20.Bölüm ''Utku'

2.9K 191 125
                                    

ANONİM 20.Bölüm ''Utku''

Gülümsemek güzel bir şeydi. Mutsuz anlarında bile gülümsediğin zaman mutluluk hormonu salgılandığını okumuştum bir yerde. 

Dünden beri o anı hatırladıkça mutluluk hormonu en üst düzeyde salgılanıyordu.

Nasıl oluyordu bu? Neydi bunun tercümesi? Her gün bir sürü insan gülümserdi bana. Ama hiç kimsenin ki bana onun gülümsemesi kadar güzel gelmemişti. Hiçbirinde kendimi kışın ortasında baharı yaşıyormuş gibi hissetmemiştim.

Ama onun yanında hissediyordum işte.

Kalbim her dakika korkuyla atarken, her telefon çaldığında acaba Utku'ya bir şey mi oldu korkusu yaşadığım şu günlerde bile beni mutlu edebilmişti... Nasıl yapmıştı bunu? Nasıl oluyordu da deli gibi Utku'ya üzüldüğüm şu günlerde Ulaş Tunay'ın bana gülümsemesiyle mutlu olabilmiştim?

Bunun adı neydi?

''Çağla gidecek misin bugün okula?'' diye sordu annem. Gözümün önüne gelen Ulaş Tunay'ın gülümseme anı anında kaybolurken anneme doğru döndüm.

''Evet, gideceğim.'' dedim ve yarısına kadar yiyebildiğim mısır gevreğini bırakıp ayağa kalktım. Dün gece uyuyamamıştım ve iyi dinlendiğim söylenemezdi. İştahımda yoktu.

Kısacası bitik durumdaydım.

''Seni ben bırakayım ister misin?'' diye sordu abim. Kafamı olumsuz anlamda salladım.

''Arkadaşımla gideceğim abi.''

Siyah botumu ayağıma geçirdikten sonra çantamı alıp evden çıktım. Melis dahil bugün herkes okula geleceğini söylemişlerdi. Okul çıkışı hep beraber gidecektik hastaneye. İyi haberler almayı umuyorduk.

Durağa geldiğimde Melis çoktan gelmiş beni bekliyordu. Ulaş'sa yoktu. Acaba bugünde mi hastaneye gidecekti?

Melis'e doğru döndüm ve ''Ulaş gelmeyecek mi?'' diye sordum.

''Bilmiyorum. Benden önce çıktı. Belki de çoktan okula varmıştır.''

Ulaş hakkında başka bir soru sormadım. Zaten cevabımı aldıktan sonra Melis konuyu değiştirmiş ve Utku hakkında konuşmaya başlamıştı. Utku konusu her açıldığında kalbim acıyla sızlıyor ve daralıyordum. Büyük bir boşluğun içinde buluyorum kendimi. Ne olacağı belli değil ve biz elimiz ayağımız bağlı sadece bekliyoruz.

Hayat böyleydi. Her zaman her şeye gücümüz yetmezdi. Bazen sadece beklerdik. Onun dışında elimizden bir şey gelmezdi, gelemezdi. İnsan işte o zaman kendini hiç olmadığı kadar çaresiz hissederdi. Kaybolurdu.

Şuan hepimiz kaybolmuştuk.

Okula geldiğimizde sınıfa çıktık. Normalde sınıfa girdiğimde gürültü hakim olurdu. Tahtadan müzik açılırdı. Uyuklayanlar olurdu, sanki enerji içeceği içmişte okula öyle gelmiş diyebileceğimiz kişilerde olurdu.

Bugün ilk defa herkes sessizdi. Uyuklayan yoktu. Tahtadan müzik açılmamıştı. Hepimiz susuyorduk. Kimse ağzını açıp bir şey demeye cesaret edemiyordu. Az önce dediğim gibi hepimiz kaybolmuştuk. Kendimizi fazlasıyla çaresiz hissediyorduk.

Bazen insanın zamanı olmazdı bu yüzden elinden bir şey gelmezdi, bazen imkanı el vermezdi.

Ama bu çok başka bir şeydi.

İnsanı mahvediyordu.

Hocalar bu durumdan dolayı bize birkaç gün tolerans göstereceklerini söylemişlerdi. Bu yüzden defter, kitap getirmemiştim. Melis'le en arkadaki sıramıza geçmiş kağıda bir şeyler yazıyorduk. Sanki konuşursak biri kızacakmış gibi tedirginlik vardı ikimizin üstünde de.

AnonimHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin