3 / GECE KARASI

175 19 35
                                    

   Violet'in  insan yanının değil de, aslında daha çok Omegasının içgüdülerine güvenerek, yardım istemek için seçtiği kurt bir baş Alfaydı. Bölgenin en büyük ve gücü sorgulanamaz sürüsünün yönetimini devralalı henüz bir sene olmuştu. Otuzlu yaşlarının başında, kurt insanların yaşam süresi baz alındığında, henüz çok genç denecek bir yaştaydı o da.

    Geçen yıl sürülerinin neredeyse yüz yıllık baş alfası, yani babası öldüğünde -kardeşlerin içinde en küçüğü olmasına rağmen- babasının isteği ile sürünün başına geçmişti.

     Acımasız, kararlı ama asla adaletten şaşmayan kişiliği ile, kendisinden oldukça büyük diğer kardeşlerinin de güven ve onayını alarak başlamıştı sürüsünü yönetmeye. Sürüsünün saygısını daha çok küçükken kazanmıştı. Korkuyla karışık bir saygıydı bu. Kararları asla sorgulanmaz, sorgulanamazdı. Nerede, ne zaman, ne tepki vereceğini asla kestiremedikleri alfalarının, feromonlarını her zaman baskı altında tuttuğunu bilirlerdi. Çünkü tanrılar korusun, savaş meydanında birkaç kez tanık oldukları feromonların, normal halinde ki etkisi ürkütücüydü.

    Bu derece baskın, hırslı ve güçlü bir Alfa, uzun zamandır bu bölge de ne duyulmuş, ne de görülmüştü. En büyük idealinin yaratılışta ki gibi, tek sürü, tek yönetim olduğunu herkes bilirdi. Daha baş Alfa olmadan önce bile, babasına bu ülküsünü kabul ettirmiş, irili ufaklı beş altı sürüyü kendi sürüsüne katmaya çoktan başlamıştı bile.

    Bu Alfayı gören normal insanlar, onun Kızılderili yerlilere benzediğini söylerlerdi hiç kuşkusuz. Hafif uzunlukta kuzguni siyah saçlarının döküldüğü geniş alnı, kanatlarını iki yana açmış bir kartalı andıran, geniş kanatlı biçimli burnu, sert köşeli çenesi ya da çıkık elmacık kemikleri değildi onun yüzünü karakteristik kılan.

    Sakin halindeyken, dipsiz kuyuları andıran, ay ve yıldızların olmadığı bir gece kadar siyah gözleri, çatılmış gür kaşlarının altından size baktığında, en derin düşüncelerinizi hatta ruhunuzu okuyabildiği hissini verirdi. Hele o gözler içindeki alfa tarafından esir alınıp kırmızıya dönüştüğünde, kaçacak delik arayan beta, omega hatta alfaların bile sağa sola bakınan bakışlarına çok kez denk gelmişti çevresindekiler.

     Onun da, Alfaların ortak özelliği olan uzun boyu, geniş ve kaslı omuzları vardı elbette. Fakat diğer Alfalarda pek rastlanmayan, yere sağlam basan ve bastığı yeri titreten bacakları, tamamen öz güveninden olsa gerekti. Kaslı vücudunun sadece genetikten gelmediğini, savaş meydanlarının bu kasların artmasına ve çelik gibi bir irade ile kuşanmasına olan katkısı gün gibi aşikardı.

    Şu anda ise, bir kurttan çok şahine aitmiş gibi duran bakışları, karşısında çaresizlikten kıvranan omegayı esir almıştı. Başka bir zamanda olsalar, bu güzel omeganın, ilk baktığında yeşil gibi gördüğü fakat şu an da korkudan menekşe rengine dönüşmüş gözlerinin, ormandaki leylak çiçeklerini andıran saçlarıyla uyumunu uzun uzun seyredebilirdi.

    Daha önce hiçbir omega da rastlamadığı süt beyaz teni, ilk bakışta, daha kapıdan girerken şaşırtmıştı onu. Normalde omegaların, sarıya çalan ya da buğdayların rengini andıran çiğ renkleri olurdu bu coğrafyada. Fakat bu omeganın, etrafındaki alfaların baskılayıcı feromonlarının etkisiyle pembeleşmiş yanakları, sincapları andıran minik sevimli burnu, her an çığlık atacakmış da, atamıyormuş gibi görünen etli, vişne rengi dudaklarıyla süslenmiş eşsiz güzelliği hayret vericiydi. Hepsinden önemlisi, renklerine çok yakışan buram buram yayılan lavanta kokusu, etrafındaki alfaların neden çıldırmış gibi feromon saldıklarının net cevabıydı.

VİOLET (DÖNÜŞÜM)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin