Cesaretim yoktu.
Melis'i ya da Kaan'ı orada görmeye cesaretim yoktu.
Bakışlarımı kapıya doğru çevirdiğimde gördüğüm kişi Melis ya da Kaan olduğu takdirde yerin dibine girerdim. Bu yüzden kafamı o tarafa doğru çevirmiyordum. Daha doğrusu çeviremiyordum. Panik duygusu her yerimi sarmaşık gibi sararken içimden kapının dibinde duran kişinin Ebrar olması için büyük bir istekle dua etmeye başladım. Ama maalesef ki içimdeki seste, Ebrar değil, diye eş zamanlı olarak tepinirken korkunun ecele faydası olmaz düşüncesiyle kafamı çevirmeye karar verdim.
Derin bir nefes aldım. Bunu yapmam lazımdı çünkü kaçamazdım. Eninde sonunda kimin olduğu gerçeğiyle yüzleşecektim. Şuan bu ikilemde olmam bile fazlasıyla saçmaydı. Ama çekiniyordum işte. Ne cevap vereceğimi bilemiyordum çünkü. Herhangi bir savunmam yoktu.
''Melis?''
Ulaş'ın kardeşinin adını söylemesi üzerine kafamı o tarafa çevirdim. Ve mavi gözlerim şok olmuşçasına Ulaş'la bize doğru bakan bir çift ela gözle karşılaştı. Gözlerinden uyku akıyordu. Büyük ihtimalle su içmek için falan kalkmıştı.
Ulaş'ı sertçe ittirmeye çalıştım. Bu sefer işe yaramış ve birkaç adım geriye doğru sendelemişti. Ulaş'a bakmadan bakışlarımı Melis'ten ayırmadan ilerlemeye başladım. Kafamın içinde senaryolar dolanıyordu. Melis'e ne diyeceğimi düşünüyordum.
''Rahatsız ettim sanırım.'' dedi imalı bir şekilde.
''Şey, aslında...''
''Evet, ettin. Önemli bir şey konuşuyorduk.'' dedi Ulaş sinirli bir şekilde. Cümlemi tamamlamama izin vermemişti ama Ulaş'ı yalanlayacak durumda da değildim. Bu yüzden başka bir şey demeden mutfaktan çıktım. Arkama bile bakmadan odaya doğru ilerlemeye başladım. Büyük ihtimalle neden öyle durduğumuzu soracaktı. Bende anlatacaktım. Ve bana neden böyle durmamıza izin verdiğimi soracaktı. Sorular peş peşe gelecekti.
O zaman ne yapacaktım bilmiyordum işte. Belki de biliyordum ama yanaşamıyordum. Ebrar'a anlatmakla aynı şey değildi. Melis Ulaş'ın kardeşiydi. İçim kararmıştı.
Odaya girdiğimde Ebrar uyuyordu. Kendi tulumumun içine girdim ve Melis'i beklemeye başladım.
Annemin bana hesap sorması gerektiği zamanlarda bile ne diyeceğimi bilirdim. Bazen yalan söylerdim bazen de doğru ama hep bilirdim. Ama şimdiyse ne cevap vereceğimi hiç bilmiyordum.
Evet, kardeşinin bana o kadar yaklaşmasına izin verdim çünkü onunla aramda kimsenin bilmediği bir bağ var. Ve bu bağı kardeşin bile bilmiyor.
Doğru olan buydu. Demem gereken şey buydu. Başka bir şey dememeliydim. Her şey daha da karmaşık bir hale gelirdi. Zaten bu şeyi herkesten saklamak beni yeterince boğuyordu.
Varsın Melis bilsin. Gidip yetiştirecek ya da beni kınayacak değildi ya. Hatta beni en çok o anlardı. Benimle aynı durumdaydı çünkü. İlişkisini iki yıl herkesten saklamıştı.
Melis odaya girdiğinde yüzüme bile bakmadan yatağının içine girdi ve yorganı kafasına kadar çekip arkasını döndü.
Hiçbir şey söylememişti.
Bakmamıştı bile.
Birkaç dakika öylece durdum. Uyumak istemiyordum. Kendimi hazırlamıştım ve gelip hiçbir şey dememesi beni boşluğa itmişti. Rahatlatmamıştı.
''Bir şey sormayacak mısın?'' diye sordum. Birkaç saniye cevap vermesini bekledim. Ama cevap gelmedi. Uyumuştu demek ki.
Tulumumun içine iyice girip gözlerimi kapattım. Ve tam uykuya dalacağım esnada kulaklarımı Melis'in sesi doldurdu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Anonim
Teen Fiction-bu kitap 2017 temmuz ayında yayınlanmıştır. ama yazar üzerine düşmediği için uzun bir süre bölüm yüklenmemiştir ve 2024 haziran ayından beri 36.bölümden itibaren devam etmektedir :) Hayatta karşına ne çıkacağı belli olmuyordu. O gün ona ilk kez ano...