17. Bölüm

878 65 90
                                    

“İçeriye sızmayı başardım…

Jongin ve Jonghyun’u hala göremedim…

Venüs düşündüğüm gibi kendi kendini güncellese de eski sistem bir işletim sistemi üzerine yapılandırılmış bir yapı…

Bu yapay zekâ şemsteki bütün hayatı kontrol ediyor gibi görünüyor...”

Belirli aralıklarla ekrana düşen yazıları okurken tırnaklarını kemiriyordu Taemin. Sonunda Kyuhyun da şemse sızmayı başarmış, kimseye görünmeden işlerini yürütebileceği bir kimliğe bürünmüştü. Taemin de dâhil bunu nasıl yaptığını kimse bilmiyordu daha doğrusu Taemin dışında kimse Kyuhyun’un içeriye sızabildiğini bilmiyordu.

Kafasını çevirip yatağında yatan bedene baktı. Minho her hareketinde yanında olup onu kısıtlarken aslında gelecekleri için ne kadar büyük işler yaptığını bilmiyordu. Bildiği tek şey Jongin’i kurtarmaya gidemeyen Taemin’in yanında kalması gibi görünüyordu. İçindeki ateşi dışarı atabilirmiş gibi hırsla nefesini dışarıya verdi. Soğumaya başlayan hava içindeki ateşi buhar haline getirip kabul ederken Taemin yerinden kalkıp yataktaki adamın yanına gitti. Üzerindeki kıyafetleri soyup yatağa girdiğinde hareketi fark edip ayaklandı Minho. “Gitme, biraz daha uyuyalım” diye mırıldandı iki dudağının arasında. Tae ise dudaklarına uzanıp uykuya ihtiyacı olmadığını anlamasını sağladı. Kolları arasındaki zarif bedene sıkıca sarılıp kendisine çekti Minho. “Kaçmışsın çoktan ve buz gibi olmuşsun. Seni asla elimde tutamayacağım değil mi Taemin?” Soruya cevap vermek yerine başını kendisi için ayrılmış sığınak gibi görünen göğse gömdü iyice. “Sadece sarıl bana Minho. Isınmaya ihtiyacım var.”

☺☻§☺☻§☺☻§☺☻§☺☻§☺☻

“Tao… Tao nerede? Ona bir şey mi yaptı?” Artemis garip sesler çıkararak pencereleri kapattı. Ardından yüksek sesle sarsıldı oda. “Efendi Yifan size onu, gerekirse size karşı bile, koruyacağımı söylemiştim. Bu defa dönüşünüz oldukça geç oldu ama merak etmeyin oldukça sağlıklı.” Yifan gülümsedi. “Onu görmek istiyorum Artemis. Onu bana getir.”

Artemis yataktaki dinlenmiş bedeni gizli bir kapıdan çıkarıp gizlerken yatağı yeniledi. Hizmetçiler odaya rengârenk içecekler ve yemeklerle doldururken yatağa narin bir şekilde bıraktı efendisinin istediği kişiyi.

Havaya hoş kokular sıkıp pencere açısını değiştirdikten sonra kapı açıldı ve içeriye Yifan girdi. Yatakta yatan bedeni görünce adımlarını hızlandırıp yanına süzüldü. “Tao! Tao, iyi misin?” Hafif allaşan yanaklarını okşayıp alnına bir öpücük kondurdu. “Beni özlemedin mi yoksa Tao, seni bekliyorum.”

Titreyen kirpikler yavaşça açılıp karşısındaki sarışını gördüğünde gülümsedi. “Sonunda döndün mü Yifan, yeniden bana döndün mü?”  Boynuna dolanan kollarla sendeleyen sarışın kucağına çektiği çocuğun ince dudaklarını öpüp saçlarını okşadı. “Seni çok özledim sevgilim. Sana bir şey olacak diye nasıl endişelendim bilemezsin.” Tao kucağında oturduğu adamın sözlerini kesip dudaklarına minicik bir öpücük kondurduktan sonra geri çekildi. Gözlerini kısıp sarışını süzdükten sonra “Döner dönmez beni mi buldun, başkasına baktığını duyarsam sana neler yapacağımı biliyorsun, değil mi?”

Yifan gülümseyerek başıyla onayladı. “Senin için geri döndüm ama duyduklarıma bak. Aç olmalısın, hadi bir şeyler yiyelim.

…Artemis!” 

Hazırlanan yiyecekler bir masa düzeneğiyle havalanıp yanlarına geldi. Yifan tek tek açılan minik ağza yerleştiriyordu önündeki yiyeceklerden.  “Çok zayıflamışsın, hiçbir şey yemedin mi yoksa?”

Doğmayan Güneş (✓)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin