[Rude-Eternal Youth]
•
Taeyong sabahın erken saatlerinde evinden ayrılıp, evine yakın olan kafeye gelmişti. Her sabah düzenli olarak filtre kahve içerdi.
"Ah, selam. Bay Lee?"
Taeyong, siyah önlüklü kendisine seslenen garsona döndü.
"Evet?"
"Her sabah düzenli olarak buraya geliyorsunuz. Her sabah düzenli olarak filtre kahve içiyorsunuz ama bu kadar fazla kafein tüketmemelisiniz."
"Afedersin ama, bu seni niye bu kadar ilgilendiriyor?"
"Gözleriniz kızarmış, aynı şekilde şişmiş de. Dudaklarınız daha da koyulaşmış. Siz, ağlamışsınız?"
Taeyong, garsonu incelemeye başladı.
Garson, Taeyong'dan biraz daha uzun, yapıca daha iriydi. Saçları gümüşümsü bir renkteydi. Yüzü, vücudunun yapısına zıt olarak daha bebeksiydi. Muhtemelen gamzeleri vardı. Saçlarının yarısından fazlasını sağa doğru eliyle yatırmış olmalıydı. Elleri damarlıydı ve gayet fit bir vücudu vardı. Ancak Taeyong, bu adamın düşüncelerini de merak etti.
"İnsanlar ağlayabilir ancak benim için o tür eylemler saçmadır."
"Jaehyun. Adım Jaehyun."
"Taeyong, Lee Taeyong."
"Eylemler saçma olabilir ancak önemli olan ne istediğindir. Eğer ağlamak istiyorsan, saçma olsa bile ağla. Yarınlar yokmuşçasına ağla. Çünkü kimse sana çıkıp 'ağlamak çok saçma' diyemez."
Taeyong gözlerini kahvesine dikmişti. Henüz sadece adını bildiği garson fazla mantıklı konuşuyordu ama bu Taeyong'du.
Duygusal şeyler ona göre değildi. Ve ağlamak saçma bir eylemdi. Ağlamak güçsüz olmak demekti. Ağlamak yenilgi demekti.
"İki gün önce, abimin ölüm haberini aldım. Ve bak, hâlâ buradayım. Abim Hong Kong'da olmasına rağmen ben hâlâ burda oturuyor, hiçbir şey olmamışçasına kahvemi içiyorum. İşte böyle biriyle konuşuyorsun şuan, dediğin şeyler boşuna."
"Yanılıyorsunuz efendim. Bedeniniz burada. Ama gözlerinize bakıldığında anlaşıldığı üzere, kendiniz hiç de burada değilsiniz."
Taeyong yarım ağız güldü. Kendisiyle ilgili hiçbir şey bilmediğini düşündüğü bir adam ne denli ona karışıyordu.
"Jaehyun, her sabah buraya gelip kahve içmemi, belki burdan sonra neler yaptığımı, hatta bütün günümü nasıl geçirdiğimi bilebilirsin ama bu demek olmaz ki beni tanıyorsun."
Jaehyun, Taeyong'un yanına oturdu.
"Şu an bilmemem, asla bilemeyeceğim anlamına gelmez. Ve bence sen filtre kahve yerine daha yumuşak içimli şeyler tüket. Emin ol daha çok beğeneceksin."
Jaehyun siyah önlüğünün cebinde duran not kağıdını ve kalemini aldı. Bir şeyler yazdıktan sonra Taeyong'a uzattı.
"Kendini tanıtmak istersen, mesaj atman veya araman yeterli." cümlesinin sonunda göz kırptı Jaehyun. Ve oturduğu yerden kalkıp tekrar işinin başına, tezgaha döndü.
Taeyong ise Jaehyun'un kendinden emin tavırlarını sevmişti. Cesurdu. En azından şimdilik öyle duruyordu.
Önünde duran kağıdı, kırışmamasına dikkat ederek katladı ve pantolonun cebime soktu.
"Belki de yumuşak içimli şeyler o kadar da kötü değildir." Jaehyun elinde karton bardakla tekrar Taeyong'un masasına geldi.
Taeyong ise Jaehyun'a bakıyor, bu tavırlarını çözmeye çalışıyordu. Genelde kişilik haritası çıkartmada iyi olan Taeyong, Jaehyun'a baktığında hiçbir şey göremiyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Triggerman † Jaeyong
Fanfic"Gözlerindeki kırgınlığı gördüm. Herkese yorgunluk desen de biliyorum, içinde bir yerlerde çocuk ölmüş, genç yaşında. Sense onu istemeyerek gömmüşsün. Gözyaşlarınla sulamışsın toprağını. " °Jaeyong° ©mndln0