"Git" Desem Kalır Mıydın?

217 37 22
                                    

"Sen ciddi olamazsın!"

Lanet garip garip kılıklara girip çocukca eğleniyordu. Evet olgun biriydi. Tamam eğlenmeyi severdi. Ama olgundu işte. Birden odada beliren Seok Jin'e gözlerini devirdi. "Bu kadar aşık olunmaz" diye geçirdi içinden. Seok Jin'e arkası dönüktü. Kendi kılığına büründü. Kukuletasını kafasına geçirdi ve direk olarak Seok Jin'in gözlerine baktı. Tabi Seok Jin onun gözlerini görmüyordu. Onun gözlerini hiç görmezdi. Zaten şu anda bu onun için bir dert değildi

"Yine ne yapmışım?"

"Ne mi yapmışsın?! Oyun mu oynadığını sanıyorsun sen?! Sen-... sen kendini ne sanıyorsun ki?! Neden hayatının içine sıçmaya çalışıyorsun?! NEDEN?!"

"Sence benden annen kadar mı nefret ediyorsun yoksa baban kadar mı?"

Seok Jin'in yüzünde alaycı bir sırıtma dahi belirmeyince durması gerektiğini düşündü. Ciddileşti. Eh alttan alıyordu. Ne de olsa Seok Jin'in güvenini boşa çıkarmıştı değil mi? Yani hak ediyordu. İskeletine yapışmış bembeyaz bir deriye sahip olan elini şıklattı ve altında bir koltuk belirdi. Havada duran koltuğa yerleştikten sonra tekrar Seok Jin'in gözlerine baktı. Artık gözlerinde biraz da kırgınlık görüyordu. Bu gözlerin bir kaç gün sonra kendine minnet dolu bakışlarla bakacağını bilmese öyle pişman olurdu ki. Eh sonuçta vicdan taşıyordu

"Bak Seok Jin. Benden ne kadar nefret etsen de kendimi hala sana öğüt verebilecek bir konumda bulduğumdan sana şunu söyliyeyim hiç bir şey göründüğü gibi olmayabilir bu yüzden kimseyi kameralara oynadıkları sahte rolleriyle yargılama"

"Hadi ya! Hangi yönetmen sana zalim rolünü teklif etti? Sahne arkasındaki senle tanışmayı da isterdim. Böyle rolüne odaklanmışken kişiliğini farkedemem sonuçta! Sen benle dalga mı geçiyorsun?! Ona her şeyi unutturmanı istiyorum!"

"Seok Jin-"

"Ona her şeyi unutturmanı istiyorum!"

"B-"

"Hemen!"

"A-"

"HEMEN!!"

"BUNU YAPAMAM!"

İlk defa ona sesini yükseltmişti. Mecburdu. Çünkü anlamıyordu ve anlamadan yargılıyordu. Seok Jin sevdikleri söz konusu olduğunda hep böyleydi. Gözlerindeki yaşların zorlandığını görebiliyordu

"Hayatımda ilk defa, ilk defa ben birinin güvenimi asla boşa çıkarmayacağını hissettim. İlk defa birinin gerçekten beni önemsediğini hissettim. Yıllar sonra ilk defa gerçek bir insanla konuştum. Saçma evcil hayvanlarla değil, kafasındaki saçma şeyle bir yansımadan başka hiç bir şey olmayan saçma bir varlıkla değil, vicdanı olan bir insanla. Anladın mı? Burada saçma öğütler vermek için benim duygularımı küçümseyemezsin! Ne sanıyorsun? Saçma saçma laflarının bir boka yaradığını mı?! HİÇ BİR İŞE YARAMIYORLAR! Eğer bir gün bir şekilde bu saçma yerden çıkarsam onları unutmak için can atıyor olacağım anladın mı?! Ona bir daha dokunma! O iyi biri! Ve senin oyuncağın değil!"

Seok Jin odadan kaybolurken o da memnun bir şekilde kafa salladı ve arkasına yaslandı

"İtiraf etmeliyim ki hislerini tanımlaman hoşuma gitti. Yani ne diyeyim ki Seok?"

Kukuletasını çıkardı ve eline bir kitap aldı. İnsanların yazdığı saçma kitaplar hep çok komik olmuştu onun için. Seok Jin'se Namjoon'u aradı. Daha doğrusu hala mutfakta olduğunu biliyordu. Bu yüzden mutfağı gören merdivenin yanındaki aynalara gitti. Saatlerce onu izleyebilirdi. Onu fark ederse hemen yok olabilirdi. Yatağına yatmasını bekleyebilirdi. Ama hiçbirini yapmadı. O sadece kütüphaneye gitti ve herhangi bir rafa yaslandı. Yorulmuştu ama seçeneklerinde pes etmek yoktu...

Tezgahın üstündeki suyu aldı ve musluğa döktü. Onunla konuşmaya ihtiyacı varmış gibi hissediyordu. Yarın geceyi beklemek istemiyordu. Onunla konuşsa ne olacaktı sanki? Verecek çok yanıtı olmasına rağmen bir tanesini açacak mıydı ona? Cevabını bildiğin sorular soruyorsun Joon, cevabını bildiğin sorular soruyorsun. Bardağı yere attı ve kırılan parçaların oraya buraya saçılmasını öfkeyle izledi. Bir yere kadar

"Ah ne yapıyorum ben böyle?"

Kafası körden de kör bir düğüm olmuştu sanki. Yere eğildi ve parçaları toplamaya çalıştı. Ama sadece çalıştı. Zaten bu dalgınlıkla o kırmızı sıvıyı görmemesi mümkün değildi. Cam kırıklarının yanına oturdu ve başını tezgah dolabına yasladı. Aynalara bakmak istemiyordu, onu o aynaların içinde görmek istemiyordu, hapsoluşunu izlemek istemiyordu. Onun o lanet yerde tıkılıp kalmasını izlemek istemiyordu

Neden beni buna mecbur bırakıyorsun? Neden? Artık sözünün arkasında duracağına emin değildi. Onu oradan kurtarabilir mi bilmiyordu. Ama o izin vermediği sürece yapamayacağını biliyordu. Bir anda tüm dünyası o olmuştu. Her gün aklında olan soruların "Bu kitaba başlamasa mıydım acaba?" olması gerekiyordu "Sonraki imza günü bir dahaki salı mıydı yoksa bir dahaki çarşamba mı?" olması gerekiyordu

Aklında yazacağı sayfalardan başka hiç bir şey olmaması gerekiyordu. Oysa tüm gün aklında olan Seok Jin'di. O, o, o! Sadece o. "Onu nasıl çıkarabilirim ki?" "Bu lanetin sonlanması için nasıl bir yol var?" "Onu orada tek başına mı bırakacağım?". Tüm dünyası o olmuşken. Kafası tüm gün onunla doluyken. Nasıl sen yoluna ben yoluma diyebilirdi? Onu düşünmeden duramıyorken nasıl ona git diyebilirdi? Onu nasıl terk edebilirdi ki? Nasıl terk edebilirdi?

The Cursed MirrorsHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin