Umudummuşsun sevdama, yarınlarıma.

3.5K 342 163
                                    



---

Herkese sunduğum bahane şimdi kendi elleriyle önüme sunulmuştu. Her an her şey olabilirdi. Savaştaydık. Zira olmuştu da. Gözlerine, ucu bucağı belli olmayan gökyüzünü sığdırdığım sevdiğimi kaybediyordum.

"Umut!?" Bağırıyordum sadece. Boğazım yırtılırcasına bağırıyordum. Hatta onu bile tam manasıyla yapamıyordum. Gırtlağımda yuvarlanan acı dolu his sesimi çıkarmama mani oluyordu sanki. Lakin, sadece bir umut bana cevap vermesini veyahut çalan marşa eşlik etmesini bekliyordum. Bana geliyordu az önce hala gelmesini bekliyordum.

Melodi gibi bir sesi vardı. Dilimden hiç düşüremediğim, her zaman en sevdiğim olarak mırıldandığım melodi gibiydi. Sesiyle mest olurken şimdi duyamamak beni öldürüyordu. Kulaklarım sadece onun sesini işitmek isterken etrafımda neler döndüğünü bilmiyordum. Gözlerim, hafif duman yükselen yerde takılı kalmışken sevgilimin ismini sayıklıyordum. Ona yeni kavuşmuşken, ona doyamamışken beni bırakıp gitmemeliydi. O bana umut olmuştu. Sözleriyle, sevgisiyle, gözleriyle kısacası her şeyiyle bana umut olmuştu. Birbirimizin ve savaşın direnişi olmuştuk. Şimdi, nasıl giderdi ki benden veyahut nasıl bırakırdı ki beni?

Elim ayağım tutmuyormuş gibi, sanki dünyadaki en güçsüz herifmişim gibi kolumu bile kaldıramıyorum. Öylece kalakalmıştım. Olanları halen idrak edemiyordum. Ağır ağır toprağın üzerinde sürünmeye başlayan bedenimi kontrol edemiyordum. Umut'uma ulaşmak için bedenim kendi kendine bir şeyler yapıyordu zaten. Şimdi de gözlerimi kırpmadan baktığım yere çabuk ulaşmak adına ayağa kalkmış kontrolsüzce ilerliyordum.

"Teğmen Thomas!" birileri bana sesleniyordu sanki lakin ben hiçbirini duymuyor, sadece Umut'umun ilahi sesiyle doldurmak istiyordum kulaklarımı.

Kontrolü bende olmayan bedenim, biri tarafından çekilerek tekrar kurumuş toprağın üzerine kapandım. "Deli misin Thomas!" Bakışlarım, ilk defa başka bir yere dokunmuştu. Yüzbaşı, bedenimin üzerine kapaklanmış elleriyle yara alıp almadığımı kontrol ediyordu. Koluma dokunduğunda acıyla tısladım. "Kendine gel Thomas! Ne yaptığını zannediyorsun!? Mermiler gözünün önünden geçerken kendini önlerine mi atıyorsun!" Üniformamın kolunu çekiştirip yarama bakmaya başladı. Kolumdan vurulduğumu bile fark edememiştim. "Vurulmuşsun Thomas." Bana ne olduğu umrumda bile değildi ki. Ben, Umut'umu bulup sarılmak istiyordum bir an evvel.

"Umut," diye fısıldayabildim sadece. Devamını söylemeye dilim varmadı. "Umut." Diye sayıklamaya başladım bu kez. Ardından gözyaşlarım süzülüverdi.

"Kendine gel." Yüzbaşının da gözleri dolmuştu. Dudaklarını dişlerinin arasına almış, kendini sıkıyordu. Zira en iyi o bilirdi sevdiği insanı kaybetmenin acısını. "Kendine gel ki, bul sevdiğini. Yaşıyor o, iyi." Omzumu pat patlarken birden atılıp sarıldım. Yüzbaşına sarıldım. Sonra da omzunda küçük bir çocuk gibi ağladım. Hıçkıra hıçkıra, bağıra çağıra sevdiğimin adını sayıklarken ağladım. Etrafımızdaki askerleri umursamadım. Sikik savaşı hiç umursamadım.

"Kolunu saralım ilk önce." dedi. O da unutmuş gibiydi bulunduğumuz yeri, nerede olduğumuzu veyahut o da benim gibi umursamıyordu emin olamadım.

"Lüzumu yok, lüzumu yok. Ben, doktorumu bulayım o iyileştirir. İyileştirir. İyileştirir tabi." Sürekli bir şeyleri sayıklıyordum. Ya onun ismini ya da herhangi bir kelimeyi. Kesinlikle kendimde değildim, zira nasıl kendime gelecektim ki? Gözlerimin önünde sevgilim kaybetmiştim. Ölmüş müydü ne olmuştu onu da bilmiyordum. Lakin, yitirmemiştim umudumu, yitmeyecekti. Gözlerim yeniden sulanmış, yaşlarım görüşümü engellemeye başlamıştı. Omuzlarım da ağır gelen yüklerini boşaltmak ister gibi ağladıkça sarsılıyordu.

UMUT |bxb|Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin