2.YİRMİ ALTI

16 1 0
                                    

Şarkı: Çağan Şengül, Hemsaye-Yaratılışın ikinci günü

🍁

Çoğu zaman yalnızlığın bir tercih olduğunu, insanların buna mecbur olmadığını düşünürdüm. Çünkü bana göre kimse yalnız kalmazdı, kalamazdı. Bu kadar kalabalık bir dünyada yalnız olmak ancak bir tercih olabilirdi. Bunun böyle olmadığını yirminci yaşım öğretmişti bana. Annemle babam hayatımdan bir anda çıkınca iki kolumun da aynı anda koptuğunu ve artık kimsenin ya da hiçbir şeyin bana kol olamayacağını fark ettim. Öylece ortada kalmıştım. Evet akrabalarım vardı, arkadaşlarım vardı ama hiçbiri onların arkalarında bıraktığı boşluğu doldurmaya yetmiyordu. Sadece yirmi yaşındaydım. Üniversiteye başlayalı iki yıl, onlardan ayrı bir şeyler yapmaya başlayalı sadece iki yıl olmuştu. Babam giderken kolumu annem giderken kanadımı kırmıştı.

Hayatımın bu noktasında büyümek zorunda kalmıştım. Ben bir gecede bir kaç yaş birden büyümüştüm. Onların öldüğü gecenin sabahında bambaşka bir Ala doğmuştu, çünkü onların kızı olan Ala da o gün onlarla beraber ölmüştü. O gece sabaha kadar çığlık çığlığa ağlamış ardından da ölüm sessizliğine gömülmüştüm.

Sonra asıl yalnızlığın gerçekten de kalabalıklar içindeyken olduğunu fark etmiştim. Etrafım kalabalıktı ama ben yalnızdım. Gülüyordum ama içime içime de ağlıyordum. Hatta o kadar çok ağlıyordum ki bazen kendi gözyaşlarımda boğuluyordum. Derin nefes alma ihtiyacıyla kendimi sokaklara atıyor, yaz kış fark etmeksizin uzun uzun yürüyordum. Ve ne zaman nerede görsem aynı acıyı tatmış insanları gözlerinden tanıyabiliyordum. Çünkü yara yarayı gizler, yara yarayı bilirdi. 

Babam bana her zaman bir çok şeyi insanların gözlerinde görebilir, onları gözlerinden anlayabilirsin derdi. Bunu en acı şekilde onlar öldükten sonra öğrenmiştim. İnsanlar bana bakarken acıyordu bunu gözlerinden anlayabiliyordum. Teyzeme her baktığımda onun gözlerinde diğer yarısını -yani annemi- kaybettiğini çok açık bir şekilde görebiliyordum. Sanki onlardan sonra gözlerimin önündeki perde kalkmıştı ve ben insanları okumaya başlamıştım. Eğer gördüklerim beni yanıltmıyorsa Asaf'ın yarası da benimkiyle aynıydı. Gözlerinde gördüğüm ışığın bir yanı karanlıktı. Biz aynı yaradan doğmuş iki tutsaktık. 

Asaf uyuya kalmıştı. Ve ben saatleri onu ve denizi izleyerek geçiriyordum. Kollarını göğsünde birbirine bağlamış cenin pozisyonun da uyuyordu. Hava serindi. Odasından onun için ince bir pike getirmiş ve üstüne örtmüştüm. Tekne denizin ortasında, dolunayın eşlik ettiği bir gece de asılı kalmış gibiydi. Bazen gelen sert dalgalarla sallansa da genel olarak sabit duruyordu. Gözlerimi ucu bucağı olmayan denizden alıp tekrar Asaf'a çevirdim. Kirpiklerinin yüzüne düşen gölgesi boynumda asılı duran iplere benziyordu. Sanki ikisine de fırsatı versem beni boğarak öldürebilirlerdi.

Olduğum konumu sorgulamak istemiyordum çünkü bana çok da yabancı olan bir şey değildi. Burada çoğu zaman yabancılarla tanışıp arkadaş olurduk. Bodrum her şeyden önce bir tatil şehriydi ve her yıl binlerce yerli yabancı insan geliyordu. Burada doğmuş büyümüş biri olarak bu duruma oldukça alışıktım. Çoğu zaman sahile ya da plaja iner hiç tanımadığımız insanlarla içer, oyunlar oynar bir şekilde eğlenirdik. Güneş yavaş yavaş doğuyordu. Yaydığı kızıllık görülmeye değerdi. 

Asaf uyanmak için hareketlenmeye başladığında o daha  gözlerini açmadan teknenin ucuna doğru gidip oturdum. Yakalanmak korkusu kalbimin son hızla atmasına neden olmuştu. Sapık gibi oturmuş saatlerdir adamı izliyordum. Ne ara uyandığını bilmediğim Mert bana günaydın deyip tekneyi limana doğru hareket ettirmeye başlamıştı. Kısa süre sonra da limana demir atmıştık. Her ne kadar kabul etmek istemesem de ısrarına boyun eğip Mert'in beni eve bırakmasına izin vermiştim. Numaramı alıp gitmeden önce de mutlaka görüşmek istediğini söylemişti. 

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: May 24, 2020 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

KUPA KIZI 6Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin