Bölüm 4: Dilek Tepesinde Bulutlar

58 3 0
                                    

İyi okumalar.

Telefonumun titreme sesiyle gözlerimi açtım. Masada ellerimin üstüne yatıp uykuya dalmışım, bu yüzden ben doğrulmaya çalışırken belim ve kollarım ağrıdı.

Telefonumu elime aldığımda A'nın aradığını gördüm. Telefonla konuşmayı sevmediğim için o kapatana kadar cevap vermedim. Nihayet arama sonlanınca attığı mesajları gördüm.

A: Günaydın (7:29)

A: 11'den önce buluşmamız mümkün mü acaba? (7:37)

A: Kahvaltı falan ederiz (7:37)

A: Uyanmadın mı hala? (9:30)

A: Neden açmıyorsun telefonu? (9:56)

A: Gelmeyecek misin? (10:06)

A: Beni ektiğini düşünüyorum:( (10:36)

A: Evet ektin (11:08)

A: Bari telefonu aç (11:14)

10 kere aramıştı. Son araması hariç hiçbirini duymamışım.
Saat çoktan 11 olmuştu ve ben yeni uyanıyordum. Sabah okula gidip iyi olmadığımı söyleyip izin alacak oradan da kütüphaneye geçecektim. Fakat uyuyakaldığım için ne okula gidebilmiştim ne de kütüphaneye.

Eylül: Kusura bakma uyuyakalmışım (11:16)

Eylül: Hemen hazırlanıp çıkıyorum

A: Sabaha kadar ders çalıştın değil mi?

A: Neyse, kütüphaneye gelme sana atacağım konuma gel

Eylül: Tamam

A: *konum

Eylül: Burası merkeze neredeyse 2 saat uzaklıkta????

A: Evet, hadi elini çabuk tut

Eylül: Bugün bitsin, gör bak nasıl intikamımı alıyorum

A: O zamana kadar güzelce eğlenelim :))

Eylül: Bugün hayatımın en kötü günü olacak

A: Şimdiden bugün nasıl olacak karar verme

A: Sadece hazırlan ve yola çık

Eylül: Emredersiniz Arda Bey

Ondan ne yapmasını isteyeceğimi çok iyi biliyordum. Hem ondan kurtulacaktım hem de bu oyundan.
Dün gerçekten keyif almıştım fakat bunu sonsuza kadar sürdüremezdik. İkimiz de pes etmek istemiyorsak biri oyunda bunu diğerinden istemeliydi.

Çabucak hazırlanıp evden çıktım. Kimseye nereye gidiyorum, ne yapıyorum hesabı vermem gerekmiyordu. Çünkü kimse beni umursamıyordu. Bu işime geliyordu açıkçası.

İki otobüs, bir minibüs yolculuğundan sonra Arda'nın attığı konuma geldim.
Burası kafa dinlenmek için derenin etrafına kurulmuş bir yerdi. Bungalov evleri sıra sıra dizilmiş derenin kenarına. Ağaçlar yapraklarını yere dökmüş, sarı yapraklar bu gri havaya biraz olsun renk katmışlardı. Burasının çok güzel olduğuna dair duyumlar alırdım fakat hiç buraya gelmek kısmet olmamıştı.

Havanın bulanık olması buranın güzelliğini kapatamamıştı. Hatta havanın böyle olmasını sevmiştim. Hafta içi ve sonbahar olmasından dolayı ıssızdı. Yere düşen sonbahar yapraklarına basa basa, derenin yanındaki banka oturmuş telefonuyla fotoğraf çekinen Arda'nın yanına gittim.
Arkası bana dönüktü.

ÜMİTVARİ DÜŞLERHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin