umut'un savaş'ı

352 32 32
                                    

Kendisini uykunun kollarına atmayalı uzun süre olmuştu. Her gün aynıydı, sanki birisi zorla hareket ettiriyormuş gibiydi onu. Ayağa kalk, yüzünü yık, giyin.... Bunların hepsi anlamsız geliyordu.

Her şeyin değişmesi için o kokuyu duyması lazımdı, tanıdık ıhlamur kokusunu.

Derse sadece Arslan zorla eve kadar gelip ısrar ettiği için girmişti. Hoca bitirir bitirmez yerinden kalktı çarpıştığı anda, bu tanıdık koku sanki onu, içindeki duyguları uyandırmıştı. Savaş ile bugüne kadar aslında bir kere bile konuşmamıştı, sadece yaklaşık üç senedir ortak dersler alıp durmuşlardı bu yüzden sadece ismen tanıyordu. Bunca yıldır ona söylediği ilk cümle ise "önüne bak" olmuştu. Aslında kendisine itiraf etmeye zorlandığı şey, bu kokuyu tek bir kişide özlediğiydi. Savaş'ın ıhlamur kokması sadece dikkatini çekmişti. Yine de Umut o gün ders çıkışı bahçede kendisini bekleyen Arslan'ın yanına gitmek yerine yavaş adımlarla fazla uzun boylu olmayan, sıska çocuğu takip etti.

Belki de kendisine benzettiği için takip ediyordu. O an Umut genç çocuğu takip etme nedenini sorgulamadı. Savaş Tuvalete girdiğinde ardından giren kişiyi gördü ama yine de koridorda sabırla bekledi, içeride tansiyonun yükseldiğini belirten seslerle Savaş'ın nasıl başa çıkacağını merak etmişti. Sadece on dakika sonra sol elinde kanla tuvaletten çıkan Savaş ile gerçekten şaşırmıştı. İlk defa onlara karşı çıktığını görmüştü.

"Ne oldu? İçeride işin bitti mi?"

Umut kolundan tutup durduğu çocuğun gözlerinin içine bakarken bir şeyler arıyordu.

"Sen ne zamandan beri sol elini kullanıyorsun Savaş?"

"Sanane."

Kendisine verilen cevaba karşılık vereceği sırada tuvaletten çıkan pısırık bedenle gerçekten iğrendiğini hissederken bir yandan da Savaş'ın onu dövmesi moralini yerine getirmişti.

"Umut..." deyen çekimser sese "Noldu İbrahim?" yanıtı verirken Umut bu çocuğun hep babasının arkasına saklanacağını biliyordu, kendi rakibi bile olamazdı.

"Bizim Savaş'la ödeşmemiz gereken bir şey vardı da."

"Senin Savaş'la ödeşmen gereken hiçbir şey yok. Anladın mı?"

Umut'un üstüne bastıra bastıra söylediği cümleler, karşısındaki çocukta korku uyandırmıştı.

"Anladım." deyip itiraz etmeyen çocuk kendisine gereksiz efor sarfettirmediği için memnun olmuştu. Umut gözlerini tekrardan ıhlamur kokusunun sahibine dikerken Savaş inatla gözlerine bakmıyordu.

"Teşekkür ederim ama kendimi koruyabilirim."

Savaş'ın sözleriyle kaşlarını çatan Umut bir şeylerin çok ters olduğunu hissetmişti. Uzaklaşan çocuğun arkasından bakarken telefonu çıkardığı gibi herkesin her şeyini bilen tek arkadaşını aradı.

"Alo, Özge?"

*

Umut'un dövme yaptırdığı yer acırken kendisi acımadan bir amaç uğruna parti düzenlemeye karar vermişti. Savaş'ı daha yakından tanımak istiyordu çünkü peşine taktığı çocuk sayesinde Barış'ın eski evine kadar gittiğini öğrenmişti.

Barış'ı nereden tanıyordu?

Neden ıhlamur kokusu?

Savaş'ın sağ elini kullandığını geçen sene kolu kırıldığından biliyordu, çoğunlukla sınıf arkadaşı olan bu genç nerdeyse iki aya yakın bir süre okula kolu kırık bir şekilde gelmişti. Onun net bir şekilde derslerde yazı yazamadığı için not satın aldığını biliyordu. Bir anda solak olmakta neyin nesiydi?

Ilgın'a bir bahane bulup sıska çocuğun peşine takılırken onun kendi evinde ne aradığını gerçekten merak etmişti. Her zaman partilerine gelen ama bir süre köşede oturup sonra giden Savaş bu sefer evinin içine girmiş ve en üst kata kadar çıkmıştı. Evinde partiye gelen herkesin bildiğine emin olduğu tek şey üst katlara çıkmanın yasak olduğuydu ama Umut bunu hafızasını kaybeden bir çocuktan beklemiyordu. Bu konuda beynini kemirip duran bir şey vardı, sanki gözden kaçırdığı bir şey.

