en iyi şekilde atlatacaksın." dedi. iç çekip "umarım mert. artık telefonu kapatmalıyım. yoksa işe geç kalacağım. teşekkür ederim yanımda olduğun için. sen de kendine dikkat et. sorun neyse inanıyorum ki yakında çözersiniz." dediğimde "en kısa sürede  çözüp yanına gelmek istiyorum sadece. kendine iyi bak ve bugün için tekrar başarılar dilerim." dediğinde yüzümde içten bir gülümseme oluştu ve "teşekkür ederim"deyip telefonu kapattım. makyaj aynasına tekrar oturduğumda kalan bir iki rötuşu  tamamlayıp son kez aynada kendime baktım. üniversitede okurken derece yapmak istediğim için kendimle çok ilgilenememiştim ama artık çalışan bir kadın olarak kendime güvenimin göstergelerinden biri olarak dış görünüşüme de önem verecektim. üzerimde vücudumu yumuşak bir şekilde saran koyu gri kumaş üzerine beyaz dantel detaylı kalem elbise giydim. altına bileklerimi zarifçe saran siyah ince topuklu olmasına rağmen rahat bir ayakkabı tercih ettim. küçük el çantama kimlik, para ve cep telefonumu koydum. en son parfümümü de sıkıp evden çıktım. annem ve babamın mezuniyet hediyesi olarak aldıkları ikinci el arabama bindim ve çalışacağım avukatlık şirketine doğru arabayı sürdüm. şirketin güvenliğinden iş kartımı göstererek geçtim ve otoparka arabamı park ettim. saat 09:00'da ofiste bekliyordum. avuç içlerim terlemesine rağmen dışarıdan kaya gibi sert bir imaj çizdiğime emindim. en sonunda ortaklardan ayfer hanım beni odasına kabul etti ve kısa bir görüşmenin ardından ticaret hukuku ile ilgili birimdeki küçük odama kadar bana eşlik etti. ayfer hanım benim uzmanlaştığım bu birimden sorumluydu. odama eşyalarımı bırakıp çalışma arkadaşlarımla tanışmak için odamdan çıktım. herkes o kadar yoğundu ki; biri telefonla konuşuyor biri dosyalara gömülmüş, kimileri internette bir şeyler arıyor bazıları ise dava için dışarıdaydı. tam da istediğim gibi herkes kendi işinin peşinde koşuyordu. şimdiden gelecek davalarla ilgili heyecan yaşıyordum. ayfer hanım ortama seslendiğinde herkes elindeki işi bırakıp bize doğru döndü. ayfer hanım kısaca beni tanıttı ve gökhan bey diye tanıttığı birine beni emanet edip yanımızdan ayrıldı. gökhan bey 30'lu yaşlarının başında gibi duran sempatik ve ilk izlenim olarak tuttuğunu koparan cinsten bir adamdı. şirket kuralları hakkında elime bir dosya bıraktı ve şirketi gezdirmeye başladı. en üst kat kurucu ve yöneticilerin odasıydı. şirketin üç ortağı vardı. ortaklardan biri (ki şirketin en çok da hissesine sahip olan kişi) yaşadığı bazı problemlerden dolayı hisselerini başkasına satmak zorunda kalmış. yeni ortakla daha tanışma fırsatları olmamış çünkü duyduklarına göre çok yoğun biriymiş. şirketin tek başına en çok hissesine sahip olan bu kişiyi hepsi merak ediyormuş. ardından alt kata indiğimizde burada daha çok medeni hukukla ilgili olan davalara bakan avukatlar bulunuyordu. bir alt kat bizim katımızdı. bizim altımızdaki katta da ağır davalara bakan avukatlar vardı. en alt kalt da ise giriş ve geniş bir hol sizi karşılıyordu. çatı katı da varmış ve orada yemekhane ve küçük bir kafe bulunuyormuş.  ama oraya çıkmadık. bina sadece hukuk şirketine aitmiş. yangın merdivenlerinden indiğinde giriş katta hemen revire ulaşabiliyormuşsun. her yer çok temiz ve düzenliydi. etrafta sakin ve insana huzur veren bir müzik sesi vardı. en sonunda kendi katımıza geldiğimizde gökhan bana üzerinde çalıştığı davayı gösterdi ve fikrimi almak istedi. muhtemelen ticaret hukukuna ne kadar hakim olduğumu ölçmek istedi. dava dosyasını incelediğimizde daha bitiremeden yemek saati gelmişti gökhan da "hadi gel seni yemekhaneye götüreyim. hem yerini öğrenmiş olursun hem de diğer arkadaşlarla tanışmış olursun." dediğinde başımla onaylayıp yerimden kalktım. sessize aldığım telefonuma bakınca mertten üç, aynurdan iki, meriçten iki, gamzeden bir, annemlerden beş arama olduğunu görünce telaşla onlara haber vermeyi unuttuğum aklıma geldi. önce annemleri aradım her şeyin yolunda olduğunu söyledim. sonra merti, aynuru, meriçi ve gamzeyi de arayarak kısaca her şeyin iyi gittiğini söyledim. aynur her zamanki aynurdu. asla kısa cevaplarla yetinmiyordu. bir de hamileydi ki her zamankinden daha duygusal ve meraklı hale gelmişti. onunla konuşurken rahatladığımı hissettim ve akşam iş çıkışı ilk onu arayacağımı söylediğimde başka türlüsünü zaten kabul etmeyeceğini söylediğinde tüm gerginliğim uçup gitmişti bile. aynurun benim üzerimde böyle bir etkisi vardı. yanımda gökhan beyle yemekhaneye geldiğimizde her masanın yanında durup beni diğer avukatlarla tanıştırıyordu kısaca. en sonunda yemeklerimizi alıp bizim ekibin olduğu masaya geçtiğimizde şüpheci bakışları üzerimde hissediyordum. gruptan adının esma olduğunu öğrendiğim bir kadın bana bir sürü soru sormaya başladı. ben de kısa ve nazikçe sorularını cevapladım. mezun olduğum okul, mezuniyet derecem, yüksek lisansım derken herkesin gözünde oluşan memnun olmuş ifadeyi de yakalamıştım. en son benim yaşıma daha yakın olduğunu varsaydığım ve adının derin olduğunu öğrendiğim kadın resmen şakıyarak sağ elimdeki nişan yüzüğüme bakıp "sen nişanlı mısın?" diye sorduğu soruya başımı sallayarak cevap verdim. konu evlilik olunca sanırım biz tüm kadınlar heyecanlanıyorduk. tabi kendi evliliği için bu kadar az heyecanlanan benden başka kaç kişi vardır onu da bilmiyorum. ardından nişanlımın adından tutun da nasıl tanıştığımıza kadar bir sürü soru geldi. yemek saati bittiğinde daha yemeğimden çok az yiyebildiğimi görünce derin bir nefes aldım. hem karnım doymamıştı hem de tabakta kalan yemekten nefret ederdim. dünyada bu kadar aç insan varken böyle bir davranışı şımarıkça buluyordum. yemeğe üzgün üzgün baktığımı gören taner diye hatırladığım çalışma arkadaşım "ne oldu?" diye sorduğunda atılan yemeklere çok üzüldüğümü söyledim. o da "üzülme buradaki hiçbir yemek çöpe gitmiyor. tüm artan yemekler toplanıp yakınlardaki bir hayvan barınağına gönderiliyor" deyince çok rahatladım.

kimsesiz yürekHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin