Bıçağımı temizlerken çatıda yürüyorum.
Louvre ailesini ve malikanedeki müşterilerin hepsini hallettiğim için en sevdiğim hançerimin ucu biraz körelmiş durumda; kan, ter, salya ve daha bir sürü sıvıyla kaplanmış olan bıçağımı çizmemden çıkardığım bezle üstünkörü temizleyerek ilerlemeye devam ediyorum. Aldığım ilk canın üzerinden hatırlayamayacağım kadar uzun süre geçti, artık işim de hayattaki amacım da öldürmek olduğundan içimde hiçbir kıpırtı yok, vicdan denen gereksiz ağırlıkları uzun süre önce içimden kesip attım.
Çizmelerimin topukları kiremitlerde yumuşak sesler çıkarırken bronz plakasında Chaewon yazan odanın penceresini anımsamaya çalışıyorum, bir pencere, iki pencere, üç pencere ve dördüncü pencere. Küçük kız burada olmalı.
Çizmelerimin ucunu kiremitlerin aralarına sıkıştırarak çatıdan sarıyorum, ilk hatıralarım bile çatıdan çatıya atlamakla dolu olduğundan artık öldürmekte olduğum kadar bunda da uzman sayılırım.
Üstüne renkli kalemlerle çiçekler ve kalpler çizilmiş olan pencereden içeriyi seçmeye çalışırken gözlerim ilk önce çift kişilik yatağı buluyor. Krem renkli ipek çarşafların üstünde birbirine karışmış iki ince beden var.
Üstlerindeki pahalı geceliklerin sardığı bedenlerinin kıvrımlarına bakılırsa ikisi de kız, birisi diğerinden daha ufak, üstüne uzandığı çarşaf kadar yumuşak ve parıltılı olan sarı saçları yastığın üzerine yayılmış, yüzünü diğer kızın solgun renkli ince boynuna gömdüğünden sadece sırtını ve parlak buklelerini görebiliyorum.
Diğer kız ise uzun, parlak siyah saçları sarı tutamlara öylesine karışmış ki sanki iki kızın saçları bile birbirlerine sarılıyor gibi, yüzünü parıltılı sarı saçlara gömmüş, kucağında uyuyan kızı iyice sararken bedeni kaskatı, her an bir müşterinin odaya girmesini bekliyor olmalı.
Sakin bir tavırla pencereye tıkladığımda irkilerek bana bakıyor, sarışın kızın ince beline sarmadığı elinde ince bir mutfak bıçağının parıltısı var, içimde kısa bir an elindeki parmaklarının bıçağın sapını titrekçe tutuşuna gülümsemek gelse de ifadesiz bir şekilde pencereyi açmasını işaret ediyorum. Sarışın kızı nazikçe yatağa bıraktıktan sonra yüzünde korkutucu olmasını amaçladığı bir ifadeyle pencereye yaklaşıyor, bıçağı tutan elleri titriyor.
Pencereyi açtığında tehditler savuracağını anladığımdan sabırsız bir el hareketiyle onu susturup eline ağzına kadar altınla dolu Louvre ailesinin kanıyla kaplanmış bir kese tutuşturuyorum.
" Chaewon hanginiz bilmiyorum ama ona yardım etmek için tutuldum, benden korkmana gerek yok. Louvre ailesi ve malikanede bulunan tüm müşteriler öldü, gece boyunca rahatsınız ama sabah olunca dedektifler olay yerini araştırmaya gelir, dikkatli olun. Elindeki kesede malikanede hapsolan bütün çocuklara yetecek kadar altın olsa da bu Louvre ailesinin servetinin yalnızca bir kısmı, eğer aşağıya inmeye cesaret edebilirsen cesetlerde çok daha fazlasını bulabilirsin. Altınları al ve bütün çocuklara dağıt sonra da arkanıza bakmadan kaçın buradan. "
Bıçağımı uzanarak çizmeme sıkıştırdıktan sonra çizmelerimi kiremitlerin arasından çıkarıyor ve düşerken karşımdaki kız dehşetle çığlığı basmadan hemen önce çatının kenarını parmaklarımla kavrıyorum, burada işim bitti.
Kendimi yukarı çekecekken karşımdaki siyah saçlı kız beni durduruyor, kanla kaplanmış kıyafetime dokunmaktan çekinse de yüzünde korkudan çok tereddüt var.
" Siz de kimsiniz ve sizi kim tuttu?"
İğrenç ailenin ve iğrenç müşterilerin kanının tadını hâlâ alabildiğim dudaklarımı yalayarak kendimi yukarı çekiyorum, tüfeğimi sırtımdaki kılıfa bağlarken siyah saçlı kız pencereden sarkmış cevap bekleyen gözlerle bana bakıyor.
" İsmimi bilmene gerek yok küçük kız, sadece Jiwoo ismine minnettar olmanız yeter."
Kız derin bir nefes alarak hâlâ şiddetle esmeye devam rüzgarın savurduğu geceliğinin önünü tutuyor, ay ışığının altında pencereden ilk baktığımda benzediği umutsuz yetişkin kadın havası dağılıp gitmiş, elindeki altın kesesi ve gözlerindeki umutla yeniden olması gerektiği hale yaşamla dolu bir kıza benziyor artık.
" Sizi asla unutmayacağım efendim!"
Dediğiyle bir an duraksasam da başımı çevirerek pencereden sarkarak hâlâ beni izleyen kızdan uzaklaşıyorum, çatıdan çatıya zıplayarak yağmurun altında koşarken yüzüme sıçrayan öldürdüğüm bedenlerin kanı yanıyor, bu çocukların yeniden gülümseyebilmeleri için gözümü bile kırpmadan sayısız kişinin canını alan ben unutulmamayı gerçekten de hak ediyor muyum acaba?
ஐﻬ

ŞİMDİ OKUDUĞUN
çalınmış yıldızlar | chuuves ✓
Fanfictionon üçünde gibi gösteren bu kız bir avuç dolusu bozuk para ve yağmur damlalarıyla ıslanmış kirpikleriyle bir seri katilin kapısına, benim kapıma dikildiğinde dışarıda fırtına esip gürlüyor.