Kitaplığın önünde duran çocuğa sorduğu"Burada ne arıyorsun?" sorusu ile ilk önce dar omuzların sorusu ile kasılmasını izledi. Arkasını döndüğünde düşünceli bakışlarla aklına gelen tek isim yüzünden ona kendisi gibi davranmadığı kesindi. Normalde olsa buraya giren kişiyi rezil eder ya da eşek sudan gelinceye kadar döverdi. Eskiden Savaş yapsaydı yine öyle olurdu.

"Tuvalet doluydu da başka bir tuvalet arıyordum, affedersin."

Bir anda duyduğum şeyle sinirlendim, gerçekten Savaş hala salaktı. Elindeki kitabı fark ettiğimde kitabın arasında bulmamasını umduğum şeyle onunla biraz oynamaya karar vermiştim.Kesinlikle kaçacaktı. Savaş'a yaklaştıkça geri giden çocuk, en son gidecek yeri kalmadığında sırtını kitaplığa çarpmıştı.

"Tuvalet değil de benim odamı arıyor değildin yani?"

Umut Savaş'ın kulağına fısıldarken aldığı koku onu mest ediyordu. Bu koku için bile çocuğu yanında tutabileceğine karar verdi.

"Senin odanı napacam be, manyağa bak"

Kendsini itip sinirlenen çocukla Umut, sakinleşmiş bakışlarıyla siyah saçlı bedenin odasını terk etmesini izledi. Bu çocuk gerçekten de Barış'ın ruhunu taşıyor gibiydi. O günden sonra Umut onu bakışlarının altına aldı, her adımını izledi ya da izlettirdi ve günün sonunda Savaş hakkında çalışma masasına yığılmış binlerce kağıt oluyordu.

Barış gibi sol elini kullanıyor.

Şeker portakalını seçti.

Bana saat aldırdı.

Aleyna ile eskisi gibi samimi değil.

Çileği seviyor. Ama Savaş'ın alerjisi var.

Dövüşmeyi biliyor.

Savaş'ın evine gitti.

Umut cebinden telefonunu çıkardı, tek güvendiği adamını ararken kısa bir çalma sesinden sonra konuştu.

"Alex, Savaş'ı daha yakından takip et. Bana ne yediğini, kimlerle konuştuğunu, nereye gittiğini dakika dakika bildirmeni istiyorum."

Kabullenmek istemediği, ona saçma gelen, delice bir fikri vardı ama bunu asla söyleyemiyordu. Daha da emin olması gerekiyordu. Umut akşam vakti tıkanmış trafikte arabasının içinde bunları düşünürken gözüne sıska bir beden takılmıştı. Arabayı sola emniyet şeridine çekti ve dörtlülerini yaktı. Sıska çimlerin üzerine uzanmış, ağlayan beden... İşte bu tanıdıktı. Aylar önce adını bilmediği zamanlarda çocuğu bir kez daha böyle görmüştü. Barış'ı ise ağlarken hiç görmemişti.

"Ağlamaktan öleceksin."

Sıska beden ağlamayı kesti ve başına sardığı kollarını yüzünden çekip ayağa kalkaren Umut'un beklediği son şey kendisine sımsıkı sarılan ince kollardı. Ihlamur kokusunu bir kez daha içine çekti ve konuşmadı. Çocuğu itmedi, buna ihtiyacı olduğunu hissediyordu ama kaçındığı şey kalbini attırmıştı.

Savaş... ve Barış.

Umut profesörün odasından çıkmıştı. Mermer merdivenlerden ineceği sırada kollarını dizlerine dolamış, ağlayan bedenle duraklamıştı. Bu çocuğu saçındaki beresinden tanımıştı. Sırtını döndü ve çocuktan uzaklaştı, işte o sırada kaderin kırmızı ipleri bir kez daha dolandı. Aylar sonra Barış öldüğü sırada Tanrı dedi ki,

"O masumu terk etmeyecektin! Şimdi sana cezanı veriyorum, onunla birlikte olup asla sevdiğinle yüzleşemeyeceksin."

Y.N: Umut korkaktı, Barış'ın yanına gitmedi, Barış ise cesurdu Savaş ile Umut'u buluşturdu. Yine de sarıldı.

Yarın tez sunumum var, bana bol şans dileyin :) !!

Oho merak etmeyin geçtim ama deneysel psikoloji beş para etmez bu ülkede

yolun sonuna kadar [boyxboy]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin