Ne yapmalıydı bilmiyordu. Tüm geceyi ona bir cevap aramakla geçirmişti. Ne yapacaktı? İki seçeneği vardı ve iki şık arasında kalmıştı. İşte bütün olay buydu. Reddetmeyi aklının ucundan bile geçirmiyordu ama kabul etmek de öyle kolay değildi. Bir süredir uyuduğu için vakit akşamı bulmuştu -20.30-20.44 civarı-. Kafasını dağıtmak için mutfağa inmişti ve bir şeyler hazırlıyordu. Normalde olsa açlıktan yarılacak olan midesini önemsemezdi ama bu durumda şu saçma düşüncelerden kurtulmak için her şeyi yapabilirdi
Sadece ona sunulan teklifi düşünse bir şekilde idare ederdi ama aklına dolan öyle çok konu vardı ki. Bilmiyordu. Red mi kabul mü? Kesinlikle tek bir fikri yoktu. Onu orada bırakamazdı, istediği bu değildi bunu seçerse boşa mücadele etmiş olurdu ve o aynaların içinde sonsuza kadar hapis kalamazdı, böyle sadece Seok Jin'le rolleri değişmiş olurlardı ve bu da istediği şey değildi
Ama bu ikisinin de ortası bir şık yoktu. Ya sıcak ya soğuk, ılık seçeneklerin arasına konulmamıştı. Düşüncelerden uzaklaşmak için her yolu denemişse de başaramamıştı. Zaten mutfak da onu uzaklaştıramamıştı. Şimdiden 3 çeşit falan yemek yapmıştı ama nafile. Vakit hem geçsin hem geçmesin istiyordu. Öyle garip bir çıkmazdı ki bu. "Ne yapacağım?" "Ne yapacağım?" "Ne yapacağım?" aklındaki tek soru buydu. Ne yapacağım? Bir seçeneği elemek o kadar zor bir şeydi ki
Hayatının hangi zamanında bu kadar zorlanmıştı? Ayakkabının bağcığını bağlamayı öğrenirken mi? İlk defa annesi olmadan bir yerde yalnız kalırken mi? İlk matematik problemini çözerken mi? İlk kitabına aldığı ilk kötü yorumda mı? Hayır. O hiç bir zaman böyle zorlanmamıştı. Hayatındaki hiç bir problem onu bu kadar zorlamamıştı. Hayatında hiç bu kadar azimle bir yanıt aramamıştı. Aslında ne kadar basitti değil mi? "Kabul ediyorum" ya da "Reddediyorum" bu. Olay buydu. Bu kadardı. Sadece basit bir cevap. Halbuki o basit cevabı seçmek nelere mâl oluyordu. Namjoon açısından baktığında hiç de basit bir cevap falan değildi. Tabii Seok Jin için de
Kabul mü edecekti? "Daha neler" Etmezdi sonuçta. Yani deli falan değildi. Hayır hayır, Namjoon kabul etmezdi. Buna inanıyordu, tabii kendince. Eğer tüm kalbiyle kabul edeceğine inansa içinden sürekli "Lütfen kabul etmesin, Tanrı'm lütfen kabul etmesin" diye yalvarmazdı. Ama ne yazıktır ki reddedeceğine falan inanmıyordu. Aksine o kadar kuvvetli bir şekilde kabul edeceğine inanıyordu ki onun için olmayan zaman kavramını durdurmak istedi. "Aptallık yapma, reddet git işte" diye düşündü. Ne diye saçma aynalara hapsolsaydı ki?
"Mükemmel bir hayatın var. Mahvetmeyi mi düşünüyorsun?". Bir derdi yoktu değil mi? Mükemmel bir yaşamı vardı. İşini seviyordu. Hayatını seviyordu. Bütün bunlardan vaz mı geçecekti? Hayır. Bunlardan vazgeçemezdi. Seok Jin'i burada bırakmak istemiyordu ama hayatını bırakmak mı istiyordu sanki? "Belki de kabul etmez". Etmezdi, Namjoon mantıklı bir insandı. Öyle durduk yere yaşamını mahvetmeyecekti. Niye mahvetsin ki?
"Ne düşünüyorsun böyle kara kara?"
Arkasından gelen sesle irkildi
"Ah korkuttum sanırım"
"Yok ya. Hiç korkutmadın. Ben de nerelerde diyordum!"
"Gerçekten ona kitabın yerini söyleyecek misin?"
"Kabul edeceğini nereden biliyorsun?"
"Ben nereden bilebilirim ki? Yansımayım ben. Ruhum bile yok. Sadece bir soru"
"Kabul etmeyecek! Deli değil o!"
"Aşk insanı deliye çevirir"
"Ne diyorsun sen?"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
The Cursed Mirrors
Fanfiction"Biri dış dünyaya adımını atarken, diğeri yere basamaz..." ▪︎▪︎▪︎ ♤Tueurdream ○07/06/2019 ●21/09/2019 •Tamamlandı