Elinde bilgisayarı ile odasına girdiğinde odanın ilk odak noktası olan aynaya lanet etti. Ev yüzünden aynalardan nefret eder olmuştu. Hayır. Korkusundan değil. Korkmamıştı. Ama sürekli dikkat çekiyorlardı
Evdeki aynaları söylemek gerekirse yatak odasında iki şifonyerin üstünde iki küçük. Komidinin üzerinde bir büyük, merdivenlerden inerken merdiven duvarlarında küçük küçük kare şeklinde dekor edilmiş. Oturma odasında televizyonun yanında çok kalın olmamakla beraber iki dikdörtgen. Mutfakta tezgahın karşısındaki duvarda yatay dikdörtgen şekilde tüm muftağın görülebileceği bir şey olarak konulmuş
Yatak odasındaki lavaboda bir, alt kattaki lavaboda iki ve ek bir -büyük ihtimal çocuklar için- yatak odasında 3 ve oranın banyosunda 1 lavabosunda 2 ayna vardı. Oturma odasından çıkıldığında merdivenlerin yanındaki koridorun duvarları ise full ayna ile kaplıydı ve bunlar sadece Namjoon'un bildikleriydi. Gerçekten bu evde neden bu kadar ayna var tartışılır bir şeydi bilgisayarını komidinin üstüne koyarken sıkıntıyla mırıldandı
"Buranın adı aynalı köşk falan olmalıymış"
Burada yapabileceği tek şey kitap yazmakken bir iki cümleden fazlasına çıkamamıştı. Ve o bir iki cümleyi de hangi akla hizmet yazdığını hiç bilmiyordu. Sıkıntıyla nefes vererek yatağa oturdu ve şifonyerin üstünde duran kitabını aldı. Kitap biraz kalındı ama Namjoon kitabın neredeyse hepsini bitirmişti. O nedenle okuyacağı bir kitap da kalmamıştı
Kalan iki üç sayfasını okuyup kitabı tekrar aldığı yere koyduktan sonra ne yapacağı konusunda bir fikri olmadan yataktan kalktı. Saat erkendi. Ve yapacağı çok çok az şey vardı. Ama belki okumak onu yazmaya teşfik edebilirdi. Bu yüzden tekrardan dışarı çıkmak için hazırlandı. Son kez yatak odasındaki aynaya baktı. Bu evdeki aynaların hepsi iç karatıcıydı. Kapıyı yavaşça kapatıp evden çıktı. Kasaba küçüktü ve şehir dışındaydı fakat içinde bir sürü kitapçı barındırıyordu. Namjoon buraya gelmeden önce en çok buna dikkat etmişti. Zaten o dış dünyayı sevmezdi. Onun için önemli olan kitapların iç dünyasıydı. Kitaptaki karakterler insanlar kadar acıtmıyordu. En çok hoşuna giden kitapçıya girdi
"İyi günler"
"İyi günler dilerim"
Kitapçı yaşlı bir kadındı. Ama çok sıcak bir yüzü vardı. İnsan baktığında gülümsemeden edemiyordu. Namjoon dükkana girdiğinde bir kaç kitabı rafa dizse de Namjoonla göz teması kurmaktan ve onunla ilgilenmekten geri çekilmedi
"Şey, bana önerebileceğiniz kitaplar var mı?"
"Hmm. Eğer sevdiğin yazarlar yoksa sana şeyi önerebilirim. Kim Namjoon'un kitapları çok ünlü ve güzeldir... Bir dakika"
Namjoon'a garipser gözlerle baktı ve boynundaki gözlüğü gözlerine taktı. Daha sonra Namjoon'a içten bir şekilde gülümsedi. Görünüşünün şaşkınlığı sesine yansımamıştı
"Sen zaten Kim Namjoon'sun. Dükkanımda gerçek bir yazara rastlayacağımı düşünmezdim"
"Ah o kadar ünlü biri değilim. Sadece kendi çapımda"
"Ne kadar da mütevazi. Bu küçük kasabaya neden geldiğini sorabilir miyim? Bir yakının olmalı"
"Hayır. Aslında yazmak için sessiz bir yer arıyordum. Ve karşıma burası çıktı"
"Ah yoksa o lanetli evi alan sen misin? Ah sessizlik için doğru kasabadasın ama yanlış evdesin"
"Biliyorum. Ama zaten gece uğraştığım tek iş uyku. O da biraz zor oluyor ama"
"Demek çığlıkları biliyorsun. Senin yerinde başka biri olsa korkardı. Sen korkmuş görünmüyorsun"
"Aslında o evdeki gizem beni içine çekiyor. Korkmaktan çok meraklıyım"
"İlk gecende baya güzel bir izlenime kapılmışsın herhalde. Oradaki gizemin çözülecek bir yanı yoktur. Ben o evde tam 20 sene yaşadım"
"Y-yirmi mi?"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
The Cursed Mirrors
Fanfiction"Biri dış dünyaya adımını atarken, diğeri yere basamaz..." ▪︎▪︎▪︎ ♤Tueurdream ○07/06/2019 ●21/09/2019 •Tamamlandı