Shalin için yaşadığı hayatın ne kadar adaletsiz olduğunun farkındaydı. Elinde kalan son şey sistemi eleştiren bilen düşünceleriydi. Otorite insanlığı mutlak bir hâkimiyet altına almışken zihnimiz bile artık yeterince güvenli değildi.
Sıradan bir iş...
Herkese merhabaa... Yıla veda bölümü gibi bir bölüm oldu. Siz bu bölümü ne zaman okursunuz bilmem ama yılın son günü gece saat dört civarından yazıyorum herkese musmutlu, sağlıklı ve huzurlu yıllaaarr...
Not: Bölümü hızlıca yazdığım için düzenlemeye fırsat bulamadım. Bu nedenle karşılaşabileceğiniz yazım hataları için şimdiden özür diliyorum. En kısa zamanda düzeltilecektir.
Keyifli okumlar.
Oy vermeden ve yorum yapmadan geçmeyin lütfen...
...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Herkes hazır galiba," diye bir ses duyuldu salonda ve varlığını hiç hissetmediğim Marcus yanımızda ilerledi. "Çok hoş görünüyorsun," dedi bana bakarak. Sesindeki hayranlık bakışlarındaki parlaklıktan da yansıyordu.
Marcus ceketsiz bir takım tercih etmişti. Önden iki düğmesini açık bıraktığı düz beyaz gömleği düz beyaz gömleği ve altına giydiği ütülü siyah kumaş pantolonu ile o da oldukça sade görünüyordu. Öyle olduğumu sanıp yanılsam da aralarında bir tek ben sadeliğin yanından geçememiştim.
"Teşekkür ederim," diye mırıldandım ve sadece dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrılacak şekilde gülümsedim.
Bozulan moralimin nedenini görmezden gelmeyi denesem de Dorian'dı.
"O zaman gidelim mi?" Marcus kolunu kıvırıp tutunmam için dirseğini bana doğru uzatınca ilk başta boş boş bilekleri iki kere kıvrılmış beyaz gömleğim sardığı koluna baktım.
"Henüz değil," diyen Dorian'ın huysuz sesi beni yapmayı hiç istemediğim bir şeyden kurtarmıştı. "Önce bunları takmalıyız."
Bahsettiği şeyin ne olduğunu anlamak için ona doğru döndüğümde elinde kendi bileğine bağladığı siyah ince akıllı saatin aynından iki tanesini tuttuğunu gördüm. Saatin birini habersizce Marcus'a doğru tutması için attı.
Marcus saati son anda düşmeden yakaladı ve Dorian sert bir ifadeyle baktı. Dorian ise bunu umursamadan yavaşça yanıma adımlayıp uzanıp sol elimi tuttu ve saati dikkatlice bileğime takmaya başladı.
"Neden bir saate ihtiyacımız var?" diye sordum Dorian saatin siyah manyetik kayışı ince bileğime göre ayarlarken.
"Bunlar bir nevi bizim telefonlarımız. Karagâh'ta kullanacağımız göstermelik telefonlarımız olacak ama bunlar hem birbirimizle hem de Sığınak'la haberleşmemize olanak sağlayacak." İnce siyah kayışın tam bileğimin üst kısmına denk gelen, kayıştan biraz daha kalın köşeleri oval uzun ekranına iki kere art ardına hızlıca dokundu. Ekranda zamanı söyleyen rakamlar belirdi.
"Şu anda sıradan bir saatten farkı. Bu haliyle gideceğimiz yerlerdeki elektronik alet radarına da yakalanmayacak." Ekrana tekrar iki kez hızlıca dokundu ve kararan ekranı bileğimle beraber ters çevirdi. Şimdi saatin kararmış ekranı tam bileğimdeki derinin altındaki çipe denk gelmişti.