Bir şeyler karaladığım defterimi yağmurun başlamasıyla defteri kapadım ve sırt çantama koyduktan sonra damdan aşağı ayaklarımı sallandırarak, yağmurdan kaçışan insanları izlemeye başladım.
En çok yağmur yağdığı zaman seviyorum burayı. Kaçışanlar, dükkan kenarlarına sığınanlar bir de benim gibi tadını çıkarmak için ıslanan insanları izlemek böyle zamanlarda hobim oluyordu.
Böyle zamanlarda herkesin ne hissettiğini, ne düşündüğünü hep merak etmişimdir.. Etrafa bakarken, koşan bir kadın görmemle kolumda ki saate baktım. On ikiyi yirmi geçiyordu. Geç kaldığımı fark etmemle birlikte sırt çantamı takıp, hızla damın merdivenleri indim ve kapıyı kilitleyerek koşarak sokağa çıktım.
Üzerlerine su sıçrattığım insanlardan özür dileyerek hiç durmadan sahafçının önüne kadar koştum. On beş dakikada sahafçının önündeydim.
'' Yine geç kaldın! '' dedi Sevil Teyze. '' Şemsiye al demedim mi ben sana? ''
Tombik yanaklarını avuçlarımın içine alarak iki yanağına öpücükler kondurdum. '' Yağmurun tadı böyle çıkar. Şemsiyeyi ne yapayım Sevil teyzeciğim şu insanlara bak. Sanki tuzlar, eriyecek!''
'' Deli kız. '' Yüzünü avuçlarımın arasından kurtarıp, koluma yavaştan bir tane vurdu. '' İçeri geç Ahmet amcan soba yaktı. Isın, bir güzel kurulan. ''
Arka tarafa geçerek üzerimdeki montu çıkarıp sobanın yanında ki sandalyeye astım. Ahmet amca gülerek beni izlerken ellerimi sobanın üzerine uzatıp, ben de gülümsedim.
'' Bugün nasılsın Ahmet amca? ''
'' Seni gördüm daha iyi oldum deli kız. Sen nasılsın? Yine geç kaldın. ''
Gözlüklerinin ardından kızgınmış gibi bakarken kendimi tutamayıp bir kahkaha kopardım. Her zaman ki rutinim böyleydi işte. Geç kalır, koşar adımlarla buraya gelir Ahmet amca ile güler sonra ön tarafa geçip birkaç raf düzenlerdim. Ben onların deli kızıydım.
Sevil teyzenin eve kaçması, Ahmet amcanın sobanın başında uyuması ve benim yağan yağmurun tadını seçtiğim bir kitapla camın kenarında çıkarıp, günün sonunu getirir. Sevil teyzenin yemeğini yedikten sonra koşar adımlarla eve gider, tüm gece çizim yapardım.
Çizimlerimi bir gün herkese göstermek istiyordum. Herkesin hayran olacağı çizimlerimi görmeleri için bir sergi açacaktım.
'' Bir gün çok fena hasta olacaksın! O zaman göreceğim seni beni deli kız. ''
Gülüşüm yüzümde donuklaşırken, size söylemeyi unuttuğum gerçek jeton gibi aklımın bir köşesinden gün yüzüne çıkmıştı. Hoş sadece size değil, hayatımda olan bu iki insanda bilmiyordu. Bilseler bile ne yapabilirlerdi ki sonu gelmiş bir kız için.. Hem hepimiz göçüp gitmeyecek miyiz buralardan?
'' Hem sen hiç uyumuyor musun? Bu gözlerinin hali ne? ''
'' Uyuyorum Ahmet amca, '' dedim olabildiğince gülmeye çalışarak. '' Uyuyorum da ondan geç kalıyorum ya. ''
Bana bakıp gülerken samimi, hüzünlü bir şekilde dudaklarım yukarı kıvrılmıştı. Kolera hastalığım şiddetini arttırırken belirtileri daha da fazlalaşmıştı. Ölmek benim için çok büyük bir sorun değildi.
Benim için asıl sorun yaşamaktı. Buradan aldığım üç beş kuruşla, kendi ihtiyaçlarımı karşılıyordum sadece. Bu yüzden üniversiteyi bırakmış, hayallerimin bir kısmını gün yüzüne çıkmamak üzere itelemiştim bir kenara. Annemin babam tarafından öldürülmesi hayatımın en büyük travması olurken, hastalığım ikinci darbeydi.
Hep sorardım kendime, '' gerçekten alışıyor mu insan? '' Alışıyormuş.. Alışıyormuşuz..
Isındıktan sonra ön tarafa geçip elime Reşat Nuri Güntekin'in okuduğum Çalıkuşu kitabını aldım ve camın kenarına oturdum. Kaldığım yerden okumaya devam ettim.
''Bu neşenin uydurma, uçucu bir şey olduğu malum. Varsın öyle olsun. Kapalı bir mahzende sızan bir ışık parçası, yıkık bir duvarın taşları arasında açmış cılız bir çiçek, her şeye rağmen bir varlık, bir tesellidir."
Yazan şu dizelere istemsizce gülümsediğim de öksürük krizine girmem bir olmuştu. Akşama kadar bir şekilde vakit geçirip, ağrımın olduğunu belli etmeden günü tamamlamıştım. Tek gözlü odamın tuvaletinde şimdi, istifra ediyordum. Adım atacak halim yoktu.
* *
1 Hafta Sonra...
Yatağımda sesim çıkmaz bir halde yatarken sadece karın ağrılarım inlememe neden oluyordu. Sevil Teyzenin getirdiği çorbadan bir kaşık içsem anında istifra ediyor, hiçbir şey yeyip içemiyordum. Sevil Teyze başımda dualar okurken ona gülümsemek, teşekkür etmek için bile halim yoktu. Tansiyonumun sürekli düşük olması başımı yastıktan kaldıramıyor olmama sebep oluyordu.
Kapının sesini duyunca, gözlerimi aralayarak kapıya baktım ve doğrulmak için hareketlendiğimde Sevil teyze yatmamı işaret ederek, '' ben bakarım kızım yat sen, '' dedi ve kapıyı açtı. Kim olduğunu bilmiyordum. Sesi de hiç tanıdık gelmiyordu ama beni soruyordu.
'' Şebnem Çakır burada mı oturuyor acaba? ''
'' Evet evladım burada oturuyor da sen kimsin? Ne yapacaksın bizim deli kızı sen? ''
'' Kendisiyle görüşmem gerekiyor hanımefendi. Bize göndermiş olduğu çizimler hakkında. Çağırmanız mümkün mü? ''
Gözlerim duyduklarımın şaşkınlığıyla fal taşı gibi açılırken zar zor Sevil Teyze'ye seslendim.
'' Sevil Teyze içeri davet eeet ''
Kapının kapanma sesi ve birkaç saniye sonra içeri elinde çizim dosyası olan genç bir adam girdi. Sevil Teyzenin de yardımıyla doğrularak, '' çizimlerimi incelediniz mi? '' diye sordum. Sesimde ki heyecanı gizleyemiyordum. Dün çizimlerimi gönderirken olması için o kadar dua etmiştim ki bu dünyadan göçüp gitmeden dileğimin gerçek olduğunu görmüş, hayallerime kavuşmuş bir şekilde kapatacaktım gözlerimi.
'' Evet Şebnem Hanım. Çizimleriniz öylesine güzel ki bunca zamandır hiç böyle çizimler görmemiştim. ''
'' Teşekkür ederim. ''
'' Dilerseniz birkaç ay sonra gerçekleşecek sergimizde resimlerinizi göstermek isteriz. ''
'' Çok isterim tabi ki! Çok teşekkür ederim. ''
Genç adamla anlaşma yapmamızın üzerinden saatler geçmiş ağrılarım çok daha fazlalaşmıştı. Hayat böyleydi işte. Her şeyin bir bedeli vardı ve ben bu bedeli canımla ödüyordum. Ağladığım sokaklara söz vermiştim, bir gün buradan gülerek geçeceğim diye ama şimdi sözümü tutamıyor, yatağımdan gülümsüyordum. Artık benim için yaşam çok geride kaldı. Şiir dizelerinde rastladığım hayatım, içimde parlayan hayallerimin sevinci, ümidi her şey... her şey geride kaldı artık.
Bu dünyaya sadece bu görevi tamamlamak için gelmiş gibiydim sanki. Yaşamamın amacı buymuş gibi. İşte, şimdi bu görevi tamamlamış; bu dünyada var olduğumu kanıtlayacak olmanın verdiği huzurlu yavaşça gözlerimi kapadım. Benden geriye bu dünyaya sadece çizimlerim ve iki yaşlı çift kalmıştı..

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dilimdeki Şarkılar
JugendliteraturSen, istemesen de gün batıyor. Kaybetmiş umutlarının perdesini aralayarak bakıyorsun bu şehrin ışıklarına. Bir şeyler arıyorsun, bir sebep buluyorsun yaşam telaşından kaçıp gitmek istiyorsun aslında Sen bu şehre dilindeki şarkıları fısıldarken.