Benim Sensizliğe Vaktim Yok

3.5K 125 56
                                    

Multi dehşet güzellikte olan İrem😍

*Nefes'ten*

Daha onu itemeden, kendisi çekilmişti. Çünkü merdivenlerden bizi izleyen Tahir'in alkış sesleri geliyordu. Ben daha kendime bile gelememişken, olayları izliyordum. "Bravoo! Bravooo! Muheteşemdiniz! Brova size!" Dedi hâla alkışlayıp, yanımıza gelirken.

Ne yapacağım ben şimdi? Nasıl kurtulacağım bu bokluğun içinden?

Kapıya baktığımda Burak yoktu. Sadece dışarıda yağan yağmur, ben, Tahir, ve büyük bir yanlış anlaşılma vardı. Tahir'e baktığımda dibimdeydi. Geçti, gitti.

Arkasından ben de geçtim. Yağmur o kadar hızlı yağıyordu ki, bardaktan boşalırcasına. Üstümüz, başımız sırılsıklam olmuştu. Bir hışımla çıkıp, gitmişti. "Tahir! Dur artık! Yeter dedim!" Diye bağırdım tekrardan. Yarım saattir, o koşuyor, arkasından da ben gidiyordum.

"Tahir! Yeter! Nolursun dur artık bak!" Diye bağırdım tekrardan son gücümle. Yine durmadı. Daha hızlı bir şekilde koştum ve, kolundan tutup durdurdum. "Yapma bunu! Yapma!" Dedim. "Neyi yapmıyım lan neyi?!" Diye bağırdı. Her kelimesi, yüreğime ok gibi saplanıyordu.

Akan göz yaşlarımı, yağmur kamufle ediyordu. Ağlaya ağlaya peşinden koştum. Şimdi de ağlaya ağlaya, konuşuyordum. "Ben yaptım sen yapma! Ben seni dinlemedim! Sonunda ne oldu?! Ayrı kaldık! Ne oldu?! Pişman olduk! O yüzden, şimdi beni dinleyeceksin!" Diye direttim.

Sustu. Sadece göz yaşlarımız konuşuyordu. Bir onun ki bir de benim ki akıyordu. Biz değil de onlar konuşuyordu sanki bu gece. "Burak geldi, kapıyı açtım. Sarıldık, sonra içeri bile geçmeden bana 'seni seviyorum' dedi. Daha ne olduğunu anlayamadan öptü beni. Ben olayın şokundayken de sen geldin. Anlıyor musun? Hepsi bu! Sadece bu!" Diye bağırdım ağlayarak, hıçkırıklarımın arasından.

İkimiz de öylece ıslanıp, duruyorduk sadece. Ha bir de ben ağlıyordum. "Şimdi, nolur gel eve gidelim. Hasta olucaksın. Orda söyle bana, ne söyliyeceksen. Benim sensizliğe vaktim yok. Nolur eve gidelim." Dedim hıçkırıklarımın arasından.

Eve gelene kadar, ne o konuştu, ne de ben. İkimiz de sadece ağlıyor, ıslanıyorduk. Bu olaylar, hep mi bizi bulur? Tam rahat bir nefes alacağımız sıra da, boğuluyoruz. Tam her şey yolunda giderken, birden önümüze tümsek çıkıyor. Oradan da geçtikten sonra, bozuk bir yolun çukuruna düşüyoruz. Neden? Neden her seferinde biz?

İstemeyerek evlendik diye mi? Ama sonrasında birbirimize aşık olduk. Sorun sadece nasıl evlendiğimizde mi?

Ben bunları düşünürken, eve gelmiştik bile. Önce o, sonra da ben girdim banyoya. Yatağın üzerinde oturmuş, beni bekliyordu. Ben de yanına oturdum. "Bir şey söylemiyecek misin?" Diye sordum. Çok utanıyordum. "Ne diyebilirim ki Nefes? Ne diyebilirim? Sen haklıydın. Seni dinlemedim. Orda o söylediklerin, yani " Ben yaptım sen yapma! Ben seni dinlemedim! Sonunda ne oldu?! Ayrı kaldık! Ne oldu?! Pişman olduk! O yüzden, şimdi beni dinleyeceksin!" Dedin ya. "

"Ben orada bittim Nefes. Meğer ne kadar çok yorulmşuz biz? Ben orada seni ne kadar çok sevdiğimi anladım." Dedi dolu gözleriyle gülümseyerek. Bir elimi yanağına koydum ve okşadım. "Ben de. Ben de seni çok seviyorum." Dedim, ve yanağından öptüm.

Saat geç olmuştu. O yüzden yattık, uyuduk. Her zamanki gibi, sevdiğim adamın kollarında uyumanın sevinci ile uyandım. Tahir'e 1 aylığına izin vermiştiler, iş yerinden. O yüzden evdeydi bu gün. Yani 1 ay.

Kalktım ve banyoya girip, elimi yüzümü yıkadım. Aşağıya inip, kahvaltı hazırlamaya başladım. Tostları da tabakalrımıza koyduktan sonra, yukarı çıktım. Tahir yatağın da yoktu. Lavabodadır heralde diyip, pencereyi açtım. Pardeyi de sıyırdım. İçeride, güneş ışıkları yayılırken, ben de yatağı taoparladım. Tam o sıra da Tahir, banyodan çıktı. Gülümsedim ve "Günaydın." Dedim.

O da gülümsedi ve "Günaydın hayatım." Dedi. Aşağıya inip, birlikte kahvaltı yaptık. Tahir, kahvaltısı bitince yukarıya çıktı. Ben de masayı topladıktan sonra, peşinden çıktım. Yatakta uzanıyordu. Yanına gittim ve göğsüne yattım. "Ne düşünüyorsun öyle?" Dedim. Anında beni kollarının arasına sardı. Saçımı kokladı, ve öptü. İyice gülümsedim.

"Junior Kaleli'leri." Dedi. "Yangazlar'ı niye düşünüyorsun ki?" Diye sordum. Kafasının geri gittiğini hissedince, ben de kafamı kaldırdım ve ona baktım. Bana her zamanki gibi "really nigga?" bakışı atıyordu. Güldüm ve "Haaa. Tamam tamam. Anladım." Dedim. Biraz daha kıkırdadım. "Çok güzel olmaz mıydı aşkım? Düşünsene böyle minik minik elleri, ayakları olan, sana "anne" bana "baba" diyen, evin içinde koşuşturan bebekler." Dedi.

Gözlerim doldu anında. Onun da doldu. Gülümsedim ve "Çok güzel olurdu." Dedim. Sonra sinsice güldüm ve kalkıp, karnına oturdum. O da sinsice güldü.

"Ooo. Hemen istiyoruz yani, öyle mi? Tamaaam." Diyip beni altına aldı. Ve öpmeye başladı. Zaten kaç gündür bu anın hayalini kuruyorduk ikimiz de. Büyük bir hasret ve açlık ile öpüşüyorduk. Ben onun ensesinde ki saçlarıyla oynarken, o da benim kalçamı ve göğüslerimi okşuyordu. Ellerimi havaya kaldırdı ve tişörtümü çıkardı. Kendi tişortünü de çıkardıktan sonra, tekrar öpüşmeye başladık.

Bu sefer, ben onu altıma aldım. Ve yüzüne eğilip öpmeye başladım. Hem öpüyordu, hem de sütyenimden taşan göğüslerimle oynuyordu. Beni altına aldı ve göğüslerimi emmeye başladı. Ben ise zevkten inliyordum. Sadece kafasını biraz daha bastırmak geliyordu elimden. Bir elimle de çarşafı sıkıyordum. Göğüslerimi yalıyor, emiyor ve sıkıyordu. Bazen okşuyor, ara sıra da ufak ısırıklar bırakıyordu.

Altımda ki eşofmanım ile külodumu da çıkardıktan sonra, çırıl çıplaktım artık. Kadınlığıma indi. Orayı da emdi biraz. Ara sıra da dil darbesi atıyordu. Omuzlarından tutarak, yukarı kaldırdım ve öpmeye başladım. Tam erkekliğinin üstüne oturdum. Ve biraz sürtündüm. O da sadece inliyordu. Boynuna eğildim. Ve öpmeye başladım.

Ara sıra da emiyor, kendime ait izler bırakıyordum. O da benim göğüslerim ve kalçamla oynuyordu. Eşofmanını aldım ve çıkardım. Sadece boxerı vardı. Üstüne oturdum. Ve biraz daha sürtündüm. Sonra boxerini de çıkardım ve küçük öpücükler bıraktım. Tekrar üstüne oturdum. Ama içime almadım. Biraz yaramazlıktan zarar gelmez. İyice sürtündüm. Onu şu an o kadar çok istiyordum ki. "Nefees! Aah! Nefes! Hadi yap artık!" Dedi. Güldüm.

'Yoook yok. O kadar kolay değil' diyen iç sesimi susturdum. Deli gibi onu istiyordum.
Biraz daha dudağından öptüm. Ve onun hiç beklemediği anda, erkekliğini içime aldım. Üstünde zıplıyordum. İkimizin de sadece inleme sesleri duyuluyordu evde. Hepsini içime aldım ve bir anda çığlık attım. İçimdeki şey ile zıplıyordum.

Beni altına aldı ve, gel git yapmaya başladı. Ben inlerken, o sadece alt dudağını ısırmış, gözlerini kapatıp, kafasını geriye atmış, derin derin nefesler alıp veriyordu. Boynumu geriye ittim, ve çarşafı sıktım. Hemen boynumdan emmeye başladı. Ben ise sımsıkı beline sarıldım. Onu daha çok içimde hisstemek istiyordum. Acı yerini çoktan zevke bırakmıştı. Kim bilir kaç kere boşaldık. Ama ikimiz de durmuyorduk.

Iyice birbirimizin olduktan sonra, Tahir kendini yana attı. Beni de göğsüne çekti. "Biraz uyuyalım Nefes'im. Malum yorulduk." Dedi ve güldü. "Sen niye yoruluyorsun acaba? İçime sopa alan benim. Haa pardon, o seninkiydi dimi?" Diye sordum. Küçük bir kahkaha attı ve "Bakıyorum da çok sevdiniz Nefes Hanım?" Dedi gülüşlerinin arasından. Ben de güldüm ve dudağından öptüm. Anında karşılık verdi.

Biraz daha öpüştükten sonra, artık uyuduk. Saat 3'e geliyordu. Sabah sabah sex mi olur ya? Diyerek uyudum.

Akşam, anlımda bir çift dudak, ve "Nefees!" Diye bağırn Tahir ile uyandım.

Alla Alla, ne oldu acaba?
Bi şey sorucam.

Tahir doktor, ama babasının kum şirketin de çalışıyor. Nefes de okudu ve ebe oldu.

Sizce aynı hastahane de mi çalışsınlar? Yoksa Nefes, Tahir'in asistanı olarak, kum şirketin de mi çalışsın.

2.si bana daha muzip geliyor ama, yine de siz bilirsiniz 😈😂

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Sep 22, 2019 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Afitâb 🌸🕊Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin