9~

1.2K 94 137
                                    


Ama uyandığımda o iğrenç kokan ceset dolu odada olmayı beklemiyordum.

Şaşkınlıkla etrafa baktım, neden buradaydım? Buraya nasıl geldim ben?! Neden sandalyede bağlı duruyorum!

Ayağa kalkmaya çalıştım ama hiçbirşey yapamıyordum. Bileklerim ve vücudum demir sandalyeye çok sıkı bağlanmıştı. Haraket etmeye çalıştığım an ip bileklerimi kesiyordu, canım çok acıyordu. Buradan kaçıp canımı kurtarmak istiyordum ama yapacak hiçbirşeyim yoktu. Yenilgiyi kabul edip burada acı çekerek ölme düşüncesi beni çıkmaza sürüklüyordu. Yapacak bir şeyler olmalıydı...

Kapı gıcırtılı bir şekilde açıldı, içeri gireni göremiyordum ama kokusundan tae olduğunu anlamıştım. Bir düğmeye bastı ve heryer aydınlandı. İşte o zaman keşke ellerimi kaybedecek olsam bile buradan kaçmalıydım diye düşündüm. Herşeyi görebiliyordum, burada yapılan bütün işkenceler, acı, çığlıklar ve yalvarmalar... Herşeyi tahmin edebiliyorum.

Bu odanın iğrenç kokusu artık gelmiyordu, tavandan damlayan kan durmuştu. Herşey zaman bile durmuştu. Tae öylece durup benim tepkimi izliyor, sadece tae değil bu odadaki bütün cesetler beni izliyordu.

Neden tavandan kan damlar ki diye düşünmüştüm nedeni, duvarın köşesine çivilenmiş bir kafaydı. Saçları kafasında değildi, kulaklarından çivilenmişdi. Yerde duran organlar, duvardaki kanla yazılmış saçma şeyler, odanın bir köşesindeki kanla kaplı sopa... En iyiside parçalanmış bedenler. Hepsi birbirinden ayrılmıştı, hiçbirşey tam değildi.

Bir beden daha gözüme çarptı, bu diğer kadınlardan daha farklı duruyordu. Bacakları daha kalın, yüzü daha tombuldu. Diğerleri çok fazla zayıf olduğundan o kadın dikkat çekiyordu. Kahverengi saçlarına hiç zarar gelmemiş ama bir bacağının derisi soyulmuş, göz kapakları delinmişti. Sanki birisi keskin bir şeyi gözüne saplamış gibiydi. Vücudunda hiç kan yoktu, temizlenmişti. Kim böyle bir şeyle uğraşır ki? Diğerlerinden daha az şey yapılmış bu kadına.

Ben etrafa bakarken, tae nin öksürmesiyle zaman akmaya başladı sanki. Hatta tavandan damlayan kan daha da şiddetlendi ve bileklerimden kanlar süzülmeye başladı. Tae yaklaşmaya başladı, az kalsın ağlayacaktım. Çok korkuyordum, elim titriyordu ve bu iplerin bileğimi daha da kesmesini sağlıyordu. Bu sefer tae nin gözlerine bakamadım, yere baktım. Tae daha fazla yaklaştı ve eğildi. Çenemden tuttu ve ona bakmamı sağladı. Elleri soğuk ve yumuşaktı. Sert davranmamıştı ve bu daha çok korkmama sebep oluyordu. Gözlerime yine çok anlamlı bakıyordu, hiç beklemediğin bir zamanda söze girdi;

- Mina gitmene izin veremem! Sen hep benim yanımda kalacaksın. Üzgünüm ama kendime hakim olamıyorum. Seni mutlu etmek için her şeyi yapacağım. Ellerini çözeceğim ve saracağım, sonra rosé gelicek. Ona istediğini yapabilirsin. Ondan sinirini çıkart Mina.

Uzun ve anlamsız konuşmuştu ama korkudan titrerken bunları düşünemezdim. Asla ağzımı açmadım, ondan çok kokruyordum ve en azından şimdilik ne isterse yapacaktım. 

Yüzümü okşadı ve ellerimi kibarca çözdü. Cebinden çıkarttığı şeyle bileklerimi sardı ve bana sarıldı. Ben hala şokta olduğum için hiçbirşey yapmadım hatta kulağıma fısıldadığı şeyleri bile duyamamıştım.

Benden ayrılıp telefonundan jungkook u aradı. Sadece görüntü vardı, hiçbirşey duyamıyordum neyse ki rosé nin çığlıklarını duyabildim yoksa sağır olduğumu düşünecektim. Rosé ince ve dayanılmaz sesiyle çığlık atıp çırpınıyordu. İğrenç sesi kulaklarımı acıtmıştı, sesini kesmem lazım. Köşede duran kanlı sopanın yanında bandı aldım ve ağzını bantladım. Ona sopayla vurup onu bayıltamazdım çünkü herşeyi görmesini hiçbirşeyi kaçırmamasını istiyordum. Bütün acıyı hissetmesini, acı çekerken yüzünün nasıl bir hal alacağını görmek istiyordum.

ᴘsɪᴋᴏᴘᴀᴛ | ᴋᴛʜ Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin