22.Bölüm ''Aşkına Sahip Çık''

3K 203 251
                                    

Kendi içimde yaşadığım ama adlandıramadığım bir sürü duyguyu yaşıyordum. Bazıları tanıdıktı bazılarıysa bana fazlasıyla yabancıydılar. Bu yüzden olmalıdır ki içimde kopan fırtınalara, kalbimin küt küt atmasına, heyecandan titremememe, daha önce de yaşadığım ama bu kadar yoğun yaşamadığım o duyguyu yaşamama bir ad koyamıyordum. Belki de koymak istemiyordum. İlk defa bu kadar çok korkuyordum çünkü. İlk defa bir insana kapılmak bana fazlasıyla ürkütücü geliyordu. Oysaki aşk korkutmazdı insanı... Masumdur çünkü aşk. Öyle öğrenmemiş miydik kitaplardan, filmlerden?

Belki de bizi kandırmışlardı.

Aslında her aşk masum olmazdı. Bazı aşklar sadece başrolleri değil bütün aileyi dağıtırdı. Aşkı Memnu da olduğu gibi. O kitaptaki aşk masum değildi mesela. Yasaktı. Bihter'le Behlül'ü birbirine bağlayan şey yasak aşkın doğurduğu tutkuydu, heyecandı.

Ulaş Tunay da bana yasaktı. Ben ona aşık olamazdım, bir şeyler hissedemezdim. Bunun sebebi sadece düşman olmamız değildi. Ulaş Tunay benden nefret ediyordu. Benden nefret eden bir insana aşık olmak istemiyordum. Bu benim felaketim olurdu.

Kütüphanenin kapısını açtığımda oradaydı. Kalorifere yaslanmış telefonuna bakıyordu. Saçları dağınıktı ve uzamaya başlamıştı. Kısayken düz görünen saçları uzadıkça dalgalı oluyordu sanki.

Gözlerimi ondan ayırmak istemiyordum. Bıraksalar sonsuza kadar izleyebilecek durumdaydım. Alnına düşen saç tutamlarına, şakaklarından akan ter damlalarına, hafif dolgun dudaklarına ve en güzeli o güzel ela gözlerine sonsuza kadar bakabilirdim. Bana o kadar güzel geliyorlardı ki, Dark'ta Jonas'ın sahnelerini izlerken Louis Hofmann bana ne kadar güzel geliyorsa Ulaş Tunay'da o kadar güzel geliyordu işte.

İçeri girdiğimde bakışlarını bana çevirdi. Ela gözleri yine gözlerime kilitlemiş o tuhaf duyguların yeniden esiri olmamı sağlamıştı. Gözlerini gözlerimden ayırmasın istiyordum. Ulaş Tunay bana her baktığında tanıdık ama bir o kadar da uzak olan o duygular bedenimi ele geçiriyor ve beni çaresiz bırakıyorlardı. Ne yapacağımı bilemiyordum. Hareket edemiyordum. Sadece bende ona bakıyordum işte.

Başka bir şey demeden bakışlarını çektiğinde bende bakışlarımı çektim. Çantamı ve montumu masanın üstüne bırakıp ona bakmamaya çalışarak kütüphaneye göz gezdirdim.

Raflar ve kitaplar tozluydu. Öncelikle kitapları boşaltıp rafların tozunu almamız gerekiyordu. Sonra da kitapları türlerine, yazara ve alfabetik şekilde dizmemiz lazımdı. İşimiz cidden zordu ve hepsini bugün yapmamız imkansıza yakındı.

Ulaş'a doğru döndüğümde sanki buraya sadece telefonuyla oynamaya gelmiş gibiydi.

Bir şey demedim. Ben kendi işimi yapacak ve buradan gidecektim. Ve Ulaş'la muhatap olmayacaktım.

Birkaç rafı boşaltıp su dolu kovadaki beyaz bezi elime aldım ve en alt kattaki rafı silmeye başladım. Rafların tozu sanki yıllardır alınmamış gibiydi. Diplerinde örümcek ağları vardı. Odamın tozunu bile ben almadığım için bu durum benim için gerçekten çok zordu. Ama yapıyordum. Çünkü mecburdum.

Tarih kitaplarının olduğu rafların çoğu bitmişti. Ama en üstteki rafları boyum yetişmediği için oradaki kitapları bile indirememiş ve rafı temizleyememiştim.

Kütüphane de sandalye ya da masa yoktu. Bu yüzden kütüphaneden çıkıp herhangi bir sınıftan sıra getirmem gerekiyordu.

Ulaş'a doğru döndüğümde bana baktığını gördüm. Umursamadan kapıya doğru ilerlediğimde, ''Nereye? Kaytaracak mısın yoksa?'' diye sordu. Alay içeren bir ifadeyle güldüm.

AnonimHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin