Bölüm 24

935 55 58
                                    

Uyandığımda kendimi gerçekten kocaman bir bok parçası gibi hissediyordum. Başım ağrıyordu. Nerde olduğumu kavramam uzun süremi aldı. Yoğun kusma isteğim bastırılacak gibi değildi. Midemde hiçbir şey olmamasına rağmen kendimi yataktan aşağıya sarkıtarak öğürdüm.

Kendime yeni yeni geliyordum. Başım inanılmaz derecede ağrıyordu. Mutfaktaki kavanozların arasından ıhlamur aramaya başladım. Bulduğumda aşırı sevinmiştim. Hem kendime hem de Percy'e yetecek ladar su kaynattım. Yaklaşık beş dakika kadar ıhlamuru kaynattıktan sonra fincanlara döktüm. Biraz bal ekledikten sonra fincanları tezgahta bırakıp Percy'yi uyandırmak için yatak odasına yöneldim.

"Bebeğim." Yumuşak bir ses tonuyla Percy'ye seslendim. Fakat tık yoktu.

"Percy."

"Percy!" Vücudunu hafifçe bana doğru çevirdi. Bir şeyler mırıldandı fakat duymak imkansızdı.

"Bebeğim kalk artık."

"Beş saat daha, lütfen." Percy dönüp yastığına sarıldı. Saat, saat kaçtı bu arada? Gözlerim en yakındaki saati aradı. Yatak odasında saat yoktu. Makyaj masasın üstündeki Percy'nin kol saati ilişti gözüme. Yatağın etrafında dolaşıp saate baktım. Öğlen üç olmuştu. Kimse bizi uyandırmaya gelmemişti.

"Percy, yemeği kaçırdık."

"Ne?" Percy'nin gözleri birden açıldı.

"Saat üç."

"Neden bizi uyandırmadılar?"

"Belki denemişlerdir." Salonda duran telefonumu aldım. Sekiz cevapsız çağrı vardı. "Evet, denemişler."

"Kalk artık. Çay yapmıştım soğumuştır."

"Ne çayı?"

"Ihlamur?"

"Neden?"

"İçinde bulunduğun duruma iyi gelir diye."

Percy bir süre yorganı süzdü. "Bok çuvalı gibi hissediyorum."

"Ben de." Percy'nin kalkmasına yardımcı olmak için elimi uzattım. Elimi tutup yataktan çıktı.

"Siktir." Percy omuzlarımdan destek aldı. "Deprem mi oluyor, n'oluyor?"

"Buna baş dönmesi deniyor, bebeğim." Gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Ne? Baş mı dönmesi? Yoksa dünya mı?"

"Haydi, Yosun Kafa."

"Kusabilir miyim?"

Kendimi bebek bakıyor gibi hissediyordum. "Eğer midende bir şey varsa, elbette. Ama olduğunu sanmam." Percy'yi sandalyelerden birine oturttum. Yüzüne düşen saçları ellerimle geriye doğru aldım. Saçları çok uzamıştı. Belkide bugün saçlarını kesmem iyi olurdu. Fakat şu an bununla uğraşamazdım.

Tezgahtaki fincanları alıp masaya koydum. Percy'nin karşısındaki sandalyeye yerleşirken fincanlardan birini önüme çektim ve bir yudum aldım. Percy elimi tuttu.

"Seni seviyorum."

"Ben de seni."

Çaylarımızı içtikten sonra kendimize yetecek kadar güzel bir kahvaltı hazırladık. Kaç saattir midemize bir şey girmemişti ve aşırı açtık.

Kahvaltımız bitmek üzereyken kapı çaldı. Yerimden kalkıp açmaya gittim. Piper gelmişti.

"Sonunda uyanabilmişsiniz."

"Pardon? Dün bana zorla içiren kimdi acaba?"

"Çok güzel şeyler duyduk, buna kesinlikle değdi."

Percabeth (DÜZENLENİYOR)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin